Aptal Beyin: Bellek Sistemi ve Tuhaflıkları

Aptal Beyin: Bellek Sistemi ve Tuhaflıkları


Twitter'da Paylaş
0

Bu kadar çapraşık, karışık, tutarsız zedelenebilir ve kırılgan bir sistem nasıl yararlı olabilir ki?

“Bellek” sözcüğü bugünlerde sıkça duyuluyor ama teknolojik anlamda. Bilgisayar “belleği” hepimizin anladığı günlük bir kavram – bilgi için bir depolama alanı. Telefon belleği, iPod belleği, hatta bir USB çubuğuna bile “bellek çubuğu” deniyor. Bu nedenle bilgisayar belleği ile insan belleğinin, çalışma şekilleri anlamında kabaca aynı olduklarını düşünen insanları hoş görebilirsiniz. Bilgi içeri girer, beyin onu kayıt altına alır ve ihtiyacınız olduğunda bilgiye erişirsiniz. Değil mi?

Yanlış. Veri ve bilgi bilgisayarın belleğine konur, ihtiyaç duyulana kadar orada dururlar, erişildiklerindeyse teknik hatalar haricinde ilk kondukları anda nasıllarsa öyledirler. Gayet mantıklı. 

Ama açık olmayan nedenlerle belleğindeki bazı bilgilerin diğerlerinden daha önemli olduğuna karar veren bir bilgisayar düşünün. Ya da hiçbir mantıksal kurala bağlı olmadan bilgi dosyalayan, bu nedenle de en basit veriye ulaşabilmek için rastgele dosyalar ve diskler içinde arama yapmanız gereken bir bilgisayarı düşünün. Bunları sürekli yapan bir bilgisayar hayal edin. Bilgisayarlar söz konusu olduğunda daha yeni bir model satın alabilir ya da çalışmayan eskisini götürüp onu size tavsiye eden satıcıya bağırabilirken, beynimiz konusunda yapabileceğimiz bir şey yoktur. Onu yeniden başlatmak için kapayıp açamazsınız bile. Aşağıda beynin bellek sisteminin şaşırtıcı ve merak uyandırıcı nitelikleri yer alıyor:

Buraya neden gelmiştim? (Uzun süreli ve kısa süreli bellek arasındaki ayrım)

Kısa süreli bellek bilgiyi uzun süre saklayamaz ama bilginin güncel ve bilinçli olarak ele alınışıyla ilgilenir; özünde o anda düşündüğümüz şeylerle. Bunlar hakkında düşünebiliriz çünkü kısa süreli belleğimizdedirler. Uzun süreli bellek düşünmemize yardımcı olacak çok miktarda veri sağlar ama gerçekte düşünmeyi yapan kısa süreli bellektir. 

Kısa süreli belleğin kapasitesinin ne kadar ufak olduğunu görmek çoğu insanı şaşırtacaktır. Mevcut araştırmalar ortalama kısa süreli belleğin belli bir anda en fazla dört “unsur” tutabileceğine işaret eder. Birisine ezberlenmesi için bir sözcük listesi verilirse, sadece dördünü hatırlaması beklenir. Uzun yıllar boyunca kapasitenin yedi (iki eksik ya da fazla) olduğuna inanılıyordu. Ancak geçerli hatırlamaların ve deney yöntemlerinin yeniden değerlendirilmesi, gerçek kapasitenin dört unsur olduğunu gösteren veriler sunmuştur. 

İnsanlar kısa süreli bellekleriyle baş etmek ve mümkün depolama alanını artırmak için stratejiler geliştirmiştir. Bunlardan biri “istifleme” adı verilen süreçtir, burada değişik şeyler tek bir unsur ya da “istif” meydana getirecek şekilde gruplanır, böylece kısa bellek kapasitesi daha iyi kullanılır. Buna karşılık uzun süreli bellek kapasitesinin üst sınırını bilmiyoruz, çünkü kimse onu tamamen dolduracak kadar uzun yaşamadı, aşırı büyük bir kapasitesi var. Öyleyse kısa süreli bellek neden bu kadar sınırlı? Kısmen, sürekli kullanımda olduğundan. Diğer etken de kısa süreli belleğin “fiziksel” temelinin olmasıdır, kısa süreli bellek nöronların özgül örüntülerinde depolanır. Bilgiyi nöron faaliyeti örüntüleri şeklinde depolamak biraz sorunludur. Kısa süreli bellek hızlı işlemler ve uygulamalar içindir ve sürekli akan bilgi nedeniyle önemsiz her şey ihmal edilir, üstüne yazılır ya da kaybolup gitmesine izin verilir.

Bu hatasız bir sistem değildir. Sıklıkla bazı meseleler, “Buraya nasıl geldim ki?” durumunda olduğu gibi daha ele alınamadan kısa süreli belleğin dışına atılır. Ayrıca kısa bellek aşırı yüklü hale gelebilir, yeni bilgi ve taleplerin bombardımanı altında herhangi bir şeye odaklanamayabilir. 

Düşünmemizin gerçekleştiği kısa süreli bellek bu kadar sınırlı bir kapasiteye sahipse herhangi bir şeyi yapmayı nasıl başarıyoruz? Neden hepimiz oturup bir elimizde ne kadar parmak var diye saymaya çalışmıyoruz? Şansımıza kısa süreli bellek uzun süreli bellekle bağlantılıdır, bu da kısa süreli belleğin üstünden epey yük alır. 

Profesyonel bir çevirmeni düşünün. Uzun ve ayrıntılı bir konuşmayı bir dilde dinlerken aynı anda başa dile çeviren birisini. Kısa süreli belleğin baş edebileceğinden kesinlikle fazla bir yük. Aslında değil. Eğer birisinden o dili öğrenirken gerçek zamanlı bir çeviri yapmasını isteseydiniz, bu büyük bir talep olurdu. Ama dillerin sözcükleri ve yapıları zaten çevirmenin uzun süreli belleğinde depolanmıştır. Kısa süreli bellek sözcüklerin düzeni ve cümlelerin anlamlarıyla ilgilenmek zorundadır ama bunun üstesinden gelebilir, özellikle biraz pratik kazanınca. Bu kısa süreli-uzun süreli etkileşimi herkes için aynıdır, her sandviç istediğinizde sandviçin ne olduğunu öğrenmek zorunda değilsinizdir ama mutfağa gidene kadar sandviç isteğinizi unutabilirsiniz.

Bir yerden çıkaracağım ama… (Yüzleri isimlerden önce hatırlamanın mekanizması)

Yüz hatları bir insan hakkında epey şeyi açığa vurur: göz rengi, saç rengi, kemik yapısı, dişlerin düzeni; bütün bunlar bir insanı tanımak için kullanılabilir. Öyle ki insan beyni, yüz tanıma ve işlemeye yardımcı olmak ve bunu kolaylaştırmak için sayısız özellik evrimleştirmişe benzer. Bunlarla karşılaştırıldığında bir insanın adı bize ne sunar? Muhtemelen geçmişine ve kültürel kökenlerine dair bazı ipuçları ama genelde sadece birkaç sözcüktür bu, hecelerin keyfi sıralanışı, belli bir yüze ait olduğunu bildiğiniz bir dizi kısa ses. E, peki?

Genelde birisiyle karşılaştığınızda adını öğrenmek istiyorsanız bunu hatırlamanın en garanti yolu, hâlâ kısa süreli belleğinizdeyken onu tekrar etmektir. Sorun bu yaklaşımın zaman alması ve zihinsel kaynakları kullanmasıdır. “Neden buraya geldim ki?” örneğinde gördüğümüz üzere, düşündüğünüz bir şey, karşılaştığınız ve ele almak zorunda olduğunuz bir sonraki şey tarafından kolayca alta itilebilir ya da yeri değiştirilebilir. Birisiyle ilk karşılaştığınızda size sadece ismini söyleyip başka şey söylememesi nadirdir. Kaçınılmaz olarak nereden geldiğiniz, ne iş yaptığınız, hobileriniz, neden tutuklandığınız gibi şeyleri içeren bir sohbete girersiniz. Toplumsal kurallar ilk karşılaşmada (pek ilgimizi çekmese bile) hoşbeş etmemizi söyler ama bu o kişinin isminin biz daha kodlayamadan kısa süreli belleğin dışına itilmesi ihtimalini artırır.

Kısa süreli bellek çoğunlukla işitseldir ve bilgiyi sözcükler ile spesifik sesler biçiminde işlemeye odaklanır. İçsel bir monoloğa sahip olmanızın ve filmlerdeki gibi imge akışı yerine sözcükler ve dil kullanarak düşünmemizin nedeni de budur. Birisinin adı işitsel bilgi örneğidir, duyduğunuz sözcüğü onu oluşturan sesler olarak düşünürsünüz. Uzun süreli bellek ise görüntü ve semantik nitelikler üstüne yaslanır. Bu yüzden bir insanın yüzü gibi zengin bir görsel uyaran, bilmediğiniz bir isim gibi rastgele işitsel uyaranlardan daha fazla hatırlanma şansına sahiptir. Bir bütün olarak yüzler isimlerden daha kolay hatırlanır, çünkü daha “elle tutulur”durlar, birisinin ismini hatırlamaksa basit bir tanımadan ziyade tam hatırlamayı gerektirir. 

Belleğinizi tazelemek için bir kadeh şarap (Alkol belleğinizi nasıl güçlendirir)

Alkolün türlü olumlu sosyal özelliği olmakla birlikte, olumsuz etkilerinden biri bellek kaybıdır. Alkol ve bellek kaybı el ele yalpalayarak giderler. Öyleyse alkol nasıl başlığın önerdiği gibi belleğinize gerçekten yardımcı olabilir?

Alkol bir depresandır. Ertesi sabah sizi berbat ve depresif hissettirdiği için değil, beyin sinirlerindeki faaliyeti bastırdığı için. Ama bu neden insanları daha gülünç şekilde hareket ettirsin ki? Beyin etkinliği azalmışsa sarhoş insanların köşede sessizce oturup sızması gerekmez mi? Evet, kimi sarhoşlar tam da bunu yapar ama unutmayın ki insan beyninin uyanık olduğumuz her an yürüttüğü işlemler sadece bir şeylerin olmasını sağlamaz, bazı şeylerin de olmasını önler. Beyin neredeyse yaptığımız her şeyi kontrol eder ama her şeyi aynı anda yapamayız, bu yüzden beynin önemli bir kısmı belli beyin bölgelerinin aktivasyonunun durdurulmasına ayrılmıştır.

Alkolün özellikle bellek oluşumu ve kodlamasından sorumlu beyin bölgesi olan hipokampusu kesintiye uğratma eğilimi var gibidir. Ayrıca kısa süreli belleğinizi de sınırlayabilir ama ertesi gün uyandığınızda endişelendirici boşluklara neden olan, hipokampus aracılığıyla uzun süreli belleğin kesintiye uğramasıdır. Elbette bu tam bir kapalı olma hali değil, hatıralar hâlâ oluşuyordur ama daha verimsiz ve tesadüfi olarak. 

Alkol belleği kesintiye uğratır ama sadece belli bir noktadan sonra; birkaç bira ya da şarabın verdiği çakırkeyifliği yaşamak ve ertesi gün hâlâ bir şeyleri hatırlamak mümkündür. Ama iki kadeh şaraptan sonra ilginç bir dedikodu ya da faydalı bir bilgi öğrenirseniz, beyniniz hafif sarhoş halinizi hatıranın parçası olarak kodlayacaktır. Böylece (başka bir gece) yeniden iki kadeh şarap içtiğiniz zaman bu hatıraya ulaşmanız kolay olacaktır. Bu senaryoda, bir kadeh şarap gerçekten de belleğinizi güçlendirebilir. 

Elbette hatırlıyorum, benim fikrimdi (Bellek sistemimizin benmerkezciliği)

Hatıralarımız, kitaplardaki sayfalar gibi bilginin ya da olayların statik birer kaydı olmaktan ziyade, beynin ihtiyaç olarak yorumladığı şeylere uymak üzere devamlı olarak değiştirilir ve düzenlenirler. Bellek sayısız yolla değiştirilebilir, bastırılabilir ya da yanlış adlandırılabilir. Bu bellek yanlılığı olarak bilinir ve bellek yanlılığı çoğu zaman ego tarafından güdülenir.

Çoğu insanın korkunç egoları olmasa da bir egosu var, bu da hatırladıkları şeylerin doğasını ve detaylarını etkiler. Neden?

Olduğunuz her şey beyninizin bir özelliğidir ve beyninizin yaptıklarının çoğu sizi iyi göstermeye ve elden geldiğince kendinizi iyi hissetmenize adanmıştır ve bunu başarmasının yollarından biri de kendiniz hakkında daha iyi duygulara sahip olmanız için belleğinizi değiştirmektir. Bazı durumlarda beyin egoyu güçlendirmek için belleği değiştirir, kendimizi daha bilgili ve kontrol sahibi hissetmemizi sağlar. 

Olumsuz olaylar içeren duygusal hatıralar olumlu olanlardan daha çabuk solar. Hatıraların kendileri bozulmadan kalsa bile bunların duygusal bileşenleri zaman içinde solabilir ve genelde öyle görünüyor ki nahoş duyguların solma hızı daha fazladır. Açıkçası beyin, başınıza güzel şeyler gelmesini sever ama o “alternatif” şeyler üstünde pek durmaz. 

Neredeyim ben? Kimim? (Bellek sistemi ne zaman ve nasıl arıza yapar)

Sahte hatıralar çok tehlikeli olabilir, özellikle de korkunç bir şeyin sahte hatıralarıysalar. Korkunç hatıralar, hastalardaki bastırılmış hatıraları açığa çıkarmaya çalışan psikologlar ilgili örnekler bilindiktir. Bunun en endişe verici tarafı, kafanızda sahte hatıralar yaratılması için psikolojik sorunlar yaşıyor olmanıza gerek yoktur, neredeyse herkesin başına gelebilir. Görünüşe göre dil, düşünme yöntemimiz için temel önem taşır ve dünya görüşümüzün çoğunu diğer insanların bizim hakkımızda ve bize ne dedikleri üstüne temellendiririz.

Bireyin gergin olduğu ve sorunun otorite sahibi birisinden gelmesi gibi özel koşullarda (örneğin mahkeme salonundaki avukat gibi) spesifik bir sözcük kurgusu bir hatıra yaratabilir. Böyle durumlarda belleğin kesintiye uğraması çok kolaydır. Ama ya bellekten sorumlu beyin mekanizmalarında bir şeyler gerçekten ters gidiyorsa? Bunun olabileceği birkaç yol var ve hiçbiri hoş değil. 

Ölçeğin uç noktasında Alzheimer hastalığı gibi kemirici nörodejeneratif koşullar tarafından yaratılan ciddi beyin hasarları var. Alzheimer sayısız semptoma neden olan beyindeki yaygın hücre ölümünün sonucudur ama bu semptomların en iti bilinenleri öngörülemez bellek kaybı ve bozulmasıdır. Bunun nedeni hâlâ bilinmiyor ama şu anda ana teorilerden birine göre buna yol açan şey nörofibriler yumaklardır.

Hipokampus kolayca bozulabilir ya da hasara uğrayabilir – fiziksel travma, felç, değişik türlerden demanslar nedeniyle. Uçuklardan sorumlu virüs Herpes Simplex bile arada sırada aşırı saldırganlaşıp hipokampusa saldırabilir. Ve elbette hipokampus yeni hatıraların oluşumu için hayati olduğundan daha olası amnezi türü ileriye dönük olandır: bir travmayı takiben yeni hatıralar oluşturmanın imkânsızlığı. 

Bu kadar çapraşık, karışık, tutarsız zedelenebilir ve kırılgan bir sistem nasıl yararlı olabilir ki? Basitçe, çoğu zaman gerçekten de işe yaradığı için. İçsel esneklik ve esrarengiz organizasyon milyonlarca yıl içinde evrimleşmiştir, bu yüzden ben kim oluyorum da eleştiriyorum? İnsan belleği mükemmel değil ama yeterince iyi. 

Kaynak: Dean Burnett, Aptal Beyin, Atilla Erol, Aganta, 2018, s. 39-72.

Hazırlayan: Aslı İdil Kaynar

 


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR