Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

9 Eylül 2022

Edebiyat

Füruğ Ferruhzad: Başkaldırı Şairi

Ömer Çiftçi

Paylaş

1

0


Muhafazakar bir aileye doğan Füruğ Ferruhzad'ın babası, iyi eğitimli ve okumuş bir askerdi. Katı kurallarla dolu bir babaydı. Bu yüzden Ferruhzad'ın babası ile yıldızı ömrü boyunca hiç parlamadı.

Hanüz on altı yaşındayken evlendi. Kamyar adında bir erkek çocuğu oldu. Fakat boşandıktan sonra velayet babaya verilir. İran’ın yasaları oğlunu elinden alır ve Füruğ bir daha oğlunu göremez. Bu özlem şiirlerinde bariz görünür.

“Küçük oğlum benim ninni

Kapa gözünü gece olmuştur

Uyu bu kara dev, gözünde kan

Dudağında gülüşle gelmiştir”

Roşenfekr dergisinde “Günah” adlı bir şiiri yayımlanır ve hayatı tamamen değişir. Eşi ve babası ile arası açılır. Füruğ için artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Psikolojik sorunlar ve intihar girişimlerinin ardı kesilemez bir hal alır.

“Günah işledim lezzet dolu bir günah

Titreyen esrik bir tenin yanında

Tanrım ne bileyim ne yaptım ben

O karanlık susku dolu zulada”

İlk deneyimi sırasında hem kadınların hem de annelerin duygularını paylaşan, yalnız ve isyankâr bir kadından bahseder, ayrıca ailenin ve toplumun geleneklerine karşı durmak ister. Hayatı, geçmişte nefret edilen ve kabul edilen şeyler tarafından yönetiliyormuş gibi gören kültürel bir otoritenin yükümlülüklerine karşıdır.

İçgüdülerine ve hislerine göre yazan şiirsel bir bakış açısıyla dönemin romantik şairlerinin de hakim klişelerinden kurtulmuş bir dile döken şiirsel bir bakışa dönüşmüştür. Çocukluğuna büyük özlem duyar ve çocukluğuna dair hatıralarını diri tutar ve şiirlerine yansıtır. Şöyle bir şiirle karşımıza çıkıyor:

“O günler geçip gitti.

O iyi günler,

O sağlıklı, dolu günler

O pullarla kaplı gökyüzü

O kiraz dolu dallar

O sarmaşıkların yeşil sığınağında birbirine yaslanan evler

O haylaz uçurtma damları

O akasyaların kokusundan başı dönen sokaklar.

Şiirde söylenen çocukluk, Baudelaire’in istediği gibi, o masum ve yanılmaz dünyayı tasvir etmek, yüceltmek veya şarkı söylemek için değildir. Çocukluğun dünyayla çağrıştırılmasıyla şair kendini asıl meskeninde, evcil hayvan işleriyle sevişme odasında buldu.

Şiire olan tutkunluğunu babasına yazdığı bir mektuptan öğreniyoruz: ”Gecem gündüzüm hiç kimsenin şimdiye kadar söylemediği yeni ve güzel bir şiir söylemenin düşüncesiyle geçiyor. Kendimle baş başa kalamadığım ve şiir düşünmediğim gün, bana boşu boşuna geçen bir günmüş gibi geliyor. Belki şiir beni mutlu edemez gibi görünüyor olabilir ama ben mutluluğu başka bir şekilde algılıyorum. Benim için mutluluk güzel elbiseler, iyi yaşam ya da güzel yemekler değil, ben ruhen huzurlu olduğumda mutlu oluyorum ve şiir ruhumu huzurlu kılıyor. Eğer, insanı hırslandıran güzel şeylerin hepsini bana verip şiir söyleme kudretini benden alırlarsa; kendimi öldürürüm. Siz bana bir zaman izin verin, bırakın diğerlerinin gözünde mutsuz ve derbeder olayım; göreceksiniz, asla hayatımdan sızlanmayacağım.”

Önce boşanmış bir kadın, sonra bir şair olması nedeniyle daha da kötüleşen itibarını da şöyle savunuyordu: “Bir gece bile evin dışında uyuduğumu kim iddia edebilir? Hayır, gece gündüz odamda işimi yapıyorum ve dışarı çıkmak bile istemiyorum. Sandığınızın aksine sokaklarda dolaşmayı seven bir kadınım, kendim de masada oturup şiir yazmayı, düşünmeyi seven bir kadınım.”

“Ben pişman değilim

Ben bu teslimi düşünüyorum. bu acı teslimi

Ben yazgımın haçını

Öldürüldüğüm tepelerde öpmüşüm

Gecenin soğuk caddelerinde

Sürekli kuşkuyla çiftler

Birbirlerini terk ediyorlar.

Gecenin soğuk caddelerinde

Hoşça kal, hoşça kaldan başka bir ses yok.”

İnanalım Soğuk Mevsimin Başlagıcına kitabı, ölümünden yıllar sonra yayımlandı. Kitabın adını taşıyan şiirde Füruğ, sonunu tahmin ediyor gibi görünüyor. Rüyanın sonuyla birlikte başka bir doğuma güçlü bir inanç vardır.

“İnanalım

Soğuk mevsimin başlangıcına inanalım

Düş bahçelerinin yıkıntılarına inanalım

İşsiz devrik oraklara

Ve tutsak tanelere.

Bak nasıl da kar yağıyor...

Belki de gerçek o iki genç eldi, o iki genç el

Durmadan yağan karın altında gömülmüş olan

Ve bir dahaki yıl, bahar

Pencerenin arkasındaki gökyüzüyle seviştiğinde

Ve teninde fışkırdığında”

Çevresindekilerle olan ilişkisi, çok duygusal ve vicdanlı bir kadının, vatandaşlarının acılarına kayıtsız kalan çok şiddetli bir sistemle yüzleşmesidir. Dar bir evrende kapana kısılmış kadınların yaşadıkları rahatsızlıkları ve gündelik hayatın yorucu yönünü anlatıyor. Aslında, monotonluk evreninde yaşamaya mahkûmdur; ama Füruğ, kapalı bir dünyada kilitli kalmış geleneksel anne imajından kopmaya kararlıdır:

“Hangi zirve hangi doruk?

Alın beni sığınağımıza ey ateş dolu ocaklar -ey mutluluğun nalları-

Ve ey mutfakların karanlığındaki bakır tencerelerin şarkıları

Ve ey dikiş makinelerinin hüzünlü mırılltıları

Ve ey halıların ve süpürgelerin gece gündüz kavgaları

Alın beni sığınağınıza ey tümü hırslı aşkların

Sizin ki ölümsüzlüğe acılı isteğiniz

Elde etmelerinizin yatağını

Büyülü sular

Ve taze kan damlalarıyla süslüyor”

Füruğ Esir kitabında toplumu, tutsağı olduğu bir hapishane ve bu hapishaneden kurtulmanın tek yolu olarak aşk olarak tanımlar. Deneysel yaşamı olan kadınsı duygularını tesettürsüz, geleneklere ve toplumsal değerlere aldırmadan anlatıyor. Aşkın soğukluğunun varlığına işlemiş hüzün, yalnızlık, umutsuzluk ve inançsızlık tüm şiirlerini kaplar. Ahlaki değerleri çiğneyen ve arzuyu açıkça ifade eden, o zamana kadar kadın şairlerin şiirlerinde görülmeyen yeni bir temayı oluşturur.

“İsyan” kitabına gelince, kitabın genel teması çok kişisel olması bakımından, bir bütün olarak Füruğ’un çalışmalarını en iyi temsil eden kitaplardan biridir. Füruğ kendini orada sahneye koyar ve sürekli olarak şiirinde geçen ana temalara döner: boğucu bir deli gömleği olarak deneyimlenen geleneksel sosyal norm ve ne pahasına olursa olsun elde edilecek özgürlük ihtiyacı.

“Duvar” kitabı ise klasik şiirin destekçilerinden eleştiri alır. Bu kitaptaki şiirler, bir kadının hassas duygularını ve iç dünyasını ifade eder. Aşk, bu şiirlerin ana temasıdır ve kitap boyunca tekrarlanan “gece” sembolü, kendisini kabul etmeyen ahlakçı bir toplumu ima eder. Genel olarak Füruğ’un şiirleri, hem romantik üslubu hem de toplumsal temaları, özellikle de kadın erkek eşitliği düşüncesinin işlendiği Fransız yazar George Sand’ın eserleriyle benzerlikler sunar.

Füruğ'un etrafındaki her şeye bakışı, kişisel lirizmine dayanır, ancak insanlığa ve özellikle de toplumdaki kadınların kaderine yönelik endişesinden ayrılamaz bir lirizm. Bu kişisel lirizme genellikle kendini etkili ve basit bir şekilde ifade etmeye çalışan duygusal bir dil eşlik eder. Şairin bu duyguyu yakalama isteği ve çabası, yürekten gelen dürtülerini gösterme çabası, onun acılı coşkusundan kaynaklanmaktadır. Aslında tüm romantikler gibi onun da ideali, ruhu özgürlüğün zirvesine çıkarmaktır.

Şiirlerinde romantik olma ve sansasyonel bir evren yaratma eğilimine rağmen gerçeklikten kopmaz. Şiirine başka bir doğumdan damgasını vuran toplumsal bağlılığı, romantik şiirden tam bir kopuş değildir. Gerçekte, bireysel sevgiden kolektif sevgiye, sempati ve özdeşleşmeye geçer.

Kadına yönelik baskı ve ayrımcılığı eleştirmenin yanı sıra dönemin İran toplumunu yöneten ataerkilliği eleştiren birçok şiir yazdı. Bu ayrımcılığı ve acıyı şöyle anlatıyor:

“Ve bu benim

Yalnız bir kadın

Soğuk bir mevsimin eşiğinde

Yeryüzünün kirlenmiş varlığını anlamanın başlangıcında

Ve gökyüzünün yalın ve hüzünlü umutsuzluğu

Ve bu beton ellerin güçsüzlüğü”

Elbette şiirleri kendisine acılarını, üzüntülerini dile getirme imkânı ve bir nevi toplumsal ilkelere itaatsizlik sağlar. Edebiyatı, şairin kadınların duygusal özerkliği konusundaki iddiasını duyuran yüce bir lirizm ve felsefi kanıtın bir karışımıdır.

Füruğ’un “asi bir şair” olarak bilindiği ve bu isyanın nereden geldiği hakkında, Füruğ’un kocasına yazdığı bir mektupta “Kimi öldüreceğimi bilmiyorum” demesine atıfta bulunuyor. “Tanrı seni kalbimde kutsasın.” İsyan, boyun eğmesine engel olmadı Sevdiğine sarılıp onun ikinci yarısı olduğunu söylemek, kan emici bir makine olarak nitelendirdiği isyan ya da şiir önemli değildi.

Füruğ kısa bir yaşam sürdü ama isyan ve yaratıcılıkla doluydu. Yolu film yapımcısı İbrahim Gülistan ile kesişir. Aşık olur, mektuplaşırlar. Ayrıca bazı sinema rollerinde yer aldı ve cüzzam hastaları hakkında bir film hazırladı. Şiirleri filmlerde bile yer alıyordu. Mesela yönetmen Abbas Kiyarüstemi, Füruğ’un “Rüzgâr Bizi Götürecek” şiirini, hem film adına koyar hem de filmin bir sahnesinde yer verir. Filmde bahsi geçen şiir şöyledir:

“küçük gecemde benim, yazık

rüzgarın ağaç yapraklarıyla randevusu var

küçük gecemde benim, yıkım ıstırabı var

kulak ver

duyuyor musun esişini karanlığın

ben yapayalnız, bu mutluluğu seyrediyorum

bağımlıyım kendi umutsuzluğuma

kulak ver

duyuyor musun esişini karanlığın

gecede bir şey geçiyor şimdi

ay kızıl, şaşkın

her an çökme korkusundaki bu çatıda

bulutlar matemli kalabalıklar gibi

yağacakları anı bekliyorlar sanki

bir an

ve sonrası, hiç

bu pencerenin ardında gece ürpermekte

ve yeryüzü dönüşünü yavaşlatmakta giderek

bu pencerenin ardında bir bilinmez

beklemekte seni ve beni

ey tepeden tırnağa yeşil

yakıcı bir hatıra gibi

bırak ellerini, aşık ellerime

varlığın sımsıcak duygusu dudaklarını

aşık dudaklarımın okşayışına bırak

rüzgar bizi götürecek

rüzgar bizi götürecek”

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Contemporary Istanbul Vakfı ve Borusan..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

B. G. Kellem

30 Ağustos 2025

Deep Blue’dan Önce: Otomaton Satranç O..

Macar mühendis Johann Nepomuk Maelzel’in otomaton satranç oyuncusu, IBM’in satranç programı Deep Blue’yu mekanik olarak geride bırakalı yıllar oldu – şah mat.1820’li ve 1830’lu yıllarda Macar mühendis Johann Nepomuk Maelzel, “Türk” adını verdiği otomaton ..

Devamı..

Çevirinin Konukseverliği Üzerine Bir O..

Adalet Çavdar

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024