Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

11 Eylül 2022

Öykü

Güney İçin Sıradan Bir Gün

Seval Şen

Paylaş

1

0


   Perde aralığından yüzüne vuran ışık huzmesine rağmen derin uykudaydı genç adam. Komodinin üzerindeki dijital saatin sinir bozucu sesine irkilerek gözlerini açtı. Ama kim olduğunu bilmiyordu o an. Tavana bakarak, “Ben kimim?” dedi. Nerede olduğunu anlamaya çalıştı. Bir işaret arıyordu. “Hiç” dedi boş boş bakınırken. Gözleri perdeye takıldı. Yüzündeki anlamsız ifade yavaş yavaş değişmeye başladı. “Benim Güney,” dedi. Sonra “Çocuklar!” diyerek telaşla kalktı yataktan. Odasından çıkınca hangi yöne döneceğini bilemedi. Sola döndü. Çocukların odasına girdi. Yatakları boştu. Ne yapacağını bilemedi. Birden aklına geldi, hayıflanarak, “Çocuklar annelerinde ya!” dedi. Kapının eşiğine çöktü; başını iki elinin arasına aldı. Üşümüştü. Ellerini göğsünde birleştirip büzüştü. Sonra kalkıp odasına girdi. Yatağa uzanıp bembeyaz çarşafı üzerine çekti. Yan taraftaki fotoğrafı eline aldı. Gözleri doldu. Arka arkaya gelen öksürükle yataktan fırladı. Lavaboya koşup öksürmeye devam etti. Rahatlayınca mutfağa girdi, radyoyu açtı. Sabah kahvesini yapıp terasa çıktı. Sigarasını yakıp göğe doğru üfledi. Gri bulutlar güneşle oyun oynuyordu sanki; açıl kapan… Yüzünü Düldül’e döndü, karşıdaki yemyeşil sıra dağların tersine tek başına yükselen büyük kaya dağa. Mor yamaçlarıyla ve şekliyle ovanın kalbi gibi duruyordu. Radyodan gelen kısık sese kulak kabarttı. Sil baştan başlamak gerek bazen hayatı sıfırlamak… Şarkıya eşlik ederken bir sigara daha yaktı. İçeriden gelen telefonun sesiyle kendine geldi. Telefondakine, “Geldim, tamam, iniyorum,”dedi.

Kırık beyaz gömleğini giydi, kotun üzerine. Portmantodaki kahverengi deri montunu kapıp hızla çıktı evden. Alt kata indi. “Oy! Kara oğlum” diye açtı annesi kapıyı. İçi sevinçle dolmuştu birden. “Günaydın annem!” dedi bembeyaz dişleriyle gülümseyerek sarıldı.

“Çocukları ne yaptın? Yolculuk nasıl geçti?

“Eh işte, oğlan mızmızlandı.”

 “Ee küçük tabi yol uzun, gene iyi dayanıyor yavrum anasız.”

 “Sana sokağa çıkma yasağı olmasaydı iyiydi.”

 Yaşlı kadın gururlandı. “Neyse çok şükür, annelerine teslim edip geldin!”

 “Hı ettim de şimdiden özledim,” dedi kederli.

 “Canını sıkma oğlum, biraz daha büyüdüklerinde hep burada kalmak isteyecekler.”

“Niye ki?”

“Ee burası daha güzel.”

“Öyle mi diyorsun?”

“Öyle diyorum,”dedi tebessüm ederek.

Güney sehpanın üzerindeki kumandayı alıp televizyonu açtı. Belçika’da sosyal medyadan çok cazip bir festival duyurusu yapıldı. Ancak bunun, bir nisan şakası olduğu açıklanınca eğlenmek için gelen kalabalığı polis müdahalesi durdurdu…

“İnsanlar çıldırdı tabi kapalı kala kala.”

Annesi çayları doldururken “Allahtan şehirde yaşamıyoruz. Bir ayağımız toprakta.”

“Tabi ya,” dedi Güney kahvaltı masasına otururken, kanalları değiştirmeye devam ediyordu. Ekmeğin ucunu kopartıp tavadaki yumurtaya bandı. Boğaziçi eylemleri bugün de devam ediyor… Güney sesi açtı. Dikkatle haberi izlediler. Tekrar zaplamaya başladı.

“Çocukları geç götürmene bir şey dedi mi?”

Televizyonun sesini kısıp sakin sakin, “Evet. Bir daha zamanında bırakmazsam çocukları göremezmişim,” dedi.

“Bak sen! Demek öyle dedi.” Güney başıyla onayladı lokmasını çiğnerken.

“Biraz daha yumurta alır mısın?”

“Hayır anne yeterli.”

“Taa üniversiteden tanış, anlaş ama evlenince anlaşamamak da neyin nesi hiç anlamadım.”

“Benim için sorun yoktu anne.”

“Biliyorum oğlum, ona diyorum ben. Aman boş ver, demek hayırlısı buymuş.”

Güney’in canı sıkılınca konuyu değiştirmek için atıldı.

“Öğlene teyzen gelecek, köfte yapıcaz, Osman’ı da al, gel.”

“Kayınpederi öldü anne nasıl geliyor.”

“Aman oğlum bir hafta oldu. Bu virüs çıktı çıkalı ölünün kıymeti mi kaldı sanki? Poşetleyip, çukura atıp geliyorlarmış. Ne mevlüt, ne ağıt. Yas tutma işi bitti artık.”

“Doğru diyorsun ama mecburiyetten,” dedi çayını yudumladı. “Ben gelemem anne. Teyzemi görünce kocası Kenan’ı görmüş gibi oluyorum. O adamla nasıl yaşıyor hiç anlamıyorum.”

“Aman oğlum teyzen ne yapsın ki. Aslında biliyor onun ne olduğunu da…adam dengesiz işte.”

“Dengesizin önde gideni.”

“Aaa bak sana söylemeyi unuttum! Daha dört gün önce karakola düşmüş bunlar.”

“Kimler? Kenangil mi?”

“He ya, abisine silah çekmiş bizimki!”

“Emekli polis ya, kendini bir şey sanıyor. Niye peki?”

“Miras içinmiş.”

“Ne mirası ya, daha yeni öldü babaları!”

“Cenazenin dördüncü günü bacılarına çatmış bu.”

“Niye?”

“Cenazeye geç geldiniz diye.”

“İyi de şehir dışından geldiler sonuçta, bilmiyor mu bunu?”

“Ee bilmez mi? Miras paylaşma işi olsaydı koşa koşa gelirdiniz, demiş.”

“Duygusuz adam. Ee sonra?”

“Sonra nasıl olduysa birbirlerine girmişler işte, abisine silah çekmiş. Polisler gelmiş.”

“Of anne! Tamam boş ver o adamı. Ben çıkıyorum.”

Masadan kalkarken telefonunu kurcaladı hızlı hızlı. Arama yaptı . “Osman hadi çıkıyoruz in aşağıya.”

“Düşünceli oğlum, ne iyi ettin de Osman’ı yanına aldın. Yengen çok seviniyor. Oğlumu kimse adam yerine koymuyordu saf diye, Allah Güney’den razı olsun diyor.”

“Ne olacak anne. Delikanlı çocuk evde oturur mu? Yanımda duruyor, ufak tefek işlere bakıyor. Sigortasını da başlattık. Beni adam edeceksin değil mi emmioğlu, diyor hep.”

Ayağa kalkıp kapıya yöneldi.

“Kara oğlum benim, merhametli oğlum benim.” diyerek yolcu etti annesi. Asansörün gelmesini sallanarak bekledi. Kapı açılınca tuşa bastı. Koridorda karşılaştığı adama önünü ilikler gibi yaparak selam verdi. “Nasılsınız?” diye sordu. İyi günler dileyip apartmandan çıktı. Arabasının yanında bekleyen delikanlıyı, “Günaydın, ne haber?” diye selamladı. Osman saf saf gülerek “İyiyim emmioğlu, beni adam edeceksin değil mi? dedi yine. Osman’ın saçlarının ön tarafına dokunarak gülümsedi, “Tabi ya! Önce inşaata gidelim. Örnek dairenin kapıları takılacaktı. Akşam da eski mahalleye uğrarız, olur mu?” Osman başını salladı. Arabayı proje alanına park eder etmez köpekler sürü halinde yaklaştı. Bagajdan mama çıkartıp kaplara koydu. Siyah benekli beyaz köpek Güney’e yaklaştı. Teşekkür eder gibi başını ona doğru uzattı. “Aferin sana aferin!” diyerek okşadı köpeği. “Su kabını doldursana, Osman,” dedi. Delikanlı su kabını doldurup getirdi.

Ustabaşı ve birkaç işçi yanlarına geldi.

“Hoş geldiniz mühendis bey.”

“Hoş bulduk. Kapıları taktınız mı?”

 “Taktık Güney Bey”

 “Bakalım o zaman.”

 Güney ve Osman önde ustalar arkada örnek daireye girdiler.

Güney kapının üzerinde elini gezdirdi, tak tak vurarak çıkan sesi dinledi. Bunu bir kaç kez yaptı.

“Ses boş geliyor, dolu değil.” Ustaya dönüp, “Bu kapıyı keselim,” dedi. Usta hızarı getirdi. Kapıyı menteşeden çıkartıp yere koydu ve ortadan ikiye kesti. Güney kesilen kısma dikkatle baktı.

“Dört seren kullanılacak demiştim iki seren kullanılmış,” dedi çelik bakışlarıyla ustabaşına bakarken. Adam ne diyeceğini bilemedi.

“Yanlışlık olmuş Güney Bey,” dedi.

“Projede ne yazıyorsa onu takacaksınız. İnsanları kandıramayız usta,” dedi. Usta cevap veremedi.

Güney pencereye yaklaştı. Bir eskicinin bahçedeki plastik varili alıp tablasına koymaya çalıştığını gördü. “Bak şuna!” dedi. Camı açıp “ Bırak onu!” diye bağırdı. Adam varili bırakırken arkadan sekiz yaşlarında bir çocuğun elindeki plastiklerle ona sokulduğunu gördü. “Of!” diye yüzünü buruşturdu. Tekrardan, “Eskici!” diye seslendi. Eskici başını kaldırdı, “Kusura bakmayın, gereksiz sandıydım abi.” “Sorun yok, alabilirsin. Arka tarafta birkaç tane daha var, onları da al,” dedi.

Osman’la ana cadde üzerindeki ofise geçtiler. “Günaydın Aylin Hanım,” dedi sekretere. “Günaydın Güney Bey, bugün yapmanız gerekenlerin listesi,” diye bir kâğıt uzattı kadın. Güney siyah ve beyazın hâkim olduğu odaya girer girmez babasının resmini başıyla selamladı. Koltuğuna oturdu. Masadaki evrakları karıştırdı. Kahvesini getiren Osman’a teşekkür edip sigara yaktı. Bilgisayarda proje detaylarına göz atarken telefonu çaldı. Telefondaki ses kendini tanıttı. Selamlaşma faslından sonra,

“Güney Bey olimpik havuzu siz yapmışsınız,” dedi karşıdaki ses.

“Evet hocam.”

“Havuzun duvarları çok sağlam ve estetik olmuş. Daha önce böyle güzel bir duvar görmemiştim. Emeğinize sağlık.”

 “Teşekkür ederim.”

 “Evimin bahçe duvarını size yaptırmak isterim anlaşabilirsek.”

 “Lafı mı olur, anlaşırız tabi.”

 “O vakit uygunsanız yarın bekliyorum, konum atarım size.”

 “Olur tabii, görüşmek üzere.”

 Bu konuşma onu keyiflendirmişti. Koltuğunda geriye kaykıldı. Sonra ayağa kalkıp camdan dışarıyı izledi. Hızla geçen arabalara, koşturan insanlara baktı. İçi sıkıldı.

Aklına bir akrabası geldi. Hemen aradı onu.

“Hacı bahsettiğin o arsaya bakabiliriz müsaitsen.”

“Bakak abi. Senin arabayı dağa bayıra sürmeyelim şimdi, ama sende benim külüstüre binmezsin.”

“Ayıp ediyorsun ama gel, al beni.”

“Abi oranın manzarası çok güzel. Közde çay yaparım sana sohbet ederiz.”

“İyi olur, köz çayını severim.”

Eski model beyaz Renault zınk diye yanında durdu. Selamlaşıp hal hatır sordular.

“Ne külüstürü ya klasik bunlar. Yılmaz Erdoğan, bir film galasına böyle bir arabayla gitmişti.”

“Hıı biliyom abi, herkesi nasıl da şaşırtmıştı di mi?” Gülüştüler. Çay yapmak için çalı çırpı topladılar. Hacı ateşi yaktı üzerine is kaplı çaydanlığı yerleştirdi.

“Buraya restoran müthiş olmaz mı? Düşünsene restoranın beli yemyeşil dağlarda, karşıda da Düldül,” dedi Hacı mavi gözlerini kısarak.

“Manzara harika, çok güzel olur.”

 “Ama tapuyla ilgili sorun var, bana ait olan yerin bir kısmı komşunun arsasında görünüyor.”

“Nasıl yani, komşuya mı ait?”

“Yok abi bana ait aslında, komşu da biliyor. Vakti zamanında nasıl bir yanlışlık olduysa. Bu sorunu çözebilirsek…”

“Dur bakalım avukata soralım.” Avukatı aradı, konuyu anlattı. Hacı da can kulağıyla dinledi.

“Tamam iyice araştırıp bakalım, halledilmeyecek bir iş değil, dedi.”

 Hacı poşetten çıkardığı kâğıt bardaklara çayı doldurdu. Çaydan çıkan buharın yükselip kaybolmasını izledi Güney. Sonra aşağıya şehre baktı. “İnsanın içine huzur dolar burada,” dedi.

“Di mi abi ya?”diye neşelendi Hacı.

Güney uzaklara dalmıştı. Hacı sıkılgan bir tavırla,

“Abi yengeyle barıştığınızı duyunca ailecek sevinmiştik niye ayrıldınız yine. N’olur bak kusura bakma!” dedi parmaklarının arasına sıkıştırdığı sigarayla elini dur yapar gibi.

Top sakallarını ovuşturarak kısa ve net bir şekilde “Anlaşamadık biz,” dedi.

“Üzülüyor musun abi?”

“Yok. Artık üzülmüyorum. Geçti. Ona karşı hiçbir şey hissetmiyorum. Oğlumla kızımı özlüyorum. İkisi de daha çok küçük, bana da ihtiyaçları var.”

“Zor tabi abi.”

“Hayır yani tek sorun özlemek de değil”

“Ne abi?”

“Kaygılanıyorum, onların her halini merak ediyorum…”

“Doğru diyorsun, Allah kolaylık versin abi.”

“Aslında Allah kolaylık falan vermiyor. Biliyor musun kartal yetmiş yıl falan yaşarmış. Kırk yaşına geldiğinde kartalın bir karar vermesi gerekirmiş. Çünkü pençeleri sertleşir, avını tutamazmış. Gagası uzayıp göğsüne doğru kıvrılırmış. Tüyleri kartlaşır, uçması zorlaşırmış. Artık ya ölmeyi seçecek ya da yeniden doğacakmış. Kartal yeniden doğmaya karar verirse bir dağın tepesinde yer bulurmuş kendine. Önce gagasını sert bir şekilde kayaya vururmuş. Taa ki gagası yerinden sökülene dek. Kartal bir süre yeni gagasının çıkmasını beklermiş. Gagası çıktıktan sonra bu yeni gagayla pençelerini yerinden sökermiş. Yeni pençeleri çıkınca da kartlaşmış tüylerini yolarmış. Tüm bunlar beş ay falan sürermiş.”

“Ooo! Tüm parçalarını yeniledi ha,” dedi gülerek Hacı. Güney’de bıyık altından Hacı’nın lafına güldü. “Sonra abi, merak ettim valla.”

“Sonra, yeniden doğuş uçuşunu yapmaya hazır hale gelirmiş. Zafer uçuşunu sürdürmek için bize acı veren anılarımızdan kurtulmak zorundaymışız.”

“Güzel hikayeymiş,” diye başını salladı Hacı.

“Yenilenmek gerek,” dedi Güney.

“Hava kararmadan aşağı inmeliyiz, Osman beni ofiste bekliyor. Annemlerin eski evine gidicez.”

“Hayırdır abi?”

“Yok bir şey, seviyorum orayı, portakal çiçekleri açmış, bahçede oturacağız biraz.”

“Bende çok severim portakal çiçeği kokusunu.”

“Sen de gel istersen.”

“Yok abi, oğlanın ateşi vardı başka sefere inşallah.”

Hava da bozdu yağmur yağacak hadi kalkalım.

Renault’a binip kıvrıla kıvrıla aşağı indiler.

“Külüstürmüş. Arabadaki manevraya bak sen,” dedi Güney.

“Canavar abi canavar!” dedi Hacı.

Tekrar görüşme dileğiyle ayrıldılar.

Güney kendi arabasına binip kornaya bastı birkaç kez. Osman korna sesine çıktı. Birlikte eski mahalledeki eve doğru giderlerken yolda durup birkaç bira aldı Güney.

Evin önüne geldiklerinde yağmur hafiften atıştırıyordu. Alacakaranlıktı. Arabadan inmeden, camları açıp portakal çiçeği kokusunu içine çekti, bir bira açıp Osman’a uzattı. Kendine de açıp şişeyi kafasına dikti. “Oh! Soğuk bira, mis gibi hava,” dedi. Sigara yakıp uzaklara daldı. Osman da sessizce birasını içiyordu. Güney torpidoyu açıp silahını çıkarttı. Kolunu açık camdan çıkartıp havaya birkaç el ateş etti. Osman sesten ürktü, sonra da gülmeye başladı. Karşı taraftan teyzesinin bahçesinden eniştesi Kenan’ın büyük adımlarla geldiğini gördü.

Adam diklenerek, “Napıyon sen burada?” dedi.

“Oturuyom, görmüyon mu?”

“Niye silah sıkıyon?”

“Sıkarım, sana ne benim bahçem,” dedi istifini bozmadan.

“İn lan aşağı!”

“İnmiyorum.”

Osman korkmuştu, kısık sesle “Emmioğlu kaçalım,” dedi. Osman’a dönüp “Korkma emmioğlu, ben varım. Bir şey olmaz.”

“Sen nasıl adamsın lan? Adam mısın lan sen!” diye bağırdı Kenan.

Bu laf Güney’i kızdırdı. Öfkeyle aşağı indi, elindeki tabancayla. Arabanın ön tarafında duran adama,

“Peki sen, sen mi adamsın ha? diye bağırdı. Sağ elindeki silahı arkasında tutuyordu.

Adam küfürler ederek iki eliyle yakasına yapıştı. “Düzgün konuş!” diye boş eliyle itmeye çalıştı Güney.

“Senden mi öğrenecem konuşmayı!” dedi adam. İtiştiler. Osman arabanın içinde büzüşmüş, olanları sıkıntıyla izliyordu.

“Ne oldu sıktıysam?” dedi nefes nefese.

 “Ver bak, sana göstereyim! O silah öyle sıkılmaz,” dedi.

“Nasıl sıkılırmış? Al, al sende sık, görelim!” diye silahını uzattı. Aralarında bir metreden az mesafe vardı. Adam silahı aldı. Güney tam karşısında dudaklarını büzmüş sımsıkı duruyordu. Havaya ustalıkla iki el ateş ederken Güney, kocaman açtığı gözlerini hiç kırpmadan ona bakıyordu. Hemen ardından karşısında dimdik duran Güney’in şakağına sıktı.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Pınar Civan: Neden Feministim?Haden Öz
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

James Folta

10 Temmuz 2025

Yaz Mevsimi Kalın Bir Kitap Okumak İçi..

Görünüşe bakılırsa bu yaz kimileri için eziyet, hedeflere ağır basıyor ve çoğu insan yaz aylarının sözde özgürlüğünü kendine –kendi şartlarıyla–  eziyet etmek için kullanıyor.Görünüşe bakılırsa bu yaz herkes tercihini hacimli kitaplardan yana ku..

Devamı..

Samandağ Kitap Fuarı ve Yıkıntıların İ..

Semih Gümüş

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024