Yazma eylemi düz bir çizgide ilerlemek zorunda değil. Edebiyat tarihi bize gösteriyor ki, birçok yazar eserlerinin son bölümünü ya da cümlesini zihinlerinde tasarlayıp biçimlendirerek yazmaya başlamıştır. Sanılanın tersine, baştan sona düz çizgide yazmayıp alternatif bir yol seçerek sondan yazmaya başlayan ve bunun yararlarını anlatan kimi yazarlardan örnekler:
Margaret Mitchell
Ünlü romanı
Rüzgâr Gibi Geçti'de Amerikan İç Savaşı'nda Rhett Butler ve Scarlett O'Hara'nın yaşadıklarını anlatan Margaret Mitchell, romanın sonunu kaleme alarak başlamış yazmaya. İkilinin iç savaş boyunca yaşadıkları, ilişkilerinin ayrıntılarıysa sonlarının nasıl olacağı belirlendikten sonra biçimlenmiş.
John Irving
Romanlarının once son cümlesini yazan John Irving, eserlerinin nasıl biteceğini çok iyi biliyor. Ama Irving'in söylediğine göre, böyle bir alışkanlığı olduğunu fark etmesi biraz zaman almış. Altıncı kitabını yazarken geriye dönüp baktığında hep son cümleyi yazarak başladığını fark etmesiyle bunu bir alışkanlık olarak benimsemiş. Romanın sonunu yazarak başladığında, eserin sonunu duyabildiğini, böylece o sonu kendisine yol gösteren bir şarkı olarak algıladığını söylüyor yazar.
Graham Greene
“Yazma eylemi çoğu zaman bilinçaltında biçimleniyor, zihnin o derinliklerinde de son cümleler kâğıdın üstünde beliren ilk sözcüklerden önce yazılıyor aslında. Yazma sürecinde hikâyeleri uydurmuyoruz, onlara dair ayrıntıları hatırlıyoruz.”
Agatha Christie
Agatha Christie'nin çalışma yöntemi biraz farklıymış. Bir kitabı baştan sona yazdığı zaman bile tekrar okuyup üzerinden geçerken sondan başlayarak okuyormuş. Hikâyelerini yazmaya başlarken ilk olarak belirlediği şeyler katilin kim olduğu, nasıl ve neden öldürdüğü imiş. Böyle bir yazma süreci sonunda roman, kendi deyimi ile “insanın içinde büyüyen, sürekli gelişen bir şey” oluyormuş yazar için.
Edgar Allan Poe
Yazar, eserlerinin sonunu bilerek, anlayarak ve bunun okuyucuları üzerindeki etkisinin ne olacağını çözümleyerek yazanların en başarılı yazarlar olduğunu düşünüyor.
J.K. Rowling
Harry Potter'ın hikâyesinin yazarın aklına nasıl geldiğine dair çok fazla şey okuduk, biliyoruz. Ama yine ilk olarak 1990 yılında bir trende aklına gelen ve daha o akşam eve gider gitmez yazmaya başladığı hikayeyi daha en başından yazarın yedi kitap olarak tasarladığını, sonunun nasıl olacağını ilk günden oluşturduğunu ve tamamlanması bu kadar uzun süren dizinin hep o belirlenen yönde ilerlemesi şaşırtıcı.