Görüşürüz
20 Şubat 2020 Öykü

Görüşürüz


Twitter'da Paylaş
0

Pazar günü saat yedi, yazmış. Herkese gönderilen toplu mesaj. O yüzden bu kadar resmi, bana özel değil. Boş şişeler, boş bardak, dolu kitaplar. Her bardak yüzde otuz sekiz, sizi boşalttığım şişelerde boğacağım. Manea ve Cortázar'ı kavradım. Raftakileri çift gördüğümü kabullendim. Onları yerine dizdim. Kitaplar dışında hiçbir şeyde simetri aramam. Yeteri kadar içmediğim için kendimi düşünmekten alıkoyamıyorum. Bir mesaj daha geldi. İyi yazıyorsun, son gönderdiğini beğendim. Gecenin başında ona gönderdiğim öyküyü unutmuşum. Aradım, meşgule verdi. Haklı, geç olmuş. Yabancı okunurken ayık taklidi yapamadım, bu arada sergine geliyorum, yazdım, gönderdim.

Dün gece içtiklerim sabaha günaydın dedi. Günaydın, yazmış. Günaydın, gece abarttıysam özür dilerim. Sorun olmadığını yazdı. Daha fazla rahatlamak için başımı musluğun altına soktum. Soğuk su kendime gelmemi sağladı. Bir şeyler yiyelim mi? Fazla zamanım yok, cevabına karşılık, fazla yemeyiz, yazdım.

Karşımda oturuyor. Ben de onun karşısında. Siparişlerimizi bekliyoruz. Konu açmak için, Kaç parça işin var, diye sordum. İki tane, dedi. Sanki akşam gelmeyeceğime inanmış, fotoğraflarını gösterdi. Anlatmaya başladı. Bir süre sıkılarak dinledim. Kapana kısılmış hisettim. Dudaklarını takip ediyorum. Gözlerimin düştüğünü fark etti. Dinliyorum, dedim. Bunu soracağımı nereden bildin, diye sordu. Neyi? Dinleyip dinlemediğini. Garsonun siparişlerimizi getirmesi suskunluğumuzu artırdı. Anılarımızın bizi bulması an meselesi. Yaptığım haksızlıkların, ona karşı olan bütün ilgisizliğim, buna katlanması. Açık pencereden rüzgâr, ağaçlara saldırıyor. Şiddetli rüzgâr yüzünden dışarıyı duyan biri rahatlıkla, bir kadın öfke nöbeti geçiriyor diyebilir.

Öfke nöbeti beklediğim kadar şiddetli olmadı. Hiç dinlemiyorsun değil mi, bir kulağından giriyor, diğerinden çıkıyor, dedi. Dinliyorum, bölmek istemedim. Sana bir iyilik yapayım, diye devam etti. Kötü taraflarını anlatayım, ne yapmaman gerektiğini anla, gelecekteki kız arkadaşına yapmazsın, tabii olursa? Dünyanın en tatlı adamlarından biriydi, o kız o Serhat'ı tanısa bayılır. Ben hiç sevmem kendisini dallamanın tekiydi, diye içimden geçirdim. Şimdiki kaba, sert, güvenilmez, antipatik, diye sürdürdü. Ukala, dedim, sanki yeni bir şeymiş gibi. Evet, ukala, yadırgayıcı, kibirli, dedi. Vay be, ben neymişim.

Peki neden geldin, yani yemeğe? Cevap alamadım. Sorun ne peki, diye sordum, cevabını öğrenmek istemeden. Sen beni sevemiyorsun ben de seni, birbirimize ihtiyaç duymuyoruz, beni eskisi gibi sinirlendiremiyorsun bile, dedi. Eskisi gibi kötü hissetmeni istemiyorum, dedim. Kalbimi kanatan bir durum yok. Eskiden öyleydim, artık yoksun, iyiyim. Oklar yine bana döndü. Başımı masaya eğdim. Sütten bir yudum aldım. Bıyıklarımı sildim. Sokaktaki gürültüye kulak kabartmayı denedim. Rüzgâr susmuş. Zorlama, dedi. Gülümsedi. Gelmeyeceğini biliyorum. Geleceğim. Aksini yapmayı düşünmemiştim. Arkadaşlarıma seni kim diye tanıştıracağım, diye sordu sakince. Benimle ilgilenmeyen eskiden âşık olduğum ama bunu hak etmeyen, ilişkimizi bana zorla taşıtan çocuk diye mi? Beni böyle mi görüyorsun, diye üste çıkmaya çalıştım. Doğal olarak olmadı. İkimiz de bir süre çatal bıçak sesinden başka bir şey duymadık. Akşam için hazırlanmam gerekli, dedi. Hesabı istedim. Evlere dağılmadan önce, kendin için bir şey yapar mısın, diye sordu. Eskisinden daha iyi olmaya çalış, yani ilk tanıştığımızdan, dedi. Başımı salladım. Arkamı döndüm, içimdeki öküzle beraber durağa yürüdüm.
Gerçek olsaydı bu kadar süre konuşmadan duramazdık. Üstümdekileri çıkarmaya üşendim. Suyun ısınmasını beklemeden duşun altına girdim. Onu tuvalette ya da burnunu karıştırırken hayal ettim. Yakıştıramadım. Sevmiyoruz, sadece birbirimize katlanıyoruz. Hiçbir şekilde sana eskisi gibi bir duygu hissedemiyorum. İstiyorum ama yok. Üşüdüm. Aynada kendime baktım. Daha temiz hissettirmedi. Sevmediğini bilerek saçımı kazıdım. İyi hissettirdi.

Bildiğimi okuduğum için hiçbir şeyin sonu değil. Kaç tane daha böyle olur, kestirmek zor. Kim bilir beni kaç erkek kıskandı? Peki benim kıskanacaklarım? Onu görmezsem sorun olmaz. İyileşeceğim zamanı bilemem. Güçlü durulacak zamanı biliyorum. O vakit bu rüzgârlı gün ve gece. Başımın ağrısının tamamen geçtiğinin yeni farkına vardım. İşte kendini düzeltmek için bir fırsat. Birisi selam verdi. Beni gördüğüne şaşırmış. Nasılsın, dedi. Tokalaştık. Açılışa geliyorsun değil mi, diye sordu. Elbette, dedim. Biraz alındım. Sokak lambasının altında olması benim için bir şey fark etmiyor. Onun arkadaşlarından biri, iyi aydınlatılmış yüzü tanıdık. Adını hatırlayamadım. İsim kullanmak gerekebilir diye ayrılmak istedim. Görüşürüz, dedim. Aksi istikamete ilerlemeye başladım.
Çiçekçiyi gördüm. Vitrine, sonrasında kime ait olacağını bilemediğim değişik çeşit ve ebatlardaki çiçeklere bir süre baktım. Tereddütle kapıdan içeri adım attım. Şekerli kokuyu içime çektim. Hoşuma gitti, zaten bu kokuyu kim sevmez? Satıcıya selam verdim. Onun için her şey olağandı. Yüzünde güzel kokunun bıraktığı hiçbir ize rastlamadım. Ona bu kadar normal gelmesine anlam veremedim. Hoş geldiniz, nasıl bir şey istersiniz, diye sordu. Gül istiyorum ama siyah, dedim. Zannettiğiniz gibi değil, diye de ekledim. Gülümsedi. Biraz vaktinizi alacağım, depodan getirtmem gerekiyor. Beklerim sorun değil. Çay ikram etti. Yanına bir sigara yaktım. İçmek için dışarı çıktım. Değişen soğuk, itici kokuya alışmam uzun sürmedi. Kaldırımın başından ışıktan gölgeye geçen, tekrar ışığa geçeni farkettim. Taşıdığı güllerle aynı anda içeri girdik. Burada içebilirdiniz, dışarısı soğuktu, dedi satıcı. İçeriyi dumana boğmak istemedim. Parayı ödedim. Çıkmadan önce eşikte durdum. Bu kadar güzel kokan bir yerde çalıştığı için ne kadar şanslı. Sonra bunu söylemekten vazgeçtim. Her gün sahip olduğu güzelliği kaybedince anlasın.

Kutusunun içindeki saksıda görüntüsü oldukça ağır. Her zamanki gibi güzel iş çıkardım. Kazadan sonra takılmış emniyet kemeri. Heyecanlanmanın yeri ve sırası değil. Pişmanlığın da. Kontrolü kaybetmenin, hele sinirlenmenin hiç değil. İçinde bulunduğum durumda sakin kalmalıyım. Görevimi yerine getirmeliyim. Son zamanlarda istemeden aldığım en acı sorumluluk.

Ayaklarımı taşıyamıyorum. Onu dışarıya çağırsam? Elinde güllerle içeri girsek? Beraber? Böylece içeridekiler bütün gece onunla olacağımı anlar. Sonra? Sonra fotoğraflar çekilir. Biraz şarap. O noktadan sonrasını halledebilirim. Yavaşladım. Biraz önce selam verdiğim arkadaşını gördüm. Az önümde yürüyor. Aynı anda içeri girmemiz bana göre değil. Kafamda kurduklarıma ters. İki apartmanın arasında bir sigara daha yaktım. Duman şeffaf gül kutusunun kubbesine indi, etrafa dağıldı. Bana göre kaldırımdan geçenlerin hepsi sergi açılışına gidiyor. Bu kalabalık ve acele neden? Acele etmeliyim.

Salonun bahçesi oldukça geniş. Gelmeyeli uzun süre olmuş, unutmuşum. Bu eski binanın kapısından girmeyi bu şekilde bile olsa özlemişim. Üç sıra tuğla, taş, üç sıra tuğla, taş. Duvarlar, büyük kemerli kapı. Bahçe kapısından kemerli kapı ne kadar uzak. Kapıya ilerlerken elim telefonuma gitti. Durdum. Neden bilemedim. Kesinlikle aramadan, doğrudan içeri girmeliyim. Camın önüne yanaştım. Kapıda duran görevliyle göz göze geldik. Durumu anlar gözlerle baktı. Görevli de ben de devamında ne olacağını bilemiyoruz. Camdan bakan gözlerim içeride onu aradı. Bir şey boynumu, göğsümü tuttu, kendine çekti. Paranoyam gerçek oldu. Kucağında tuttuğu demetle karşısındakini dinliyor, gülümsüyor. En son bana böyle bakardı. Arkamda dikilen görevliye çiçekleri uzattım. Siz ona verin o anlar, dedim. Artık kimi kıskanacağımı biliyorum.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR