Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

22 Eylül 2022

Kitap

Hala Vakit Vardı: Erime

Damla Karakuş

Paylaş

0

0


Uluslararaları finans kavgaları ve şirketlerin aç gözlülüğü nedeniyle vahşi kapitalizmin acımasız dişlileri arasında doğanın yüzyıllardır daha çok, ama daha vahşi bir şekilde katledildiğini biliyoruz.

Ele Fountain’ın pandemi döneminde kaleme aldığı "Eriyen Buzullar Arasında İki Dünya” alt başlıklı Erime adlı kitap, Şafak Arat çevirisi ve son zamanlarda çocuk ve gençlik edebiyatına kaliteli katkılar sunmak için çabalayan İlk Genç Timaş’ın “Özgür Kitaplar” serisi etiketiyle raflarda…

Pandemi günlerinin tekinsiz atmosferini solumuş kitaplardan sadece biri olan Erime, bu havaya yaraşır bir giriş yapıyor. Kitabın hikâyesi, kuzeyde güneşin çok az göründüğü bir yerde ve atalarının yüzyıllardır gittikleri bir yolda zamansız esen fırtınaya yakalanan bir kafilenin; karla boğuştukları bu yolda daha önce hiç görülmemiş, tarihte de mevsimin o evresinde hiç denk gelmemiş bir fırtınaya yakalanmalarının hikâyesiyle doğadaki değişimi işaret ederek başlıyor. Evet, Erime tam olarak bir küresel ısınma romanı. Günümüz dünyasının çarpıcı günlerini yaşarken, sizin de kulağınızı hiç tırmalamadı değil mi bu tanım? Küresel ısınma romanı! Yaşamımızın her anını etkileyen küresel ısınmadan edebiyat da payına düşeni alıyor işte adım adım. Nihayetinde dünyamız, insanlığın yüzyıllardır hoyratça kullandığı doğanın bir sonucu olarak, ben bunu çoğu zaman “intikamı” olarak tanımlamayı daha doğru buluyorum aslında, “küresel ısınma” tehdidiyle karşı karşıya. Uzmanların günbegün yaptığı açıklamalara kulak verebilsek de artık dönüşü olmayan bir sürece girildi. Öyle ki deve kuşu taklidimizden vazgeçme cesaretini bulmamız gerekiyor artık. Çünkü daha önceki yıllarda da küresel ısınmanın olası etkilerinden bahsedilse de günümüzde artık bu etkinin tahmin edilenden çok daha erken tarihlerde gerçekleşeceği konuşuluyor. Ne çok konuştum yine değil mi? Ama mevzumuz derin. Fountain kitap yazmış. Ben de yerini bulmuşken iki satır içimi dökeyim. Umarım tez vakitte kendimize gelir, biraz daha yaşamak için zaman kazanabiliriz. Bir taraftan da ne kadar ironik değil mi, insan kendi tarihini yine kendi faountain

riyle yazıyor. Ama gelin ben şimdi size Erime’nin bendeki yansımasını biraz masal gibi anlatayım…

Erime’nin kahramanlarından Yutu ile büyükannesi kasabadan çok uzakta, karlarla kaplı buz kütlelerinin arasındaki bir köyde yaşamaktadır. Doğanın şekillendirdiği bu insanlar, geleneğin hüküm sürdüğü bir yaşam şekli sürmektedir. Mevsiminde avladıkları fok balıklarının ve Ren geyiklerinin etlerinden beslenir, kemiklerini oyarak ev eşyası yaparlar. Hayvanların derilerini de soğuktan koruyan giysilere çevirerek avlarının neredeyse hiçbir parçasını ziyan etmezler.

“Coğrafya bizi şekillendirir. Biz şekillendiremeyiz. Doğa, iklim, hayvan hepimiz burayı paylaşırız. Burada bir denge var.” (Sayfa 167)

Bu cümle, Forrest Carter’in unutulmaz romanı Küçük Ağaç’ın Eğitimi’ne götürüyor bir anda beni. Carter, bu kitapta doğanın dengesini korumanın yolunu, büyükbabanın torununa sarf ettiği şu sözlerle çizer: “Yalnızca gereksinim duyduklarını al. Geyik alıyorsan, en iyisini alma. En küçük ve yavaş olanını seç, o zaman geyik daha güçlü olur ve her zaman sana et verir.” (Sayfa 17)

Tam bu hafıza noktasında Erime’ye dönersek, büyükannenin doğaya ilişkin sözleri de kuzeydeki yaşam şekli hakkında güzel bir ipucu verir:

“Bizim kıyılarımızda her zaman fok balıkları olmuştur. Atalarımız bu kıyılarda fok balığı avlamışlardır. Karada da ren geyikleri avladılar. Şimdiyse hepsi ortadan kayboluyor. Yakında sadece balık kalacak. Ya kar ve buz da yok olursa? O zaman biz ne oluruz? Bizi biz yapan her şey gitmiş olacak.” (Sayfa 30)

Masal bu ya, küresel ısınma neticesinde doğada değişen iklim koşulları sebebiyle zamansız erimeye başlayan karlar ve buzlar, hayatı yaşanmaz kılar ve her şey bir tehdide dönüşür. Yutu, büyükannesinden gizli ava çıktığı sırada çöken bir buz kütlesi yüzünden kuzey kutbu bozkırında mahsur kalır. Soğuktan donmak üzereyken sığındığı kulübede, kendinden geçmiş bir şekilde uzanmaktadır. Bu sırada köyden uzakta bir kasabada yaşayan, babasının işi nedeniyle sürekli taşınmaktan yerleşik hayata geçemeyen Bea de yeni okuluna uyum sağlamaya çalışmaktadır. Bea'nin babası, bir petrol şirketindeki yeni işine başlamıştır. Ancak işinin arka planındaki çıkar grupları ve dönen dolaplar bilinmemektedir. Bu iki çocuğun hayatları esrarengiz bir olayın ardından kulübede kesişir…

“Babam yer bilimciydi. Aslında babam meşhur bir yer bilimciydi demem gerekir. Bütün petrol şirketleri onunla çalışmak istiyordu. En büyük rezervuarları ve bu rezervuarlara giden en kestirme tünelleri bulabilirdi. Annem, babamın içgüdüleri iyi olduğu için şirketlerin onu sevdiğini söylerdi. İçgüdüleri sayesinde şirketler para kazanıyordu. Şirketlerin petrolden daha çok sevdiği bir şey varsa o da paraydı. Şirketler kasabaların ve şehirlerin yanında tünel kazmak istediklerinde iş biraz daha zor oluyor. İnsanlar petrol ve benzin kullanmak istiyor tabii ama büyük rafinerileri görmek ya da çıkardıkları sesleri duymak ve kokuyu almak istemiyorlar.” (Sayfa 38)

Uluslararaları finans kavgaları ve şirketlerin aç gözlülüğü nedeniyle vahşi kapitalizmin acımasız dişlileri arasında doğanın yüzyıllardır daha çok, ama daha vahşi bir şekilde katledildiğini biliyoruz. İşte doğayla kurduğumuz bu dengenin hızla bozulduğu günümüz dünyasında, yaşamın nasıl değişeceği güzel ve gerçekçi bir macerayla anlatılıyor Erime’de. Bununla birlikte doğanın kendisiyle uyum içinde yaşandığında iyi bir öğretici ve yol gösterici olduğu, roman boyunca çok yerde vurgulanıyor. Bunlardan birinde, sayfa 165’te şöyle diyor: “Kutup tilkileri karda nasıl avlanacaklarını, nerede uyuyacaklarını yavrularına öğretirler. Sonra yavrular büyür ve kendi yavrularına bu yolları öğretir. İnsanlar gibi onlar da uyum sağlıyor.”  

“Eriyen buzullar arasında iki dünya” kitapta, doğayla kurulan uyumlu ve dengeli bir yaşamın hüküm sürdüğü merkezden uzak bir köy ile modernliğin bütün açmazlarıyla yaşandığı şehir kültürünün karşı karşıya geldiği bir düzlem için kurulan bir cümle olarak kitabın başlığı olmayı hak ediyor.  Ve tehlike şu sözlerle anlam buluyor: “Her yıl sıcaklık biraz daha yükseliyor ve donmuş kara parçaları biraz daha eriyor. Artık köydeki evler yıkılmaya başladı. Büyükannemin evi de yıkılacak. Zeminde evi sabit tutacak bir şey kalmadı.” (Sayfa 232)

Son sayfalara geldiğimizde doğayı kaybettiğimiz zaman, gerçekte neyin kaybedilmiş olacağı da bundan daha güzel anlatılabilir miydi, bilmiyorum.

“Sessizlikten keyif almak, hava durumunu fark etme, ayaklarımın altındaki toprağı hissetmek gibi basit şeyleri öğretmişti. İnsanları ve doğayı birbirine bağlayan bağlar kopmaya başladığı için daha önce fark etmediğim pek çok şeyi görmüştüm. Hayal edebileceğimizden çok daha değerli bir şey parçalarına ayrılıyordu.” (Sayfa 233)

Merak ediyorum; peki, siz ne düşünüyorsunuz? Sizce doğayı kaybettiğimizde, aslında biz tam olarak neyi kaybedeceğiz. Benim cevabımı biliyorsunuz artık. Benim içimde bir yerlerde “tam olarak kaybedeceğimiz” şey kaybolana kadar bu yazının virgülü açık kalacak. Ben şimdilik burada bitmesi gerektiğinden, Fountain’ın, Erime’nin hikâyesini anlatmak için kullandığı son cümleyi ödünç almak istiyorum:

“Hâlâ vakit vardı.” (Sayfa 233)

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Taşın Altındaki KuşÖ. A. Bozdemir
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Thomas Manuel

17 Temmuz 2025

Fantastik Romanlar ve Politika

Sonuç itibariyle okuduğumuz kitaplar hiçbirimizi bu dünyanın fiziksel sınırları ve dolayısıyla da sert gerçekliği dışına çıkarmaya yetmezGörünen o ki, mesele kurmaca olduğunda hem akademide hem de okurun zihninde tuhaf bir hiyerarşi söz konusu. Örneğin edebi kurgu – pol..

Devamı..

Sally J. Pla’nın İçimdeki Okyanus Roma..

Şevval Tufan

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024