Yazarların Gizli Dünyalarına Açılan Kapı: Yazarın Odası - Paris Review Röportajları
23 Kasım 2017 Edebiyat Kültür Sanat Kitap

Yazarların Gizli Dünyalarına Açılan Kapı: Yazarın Odası - Paris Review Röportajları


Twitter'da Paylaş
0

"Kitap yazarken uyanıksınızdır; zamanını, uzunluğunu, her şeyini seçebilirsiniz. Ben sabahları dört-beş saat yazıyorum ve zamanı gelince duruyorum. Bir sonraki gün de kaldığım yerden devam edebiliyorum. Gerçek bir rüya olsa bunları yapamazsınız.” – Haruki Murakami
Yarım yüzyıldan uzun bir süredir dünyanın en prestijli edebiyat dergilerinden The Paris Review’da yayımlanan röportajlar, edebiyat dünyasının gizli kalmış, bilinmeyen sırlarını okurlarla buluşturuyor. Dünya edebiyatına yön vermiş romancılar, öykücüler ve şairler, kendi başlarına bir tür olarak parıldayan bu röportajlarda bir araya geliyor. Edebî tavırları, hayat görüşleri, yazma alışkanlıkları, çevreleri, eserleri ve edebiyata dair görüşleriyle okura kendi dünyalarını aralayan bu muhteşem kadroda kimler mi var? Haruki Murakami, Toni Morrison, Orhan Pamuk, Alice Munro, Raymond Carver, Saul Bellow, Philip Roth ve Ezra Pound... Margaret Atwoodun önsözünden: “Çoğu zaman yalnız olan yazarlar bu röportajlar aracılığıyla yalnız olmadıklarını fark ederler. Başkaları da şüpheye düşüyor, tıkanıyor ve sarpa sarıyordur; başkaları da zavallı ve ihmal edilmiştir; başkaları da amaçsız edebî tartışmalara sürüklenmiş ve basın tarafından karalanmıştır; başkaları da yoluna devam edip engelleri aşmış ve direnmiştir.”

Yazarın Odası'ndan alıntılar

“Bir gece yarısı mutfak masasında yazmaya başladım. İlk kitabı bitirmem on ayımı aldı; onu yayıncıya gönderdim ve bir tür ödül kazandım, yani rüya gibi bir şeydi –gerçekleşiyor olmasına şaşırıyordum. Fakat bir an sonra düşündüm ki, ‘Evet, oldu ve artık bir yazarım; neden olmasın? Bu kadar basit.’ [...] Ben zeki değilim. Kibirli de değilim. Kitaplarımı okuyan insanlar gibiyim. Eskiden bir caz kulübüm vardı, kokteyller ve sandviçler hazırlıyordum. Yazar olmak istemiyordum, birden oluverdi. Tanrı vergisi bir hediye gibi düşünebilirsiniz. Bu yüzden mütevazı olmalıyım sanırım.” – Haruki Murakami “Bir hikâyeyi yazmaya başladığım zaman konunun nereye bağlanacağını ya da bir sonraki adımın ne olacağını hiç bilmem. Ön planda bir cinayet olayı varsa mesela, katilin kim olduğundan haberim yoktur. Kitabı yazıyorum çünkü kim olduğunu bulmak istiyorum. Eğer kim olduğunu bilirsem hikâyeyi yazmanın bir amacı kalmaz. [...] Kitap yazmanın güzel tarafı şu ki uyanıkken rüya görebiliyorsunuz. Oysa gerçek bir rüya olsa onu kontrol edemezsiniz. Kitap yazarken uyanıksınızdır; zamanını, uzunluğunu, her şeyini seçebilirsiniz. Ben sabahları dört-beş saat yazıyorum ve zamanı gelince duruyorum. Bir sonraki gün de kaldığım yerden devam edebiliyorum. Gerçek bir rüya olsa bunları yapamazsınız.” – Haruki Murakami “Bazı şiirlerim Türkiye’de yayımlandı, ama sonra bıraktım. Açıklamam da şu ki bir şairin, Tanrı’nın dile geldiği kimse olduğunu anladım. Yani içinize şiir kaçmış olması lazım. Şiir kanalında şansımı denedim, fakat bir müddet sonra Tanrı’nın benimle konuşmadığını fark ettim. Bu beni üzmüştü, ben de ‘Eğer Tanrı benimle konuşsaydı ne derdi?’ diye hayal etmeye çalıştım. Bunun cevabını bulmaya çalışırken çok titiz ve aheste bir şekilde yazmaya başladım. İşte bu düzyazıdır, roman yazımıdır. Böylece kâtip gibi çalıştım. Bazı diğer yazarlar bu ifadeyi biraz aşağılayıcı bulur. Ama ben kabul ediyorum, kâtip gibi çalışıyorum.” – Orhan Pamuk “Kitap yazdıkça değişirsiniz. Her seferinde aynı insan olunmaz. Önceki gibi devam edemezsiniz. Bir yazarın kaleme aldığı her kitap gelişiminin bir dönemini yansıtır. Birinin romanları o kişinin ruhsal gelişiminin dönüm noktaları olarak görülebilir. Artık geri gidemezsiniz. Kurgunun ateşi bir kez söndü mü, bir daha canlandıramazsınız. ” – Orhan Pamuk “Şu veya bu sebepten ötürü mü, yoksa farkında bile olmadığım bir nedenle mi yazıyorum, bilmiyorum. Sadece, yazacak bir şeyim olmadığı zaman burayı sevmediğimi biliyorum. Dünyadan bahsediyorum. Akıl almaz şiddete, kasıtlı cehalete, başkalarının acı çekmesi için duyulan iştaha kayıtsız kalmam mümkün değil. Her zaman bunun bilincindeyim, ama bazı koşullarda (dostlarla yemekteyken, diğer kitapları okurken) farkındalığım azalıyor. Öğretmek büyük bir fark yaratıyor, ama bu yeterli değil. Öğretirken çözümün bir parçası olmaktan çok kayıtsız, boş vermiş birine dönüşebilirdim. Yani bu dünyaya ait olduğumu hissettiren şey öğretmen olmam değil, anne olmam değil, sevgili olmam değil, yazarken kafamda dönen şeylerdir. Bu şekilde buraya ait olurum ve birbiriyle bağdaşmayan apayrı şeylerin hepsi bu şekilde yararlı olabilir. Yazarların hep yaptığını söylediği geleneksel şeyleri, yani kaostan bir düzen çıkarmayı ben de yapabilirim. Tekrardan düzensizliği getiriyor olsanız bile o noktada hükümdarsınızdır. Yazarken bir mücadele içinde olmak çok önemli, benim için yazdıklarımı yayımlamaktan daha önemli.” – Toni Morrison “Tanıdığım kimseyi kullanmam. Bu konuda gerçekten dikkatliyim. Yazdıklarım asla birine dayanmaz. Çoğu yazar yapar, ama ben yapmıyorum. [...] Sanatçılarda oluşan bir his vardır –fotoğrafçılarda diğerlerinden daha çok olur, bir de yazarlarda– şeytan gibi davrandıklarını hissederler... Canlı kanlı bir şeyi alıp onu kendi emelleri için kullanma durumudur bu. Ağaçlarla, kelebeklerle ya da insanlarla yapılabilir. Başkalarının hayatını vakumlayarak kendiniz için küçük bir hayat oluşturmak ciddi bir meseledir ve hem manevi hem de ahlaki sonuçları vardır. Roman kurgularken karakterlerimin tamamen uydurulmuş insanlar olması en zekice, en rahat ve en heyecan verici şeydir benim için. İşin heyecanı biraz da buradadır. Eğer başka birine dayanıyorlarsa bu komik bir açıdan telif hakkı ihlaline girer. Adamın hayatı kendisinindir, patenti ona aittir. Kurguya kurban gitmemesi gerekir.” – Toni Morrison “Bir yazar yazdıklarına göre yargılanır ve olması gereken de budur. Yazmayı çevreleyen koşullar başka bir şeydir, edebiyat dışıdır. Benden kimse yazar olmamı istemedi. Fakat bir yandan hayatta kalmaya çalışıp, faturaları yatırıp, masaya yemek koyup aynı zamanda da kendimi yazar olarak görmem ve yazmayı öğrenmem çetin bir işti. [...] Çok garip. Hayata hiç de iflas etmek, alkolik olmak, kazık atmak, hırsızlık yapmak ya da yalan söylemek ümidiyle başlamıyorsunuz.” – Raymond Carver “Denemek ve başarmak birbirinden farklı şeyler. Bazı yaşamlarda insanlar daima başarır, bence bu güzel bir şey. Başka yaşamlarda ise insanlar denedikleri, en çok yapmak istedikleri, hayatı destekleyen küçük ya da büyük şeylerde başarılı olamazlar. İşte bu yaşamlar yazmaya değerdir, yani başaramayan insanların hayatı. Benim kendi deneyimlerim, direkt ya da dolaylı yoldan, ikinci seçenekle alakalıdır. Sanırım karakterlerimin çoğu yaptıklarının bir kıymetinin olmasını istiyor. Fakat aynı zamanda da öyle bir noktaya gelmişler ki –birçok insan gibi– hiç de öyle olmadığını biliyorlar. Artık bir anlamı yoktur. Bir zamanlar önemsediğiniz, hatta uğrunda öleceğiniz şeyler artık beş para etmiyordur. Kendi hayatlarından rahatsız olurlar, paramparça oluşunu gördükleri hayatlarından. İşleri yoluna koymaya çalışırlar ama yapamazlar. Çoğu zaman da bunu bilirler sanırım, sonra da sadece yapabildiklerinin en iyisini yaparlar. ” – Raymond Carver “Tüm yüzeysel göstergeler kıyameti yazmanız gerektiğini vurgularken cenneti yazmak zordur. Cehennemde ya da Araf’ta bile yaşayacak insan bulmak çok daha kolay. Zihnin en üst düzeyinin kaydını tutmaya çalışıyorum.” – Ezra Pound “Kitaplarımda şöyle soruyor gibiyim: İnsan içi boş isyan saçmalıklarından kaçınan bir nihiliste dönüşmeden bu koca toplumun kontrollerine nasıl dayanabilir? Öyle zannediyorum ki çoğu Amerikalı gibi istemeye istemeye sorunun daha rahatlatıcı ve iyimser tarafı seçtim. [...] Katı bir ahlakçı olmadığım için kendimi suçlayacak değilim; nihayetinde bir roman yazarı olduğum bahanesini her daim kullanabilirim. [...] Hayatın tarafında da hakikat olabilir. Yalan söylemeye alışmış, kendi kendini kandıran insanlar olarak hakikatten korkmak için ciddi sebeplerimiz olduğunu kabul etmeye hazırım; fakat ümidimi kesmeye hiç de hazır değilim. Kim bilir, belki evrende bize dost olan hakikatler de vardır.” – Saul Bellow

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR