Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

25 Nisan 2017

Edebiyat

Suç Tarihi ve Polisiye Roman

Çağatay Yaşmut

Paylaş

17

0


Katil kim romanlarının konusu ölüm ve muammadır. Birinci Dünya Savaşı sonrasında her ne kadar polis, burjuvanın gözünde toplumsal iyiliğin cisimlenişi haline geldiyse de özel dedektifler –henüz– yerini tamamen polise kaptırmaz. Özel mülkiyetin hâlâ en yüce savunucusu özel dedektiftir. Çünkü dedektif tutmak pahalı bir iştir.
Çağatay Yaşmut
Suç. Kanunlarda açıkça yasaklanan ve karşılığında bir ceza öngörülen her türlü eylem[dir]. (O. Dolu, Suç Teorileri, s. 34) Bir kimsenin suçlu kabul edilebilmesi için suçun o kimse tarafından işlendiğinin hukuki süreçler sonucunda ispatlanması gerekir. Suç insanın yaradılışıyla başlar. Kabil’in, kardeşi Habil’i öldürdüğüne ve tarihteki ilk katil olduğuna inanılır (Kabil, Âdem ve Havva’nın büyük, Habil ise küçük oğludur). Aslında suç, dünyanın en doğal şeyi gibi görünmektedir; başarısız olan, özendiği ve elde edemediği şeyleri, gerekli fiziksel güce sahip olduğu ölçüde, başarılı olandan alır. (B. Roloff ve G. Seeslen, Cinayet Sineması, s. 62) Polisiye roman ile suç arasında çok sıkı bir ilişki bulunmaktadır. Hepimiz değişik biçimlerde içimizdeki suçla yaşarız. Bu, sonuçta her birimizin aslında potansiyel birer suçlu olabileceğini gösterir. Her ne kadar devletlerin yazılı yasaları ve yürütme organları olsa da bu bireysel adalet arayışının gerisinde kalabilir. Bu da kişilerin her an birer suçluya dönüşebilmesi demektir. [caption id="attachment_28464" align="alignleft" width="350"] Leo Malet[/caption] Polisiye romanlar içinde bulunduğu toplumun suç anlayışını yansıtır. Diyebiliriz ki polisiye roman tarihine baktığımızda insanlık tarihinin de evrimi rahatlıkla okunabilir. Öte yandan suç, bilinmesi gereken bir gerçeği gizlemekten insan katline giden geniş bir yelpazedir. Avrupa’da 18. yüzyılda başlayan Sanayi Devrimi’yle kırsal alanlardan başlayan göçler, kentleşmeyi artırdı. Kentleşme de bir anlamda tutkuların (para hırsı, sınıf atlama isteği, aşk, intikam vs.) yoğunlaştığı yerleşim yerlerine dönüştü. Farklı sınıflardan insanlar aynı sınırlarda yaşamaya başladı. Bu da burjuvazinin tedirgin olmasına neden oldu. O zamana dek polisi küçümseyen burjuvazi, suç artmaya başlayınca haklarını, mülklerini ve canlarını korumak için kolluk kuvvetlerinden yardım istedi. On sekiz yıl Fransız Emniyet Teşkilatı’nda çalıştıktan sonra anılarını (!) dört ciltlik bir eserde yayımlayan Eugène François Vidocq (1775-1857) polisiye roman tarihi açısından çok önemlidir. Vidocq, Emniyet Teşkilatı’ndan ayrıldıktan sonra özel dedektifliğe başlamış, “Ekonomik ve Bilgiler Bürosu”nu kurmuş ve gerçekte bilinen ilk özel dedektif olmuştur. Ernest Mandel’e göre modern edebiyatın ana polis tipine modellik eden, tarihin ilk (kirli) polisidir. Vidoqc bu davranışıyla bir efsane haline gelir. Ne var ki polisin zekâsı ve ait olduğu sınıf, zenginlerin sorunlarına bir noktaya kadar yetecektir. Zira polis alt-orta sınıftan, hatta işçi sınıfından gelmekte, burjuvazinin dünyasını bir yere kadar anlamaktadır. Bundan ötürü polise karşı duyulan güvensizlik ve korku özel dedektifliğin temelini atar.

Burjuvazinin çıkarını korumak için özel dedektifler

[caption id="attachment_28466" align="alignright" width="350"] Raymond Chandler[/caption] Edgar Allan Poe’nun Morgue Sokağı Cinayeti’nin ünlü dedektifi, fakir düşmüş bir aristokrat olan şövalye Auguste Dupin’dir. Dupin, polis örgütünün Morgue Sokağı cinayetindeki güçsüzlüğünü vurgulayan bir çalışma ortaya koyar. Bu, analitik çıkarımlar yaparak akıl yürütmedir. Aynı zamanda tanınmış bir şair olan Poe’nun yazdığı, polisin ikinci planda bırakıldığı bu tip hikâyelerin ilerde yüzlerce benzeri yazılır. Yine de dedektif tipini yaratan, araştırmacı dendiğinde gözümüzün önüne gelen pipolu, pelerin benzeri pardösüsü, kenarları yukarı kıvrılan şapkası ve büyüteciyle Sherlock Holmes’tür. Conan Doyle’un yarattığı eksantrik kahraman Holmes, kendine özgü bilgi ve teknik sahibi, tartışmasız usta bir kimyager, araştırmacı doktor, birçok bilimsel alandaki gözlem ve çözümleme özelliklerini bünyesinde taşır. Krimonoloji, toksikoloji, anatomi kadar jeoloji de bilir. Dupin, Holmes, Vidocq ve aynı dönem benzer dedektifler, belli sınıfın çıkarlarını korumak, onlara yardım etmek için vardır. Chesterton’un Peder Brown’u akıl ve mantık yürütme konusunda benzerlik gösterdiği halde, bir din adamı olarak sosyal sınıfın ve sınıfçılığın dışında kalmaktadır. Birinci Dünya Savaşı sonrasına kadar belli sınıftaki dedektiflerin egemenliğinde giden polisiye roman iki dünya savaşı arasında hafif bir kırılma gösterecektir. Bu kırılmayla birlikte çıkarı korunan, yani hakları aranan kesim halka yaklaşırken, polisten alınan yardımın niteliği artmaya başlar.

Katil kim romanları ve kara roman

Altınçağ Dönemi denen iki dünya savaşı arası dönemde birbirinden farklı iki gelişme görülür. İlki aklın öne çıktığı toplumsal olgu taşımayan “Katil Kim” romanları, ikincisiyse toplumsal olguların etrafında gelişen “Kara Roman”. Katil kim romanlarının konusu ölüm ve muammadır. Birinci Dünya Savaşı sonrasında her ne kadar polis, burjuvanın gözünde toplumsal iyiliğin cisimlenişi haline geldiyse de özel dedektifler –henüz– yerini tamamen polise kaptırmaz. Özel mülkiyetin hâlâ en yüce savunucusu özel dedektiftir. Çünkü dedektif tutmak pahalı bir iştir. Muammanın aydınlanmasını isteyen kesim, ya para verip dedektif tutacak ya da tanınmış ve/veya üst düzey olmasının sonucu olarak çevresinden birine rica edecektir. Polis, dedektife elbet destek verecek, hatta bazen onu ekarte edip kendi sonuca gidecektir. Zira polisin içinde de kafası çalışan memurlar görülmeye başlamıştır. [caption id="attachment_28462" align="alignleft" width="250"] Dashiell Hammett[/caption] Altınçağ polisiyesi Birleşik Krallık’ta belirir. Dolayısıyla dönemin en meşhur yazarları da bu ülkeden çıkar. Ne tesadüftür ki hepsi de kadındır; Agatha Christie, Dorothy L. Sayers, Margery Allingham, Josephine Tey. Christie tüm dönem polisiyesi içinde bir fenomen olur. Birden çok dedektifi vardır. Özel dedektif Hercule Poirot, meraklı komşu tipiyle Miss Marple, zeki polis dedektifi Müfettiş Jaap bunlardan en bilinenleridir. Sayers, aristokrat bir dedektif yaratır: Lord Peter Wimsey. Allingham’ın Albert Campion’u da İngiliz aristokrasisinden gelir, Tey’in Alan Grant’ı ise başarılı ve zeki bir polis memurudur. Sonuç olarak yakından bakıldığında katil kim romanları suçun tarihiyle birebir paralel gitmemiştir. Mandel’e göre, bu romanlarda gerçek sorun, bütün yönleri ve anlamıyla suç değil, ölüm ve muammadır; esas olan, suçun resmi olarak, analitik zekâ marifetiyle kanıtlandığı, gerçek insanlara ve gerçek insan tutkusunun çatışmasına tümüyle yabancı soyut yapıtlardır. 1920’lerde Amerika’da başlayan içki yasağıyla birlikte suç büyük bir ivme kazanır. İçki kaçakçılığı başta olmak üzere fuhuş, kumar, kadın ticareti, uyuşturucu, rüşvet gibi suçların genişlemesiyle birlikte örgütlenme kaçınılmaz olur. Ortada büyük bir pasta vardır. Cosa Nostra tek başına bu pazara hâkim olamayınca, daha büyük bir karışım gerekir. Ülke sınırları dışına taşılır. Bunların en canlı örnekleri İtalyan (Sicilya) mafyası, Yakuza Japon mafyası, Çin mafyası Triadlar ve Tonglar bu büyük bir cironun ortakları olur. Durum böyle olunca, yeni bir polisiye türü oluşur: kara roman. Öncüleri Dashiell Hammett ve Raymond Chandler’dır. Polisiye romandaki ilk büyük devrimdir. Önce suçun niteliği değişiyor, ona paralel olarak polisiye roman bir dönüm noktası yaşıyor. Bu iki yazar, içinde yaşadıkları toplumun yolsuzluklarını, çürümüşlüklerini çok iyi bilir, her şeyin para gücüne bağlı olmasına karşılık dedektiflerinde ahlaki olarak savunabilir bir tutum sürdürmeye çalışırlar. Bu iki yazardan başka önemli isimler de mevcuttur: Georges Simenon, Léo Malet, Ross Macdonald, John Macdonald. Dedektifleri cinayetleri analitik çıkarımlarla değil, takip kovalamaca ve yakalama süreci sonunda ve gerekirse zor kullanarak ortaya çıkarırlar.

Gizli servisler

Dünya savaşları arasındaki dönemde kamuoyu yeni bir suçla tanıştı. Bu suç, kişisel yaşamlara ve mülkiyete değil, devlete yönelik işleniyordu, suçlular devlet veya hükümetler için hareket ediyorlardı. Bunlar “casus”lardı. Casusların varlığı, özellikle CIA ve KGB’nin başrol oynadığı gizli servisler savaşına dönüştü. Suçun tarihi bu noktada polisiye roman tarihiyle bir kez daha kesişti. Joseph Conrad, Graham Greene, Eric Ambler, John Le Carré, Mario Simmel, Victor Canning, Donald Hamilton en ünlü casus polisiye yazarlarıdır. İlk casus polisiyelerden biri olan Joseph Conrad’ın Gizli Ajan romanında casus ve casusluk bütün insani dramıyla ele alınmıştır. Gizli Ajan usta bir edebiyatçının polisiye romanda da usta olduğunun en iyi göstergesidir. Bunun yanı sıra İngiliz yazar Ian Flemming, James Bond gibi bir süper casus yarattı. Bu tip romanların en büyük özelliği cinayeti kimin işlediğinin değil, ortaya konan entrikanın bulunmasında yatar. [caption id="attachment_28463" align="alignright" width="350"] Dorothy L.-Sayers[/caption] 1940’lı ve 1950’li yıllara gelindiğinde, Amerikan suç tarihi ikinci bir patlamaya tanık olur: uyuşturucu ticareti. Bu arada içki yasağı kaldırılmış, kazanç kapısı olmaktan çıkmıştır. Bunun karşısında suç örgütleri, kumar, tefecilik ve fuhuşla kayıplarını kapatamayınca içkinin yerine tamamen kendi kontrollerinde olacak başka bir kazanç kapısı bulmaları gerekir; bu da uyuşturucudur. Uyuşturucu alışkanlığının kazandırılmasıyla sokak suçlarında büyük bir artış görülür. Etkileri daha sonra Birleşik Krallık, İtalya, Fransa ve Japonya’ya kadar uzanacaktır. Özellikle savaşı takip eden yıllarda uyuşturucu satıcılarının hedefi morali bozuk, çoğu askerlerden oluşan alt-orta sınıf insanlar olacaktır. Savaş sonrasında binlerce Güney Amerikalının Kuzey Amerika’ya göçü, burada karşılaştıkları ırk ayrımı, çarpık eğitim sistemi, gençlerin öğretim hayatına adapte olamamasına ve işsizlik neticesinde küçük suçlar işleyerek hayatlarını sürdürme çabasına girmelerine neden olacaktır. Bu şiddet patlaması 1960’larda ve 1970’lerde hızlanarak tüm kapitalist ülkelerde kendini gösterir. Böylece birtakım yazarlar kendilerine konu olarak mafyayı seçer. Philip Loraine’nin Bir Mafya Öpücüğü, Donald Westlake’in İşgüzar ile Polisler ve Soyguncular, John MacDonald’ın Kızıl Hile romanları mafya faaliyetlerini oldukça iyi betimlemektedir. Özellikle Mario Puzo’nun Baba romanı, dünya çapında büyük ilgi görmüş, alanında fenomen haline gelmiştir. Kitap Francis Ford Coppola’nın elinden sinemaya aktarıldığında da aynı başarıyı göstermiş, hatta üzerine çıkmıştır. ABD’ye yerleşmiş Don Vito Corleone’nin reisliğindeki Sicilyalı bir mafya ailesinin hikâyesini anlatan kitap 1945-1955 yılları arasını konu alır. Bencil ve parçalayıcı bireyciliğin yükselişe geçmesi, sosyoekonomik ve kültürel değişimlerin görülmesiyle şiddet de artmaya başlar. Hızla refaha erme, tam istihdam, doyumsuzluk, aşırı tüketim, alkol kullanımı gibi modern toplum yapısından kaynaklanan hazlar vahşet, sadizm, zalimlik getirir. Katilin, kurbanı tanımadığı cinayetler baş gösterir. Örneğin 1930’larda Amerika’da işlenen cinayetlerin yüzde 75’i kurbanlarını tanıyorken ilerleyen yıllarda bu oran yüzde 25’lere kadar düşer. Polisiye romanda yeni bir tür doğmuştur. Kara dizi denilen bu türün temsilcileri arasında Mike Hammer’ın yaratıcısı Mickey Spillane, Hadley Chase sayılabilir. Bu noktadan sonra bir muammanın çözümünden çok, şiddete ilgi duyulmaya başlamıştır. Şiddet dürtülerinin yüceltilmesi polisiye romanların da çok satılmasına neden olur, çünkü bireylerin içindeki “suçlu”nun şiddet, kan, ölüm dürtülerini giderir. Bu romanlar toplumsal çürümenin olguları, hastalanan toplumların kanıtı olur. Kaynaklar Osman Dolu, Suç Teorileri, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2012. Ernest Mandel, Hoş Cinayet, Polisiye Romanın Toplumsal Bir Tarihi, Yazın Yayıncılık, İstanbul, 1985. Bernhard Roloff ve Georg Seesslen, Cinayet Sineması, Derleyen: Veysel Atayman, Almancadan çeviren: Süheyla Kaya-Saliha N. Kaya, Alan Yayıncılık, İstanbul, 1997. Erol Üyepazarcı, Korkmayınız Mister Sherlock Holmes, Oğlak Yayınları, İstanbul, 2008.
YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Zambak Kadar BeyazA. Ömer Türkeş
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

S. E. Breitegger

13 Mayıs 2025

Bir Mektup

Okuduklarım içimde birikiyor, büyüyor, içimde bir şeyler inşa ediyor, ben hepsini sana yazmak, seninle bunları konuşmak ihtiyacı duyuyorum.Sevgili dostum, Bu ara çok okudum, okuduklarımla ne yapacağımı bilemiyorum bazen, ben de sana bir mektup yazmaya karar verdim. Mektuplar hayatımızdan ç..

Devamı..

Toplumsal Gerçekçi Romanlar (Gerçekçil..

Kemal Gündüzalp

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024