Katharina Volckmer’in ufalamaya giriştiği kocaman bir kaya parçası var ve onun isimsiz anlatıcısının söyledikleri bu bozuk düzeni paramparça ediyor.
Katharina Volckmer’in yazdığı Randevu, her ne kadar gözünü Alman toplumuna dikmiş olsa da, tarihiyle gerçek anlamda yüzleşememiş, normların süzgecine takılıp kalmış, cinsiyeti kırmızı çizgi olarak görmüş tüm kalabalıkları rahatsız edecek bir roman.
Katharina Volckmer 1987 yılında Almanya’da dünyaya gelmiş. On dokuz yaşında Londra’ya taşınmış. Burada RJW isimli bir edebiyat ajansında yabancı kitaplar hakkında çalışan Volckmer, ilk romanı Randevu’yu 2020 yılında İngilizce olarak kaleme almış. Kitap özellikle Almanlar tarafından büyük bir tepkiyle karşılanmış. Ertesi yıl Almancaya çevrildiğinde bu cayırtı iyice yükselmiş. Zira Randevu’nun isimsiz kadın anlatıcısı, Hitler’le ilgili acayip fantezileri olan, bir kadının asla söylememesi gereken şeyleri söyleyen, sadece dinsel değil toplumsal ahlakı da hiçe sayıp onu ters yüz etmekle kalmayan, tüm yazılı ve yazısız kurallara sövüp sayan bir karakter. Kısa süre önce İthaki Yayınları’ndan Melek Memiş çevirisiyle Türkiyeli okurlarla buluşan Randevu, her ne kadar gözünü kendi toplumuna dikmiş olsa da, tarihiyle gerçek anlamda yüzleşememiş, normların süzgecine takılıp kalmış, cinsiyeti kırmızı çizgi olarak görmüş tüm kalabalıkları rahatsız edecek bir kitap.
Randevu’nun anlatıcısı, Doktor Seligman’ın özel muayenehanesinde “özel” bir sebepten dolayı bulunuyor. “Arzularımı anlamam, onları gerçekleştirmekten sonsuza kadar bir adım uzakta olduğumu anlamam çok uzun sürdü... Çünkü bu erkekleri bir kız gözüyle göremiyordum,” diyen anlatıcının amacı, kendini hiçbir zaman ait olmadığını hissettiği bedeninden kurtulmak. Doktor Seligmana operasyona, anlatıcı da kendi hikâyesini anlatmaya başlıyor. Uyuz olduğu kıvırcık örgülü saçlarıyla başlayan öyküsü, rüyasında Adolf Hitler’le girdiği uçuk cinsel temaslara, sevgiliyle arkadaş arası bir bağı olan K isminde biri ile ilgili ilişkisine, insan bedeninin ayrımcılıkta çektiği başat role, dine, İsa’ya, Kutsal Kitap’a kadar birçok noktaya, ama en çok da soykırıma dokunan felsefi bir anlatıya dönüşüyor. Anlatıcı, Almanların Holokost’la yüzleşmeyi, hesaplaşmayı anıt dikerek, müzeler yaparak üzerinden attığını ama hâlâ bununla ilgili bir konu açıldığında birçok insanın donup kaldığını söylüyor. Kendi günahını ise şu sözlerle çıkarıyor: “Nazilikten arındırılmış ve saygı dolu kaldığımızdan emin olmak için İbranice şarkı söyledik. Ama asla yas tutmadık; eğer bir şey varsa, histerik olarak hiçbir yönde ırkçı olmayan ve mümkün olan her yerde farklılığı reddeden yeni bir versiyonumuzu oynadık.”
Dijital platformlardan birinde izlediğim, sunucunun konuğuna kazık sorular sorarak “gerçeğin peşine” düştüğü programlardan birine bir Alman katılmıştı. Sunucu, soykırımla ilgili bir soru sorduğunda Alman konuk şöyle bir cevap vermişti: “Irkçı ya da faşist değilim dedikten sonra cümleye “ama” ile devam ediyorsanız ırkçısınız ya da faşistsiniz.” Randevu’nun isimsiz anlatıcısının söyledikleriyle bire bir örtüşen bu açıklamayla ilgili olarak Katharina Volckmer, The Guardian’dan Elle Avı’ye verdiği röportajda, Almanya’da aşırı sağın yükselişine sessiz kalınmasına da dikkat çekerek şunları söylüyor: “Almanya'da neo-faşizmin yeniden canlanması ve sürekliliği konusunda sessiz olduklarını düşünüyorum. Göz yumdular – şimdi bu çok büyük bir sorun.” Bu röportajın başlığının da, Volckmer’in cümleleriyle, “Almanlar geçmişleriyle hesaplaştıklarını söylüyorlar. Ama yapabileceğini sanmıyorum,” olduğunu da ekleyeyim…
Randevu, neresinden tutarsanız tutun elinizde kalacak bir metin. Zira Katharina Volckmer’in ufalamaya giriştiği kocaman bir kaya parçası var ve onun isimsiz anlatıcısının söyledikleri, bu kocaman kayayı yerinden oynatmak kalmıyor, parçalara bölüyor ve elinden kalan her taş parçasını esas sahibine, yani insanın bedenindeki uzuvlarla, insan arasındaki ayrımı başlatan “insandan” aileye, oradan topluma, oradan da birer sınırdan ibaret olan devlete gerisin geri fırlatarak bu bozuk düzeni paramparça ediyor. Çok da iyi yapıyor!






