Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

11 Kasım 2020

Öykü

Güler Yüzlü Bir Komşu

Emrah Yazar

Paylaş

1

0


O gece uyku tutmuyordu. Karşı dolabın üstündeki kedi ile göz göze geldik. Uyumadığımı fark edince miyavlayarak yanıma geldi. Üstüme çıktı. Kedinin başını okşarken yanımda derin derin nefes alıp vererek uyuyan karıma baktım. Kedi bir süre üzerimde guruldadıktan sonra gitti. Yataktan kalktım. Salona gidip pencereden amaçsızca dışarıyı izlemeye başladım. Çimler, çam ağaçları bahçe lambasının altında sessizlik içinde yüzüyordu. Birkaç gün önce temizlediğim otları bir köşeye yığmıştım. Bıraktığım gibi duruyorlardı. Bir gün tırmığı alıp el arabası ile çöpe atmak gerekli. Ama zaman yok. Zaman yok. Nedense bu aralar hiçbir şeye zaman yok…

 Karşıki evlerden biri hariç hepsi karanlık içindeydi. Lambası yanan eve dikkatle bakmaya başladım. Yeni taşınan yazarın eviydi. Kendisini hiç görmemiştim ama bazen gazetedeki yazılarını okurdum. Yaşlanmıştı artık. Bir yazısında hala daktilo ile yazdığını belirtmişti. Bazı alışkanlıklar ömür boyu devam ediyor. Gazetedeki köşesinde bazen eski yazılarını yayımlardı. Hem edebiyatçı hem gazeteciydi. Bunları düşünürken birden karım arkamdan yanaşıp:

– Uyuyamadın mı? diye sorunca irkildim. Loş ışıkta dağınık saçları ve yarı açık gözleri ile dik dik bana bakıyordu. Diyecek bir şey bulamadım. Gecenin bu saatinde mahallemize yeni taşınan yazardan bahsetmek anlamsız olurdu.

– Uyku tutmadı maalesef.

– Yarın işe gideceksin, hadi yatağımıza gidelim.

   Karanlıkta uzattığı eline dokununca avcundaki uyku sıcaklığı bana iyi geldi. Yatağımıza gittik. Salondan çıkarken arkamı dönüp pencereden dışarı baktım. Yazarın lambası hâlâ yanıyordu.

Karım yatağa girer girmez uyudu. Ben sık sık kendi etrafımda döndüm durdum. Bir türlü uyku tutmuyordu. Karşı dolabın üstündeki kedi ile göz göze geldik. Bana bakarak esnedi. Gecenin bu saatinde gündüz hiç aklıma gelmeyen tuhaf düşüncelere dalıyordum. Yazarın evine bakmaya devam edersem belki onu görürüm. Göz göze gelirsek belki bana selam verir. Bu fırsatla kendisi ile tanışma imkanım olur. Gerçi artık eskisi gibi kitap okuyamıyorum. Adamla konuşsam nelerden bahsedebilirim ki. Üniversite hayatı bittikten sonra okumamak için kendi kendime uydurduğum bahanelerden mi? Kendimi avutmak için: “Kaç kişi okuyor ki artık…” diye geçirdim içimden. Gerçi bazen kitapçıların önünden geçerken dikkat ediyorum: raflar kitap dolu. Birileri okuyor olmalı. Yoksa neden kitapçılar olurdu. Bildiğim şu ki benim çevremde okuyan kimse kalmadı.

 Yirmili yaşlarımın başlarında üniversite öğrencisiydim. Babasız büyümüştüm. Üvey babamdan kötü muamele görmedim. Özgürlüğüme düşkündüm. Üniversite son sınıfa kadar caz müzisyeni olmak istedim. Bir dönem Louis Armstrong, Duke Ellington, Gil Evans gibi isimlerle yatıp kalktım. Kime sorsanız yetenekli bir çocuktum. Grubumuzla konserlere çıktık. İçkiyle o yıllarda tanıştım. Hayatımın özeti: filmin sonunda memur oldum.

 ***

 Sabah alarmın sesiyle gözlerimi açtığımda karımı yatakta göremedim. Benden önce uyanmıştı. Mutfaktan kahve kokuları yükseliyordu. Bir süre yorganın içinde kahve kokusunu içime çekerek gözlerimin açılmasını bekledim. Göz kapaklarım uykusuzluktan yorgundu. Açılmamak için direniyorlardı. Üstelik bugün canım işe gitmek istemiyordu. Hayatın monotonluklarından usanmıştım. Ama çaresizce kalkıp mutfağa gittim.

 Karım kahvaltı yaparken önündeki telefonda bir şeyler seyrediyordu. Birbirimize her sabah uyandığımızdaki ağız alışkanlığıyla “günaydın” dedik.  Dikkatini dağıtmamak için uykusuzluktan bahsetmedim. Bahsetsem nedeni soracaktı. Bunu kendime bile açıklamıyordum.

Kendime kahve yapıp fincanla oturma odasına gittim. Ben odaya girince sesimi duyan kedi irkildi, kafasını kaldırıp uykulu gözlerle bana baktı. Birkaç saniye sonra kafasını geri uzatıp uyuklamaya devam etti.

Pencereden yazarın evine baktım. Ev sabahın sessizliği içindeydi. Gece boyunca yağan yağmur yeni dinmişti. Ortalık çiçek, toprak ve yağmur kokuyordu. Soğuktan ürperince pencereyi kapadım. Karşıdaki duvar aynasında kendimi fark ettim. Uykusuzluktan gözlerimin altı şişmiş. Acınası bir halim var. Kahvemden bir yudum daha aldım. Nedendir bilmem ama kahvenin kokusu aklıma eski sevgilimi getirdi. İyi uyuyamayınca insanın aklı dağınık oluyor. Birden insanın aklına hiç beklemediği düşünceler gelebiliyor. Birlikte olduğumuz zamanlarda sanki hayatımızın bundan sonraki kısmı hep birlikte geçecekmiş gibi gelirdi. Ne zaman el ele tutuşsak kaderlerimizin birbirine sıkı sıkıya bağlı olduğunu hissederdik. Şimdi ellerime bakıyorum: etleri erimiş, üzerinde kabarmış damarların gezdiği donuk ve renksiz eller. Sanki artık bana ait değiller.

Karım odaya girdi. Gözle görünür bir acele ile hazırlanıyordu. Bana bakarak:

– İşe gitmeyi düşünmüyorsun herhalde…

Elimdeki kahve bardağıyla bir an duraksadım. Karım yorgun ellerimdeki çaresizliği sezdi. Yanıma geldi. Beni olduğum yerden kaldırmak için gülümseyerek bana ellerini uzattı. Bir süre boş gözlerle baktım. Bir hamlede beni kaldırdı.  Karımın, hayattaki yol arkadaşımın, narin kalpli insanın her zaman hayatta benden daha fazla enerjisi vardı. 

 Hızla üzerimi değiştirdim. Yeni aldığım siyah ayakkabılarımı ayağıma geçirdim. Ben ayakkabımı giyip çıkarken karım ayna karşısında son hazırlıklarını yapıyordu. Kapıdan çıkarken kedi ile göz göze geldik. “Hadi gidin de ben de rahat rahat uyuyayım” der gibiydi.

 Evin önündeki yoldan tek tük arabalar geçiyordu. Arabaların içinde sabahın ciddiyetiyle bir yerlere yetişmeye çalışan insanlar vardı. Gökyüzünü ağır gri bulutlar kaplamıştı. Sabahın havası yüzüme çarptıkça uykusuzluğuma iyi geldi. Az önce çıkmamız için acele eden karımı beklerken yazarın evinin bahçesinde birini gördüm. Bir adam arkası dönük elinde kürekle bahçede bir şeyler yapıyordu. Daha dikkatli bakınca bahçedeki ağaçların etrafını düzelttiğini fark ettim. Diz çöküp yerdeki tırmığı eline alıyor kazdığı yerleri ayıklıyordu. Islak ve yumuşak çimlere basarak yaklaştım. Onu görünce üzerimdeki elbisenin altından titreyerek,   

– Günaydın, dedim.

Bana döndü. Güler yüzlüyle,

– “Günaydın,” diye karşılık verdi. Ulaşılamaz bir yazarın mütevazi bir üslupla bana karşılık vermesi sabah sabah gençlik heyecanlarımın canlanmasına yol açmıştı. Üstelik hayatımda ilk defa bu kadar ünlü biriyle konuşuyordum.

Heyecanımı belli etmeden

– “Mahallemize hoş geldiniz” dedim.

   Gülümsedi. Çok oyalanmadan önündeki işi bitirmek ister gibi bir hali vardı. Uzun cümlelerle konuşmak istiyordum. Ama yanlış bir şeyler söyleyip ilk günden yazarın üzerinde olumsuz bir izlenim bırakmaya çekiniyordum. Aklımdan ilk fırsatta görüşmek için uygun bir zamanı denk getirmem gerektiğini geçirdim. Ama önce okumadığım kitaplarını okumalıydım. İlk işim kitapçılara gidip kitaplarını almak olmalı. Kitabını okumadan bir yazarın evine mi gidilir? Kendimden utandım. Olduğum yerde ışık hızıyla aklımdan bu düşünceler geçerken karım arabanın kornasını çalarak bana seslendi:

– Geç kaldık… Hadiii.

Günlük telaşlar. Koşuşturmacalar. Hep bir yerlere yetişme halleri…

Yazarı başımla kibarca selamlayarak uzaklaştım. Arabanın kapısını kapattım. Karım vites değiştirip gaza basarken,

– Kimdi o konuştuğun? diye sordu.

– Güler yüzlü bir komşu.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Stieg Larsson'un yayıncısı Quercus alı..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Faruk Bal

18 Mart 2025

Ferit Sürmeli: "Minimal öykü bana göre..

Bence elli kuşağının çizdiği yol haritası günümüzde de önemini koruyor. Faruk Bal: Sevgili Ferit, kitabın adından başlayalım. La Minim Rumence en azından anlamına geliyor. Bu adı verirken kastettiğin başka bir ..

Devamı..

Özge Lokmanhekim ile Hayat Apartmanı Ü..

Melih Günaydın

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024