Hanife Altuntaş • Dut Ağacı
29 Temmuz 2018 Öykü

Hanife Altuntaş • Dut Ağacı


Twitter'da Paylaş
0

Daha mutsuz zamanlarını da hatırlıyordu ama bu onlardan değildi. Belki mutsuzluk bile değildi ama ruhunu kaplayan hüzne verdiği isim hep bu olurdu nedense. Alacalı güzel kedi kanepede yatarken ve uykusunun en derinlerinde küçük bir iç geçirirken yaklaştığını hissetti o ismin yakınlarına. Dışardaki yakıcı güneş ve sıcak kapalı pencerelerden giremiyordu içeriye ama ona ve kediye orada olduğunu hissettiriyordu. Gerçi kedi doğası gereği daha umursamazdı ama o hep kolay incinen, kırılan biri olmuştu. Bunu sadece kapalı odalarda, gece uykuya dalarken gizlice fısıldardı kendine. En büyük güçsüzlüğü en büyük korkusuydu çünkü. İncinebilirliğini herkesten varoluşunun en büyük sırrı gibi saklaması da bu yüzdendi zaten. Ama bu başka bir mesele, dedi kendine ve hırslı bir dedektif gibi hüznünün peşine düşerken sırrını gölgelerinin arkasına sakladı yeniden. İnsan en çok bilmediği şeyden korkarmış. Artık şimdi alışkanlıklarla örülü hayatımı daha iyi anlıyorum derken kendine karşı bu kadar açık ve dürüst oluşuna sevindi belli belirsiz. Bir oda, bir kedi ve yapayalnız kendi nasıl bu denli uzak ama o denli yakın çağrışımlara sürüklerdi ki onu... Bahçedeki dut ağacının en tepesine kadar korkmadan çıkan ve bal damlayan olgun meyveleri sonsuz bir iştahla yiyen çocuk kendisi miydi? İçindeki sonsuz seslerden biri buna sessizce yanıt verdi. O sadece ballı meyveleri olan bir dut ağacı değildi, senin en yakın çocukluk arkadaşındı... Elbette. Kedi uyandı ve aralık gözleriyle onu izlemeye başladı. "Hâlâ bana kızgın değilsin di mi?" dedi kendini bağışlatmaya çalışır bir ses tonuyla. "O küçük örümcekle oynamak istediğini biliyorum. Ama sonuçta o da bir canlı ve yaşamayı hakkediyor." Örümceği peçetenin bir ucuyla tutup pencereden dışarıya silkeleyişi geldi gözünün önüne. Kedi, heyecanlı avının tam ortasında olanlara anlam vermeye çalışır gibi ona bakarken yapmıştı hem de bunu. Pencere hızla kapanırken ne olduğunu anlamış ve arkasını dönüp mama yemeğe gitmişti. Şimdi yarı aralık gözlerle ona bakarken düşündüğü şey elinden aldığı örümcek değil, bu deli kadının tam şu anda adını koymaya çalıştığı hüzünle nasıl baş edeceğiydi. Bir acının insanın tenini, ruhunu, kendi dediği her şeyi nasıl yaktığını biliyordu, öğrenmişti. Ah keşke bu hemencecik kurulan bir satırlık cümleler gibi geçip gidiverseydi ama öyle olmadığını da biliyordu, öğrenmişti. Bu yangının hiç sönmediğini, sadece zamanla canımızı yakan ne varsa unutmaya çalıştığımızı, unutuşla, biliş ve hatırlayış arasında ki o incecik sınırı geçmenin ne kadar kolay olduğunu. Söylenmiş bir söz, bir bakış, bir fotoğraf, uzun ve sıcak yaz günleri, yüzünün yarısını aydınlatan güneşi, nefes nefese uyandığın rüyaları... "Bak kedi, inanmayacaksın ama ben de bir zamanlar çocuktum," dedi zorlama bir gülümseyişle. "Sabahtan akşama kadar sokaklarda sayısız oyunun peşinde koşardım arkadaşlarımla. Ne dünyayı ne de kendimi bilirdim. Şimdinin sonsuzca uzadığı ve henüz anılar oluşturmadığı zamanlardı onlar." "Bakma öyle, ne düşündüğünü biliyorum. Evet, kendimi ve dünyayı hala bilmiyorum, haklısın. Ama artık bu bilmeme halimin mayası keskin bir hüzün. Üstüme çektiğim yorgan, giydiğim elbise, yıkandığım su..." Göğsünde, bir istiridyenin içindeki inci gibi sessizce duran acısıyla ve sanki ona bir isim koyar ya da sebebini bulursa hafifleyecekmiş gibi hissettiği o zavallı çaresizliğiyle oturduğu yerden kalktı. Alacalı kedi meraklı bakışlarla takip ediyordu her hareketini. "Hadi az kaldı bak bulacaksın şimdi, anlayacaksın ne olduğunu." Pencerenin önüne geldi isteksizce. Bugün güneşi sevmiyordu ama güneş yüzünden değildi bu. Öğleden sonrası sıcağına rağmen, aşağıda, bahçede oynayan çocuklara baktı. Yazdan, hüzünden, zamandan, acıdan ve kötülükten habersiz çocukluğun o en esrik en güzel halleri. İnsan ne kadar yaş alırsa alsın, en çok ve en fazla çocukluğunu hatırlar. Unutuş ve hatırlayış arasındaki bıçak sırtında hissetti kendini yeniden ve acıyla iç geçirdi. Aşağıda, rengarenk bir topun peşinde koşan kız çocuğunu, pencereye dayadığı elinin işaret parmağıyla okşadı yavaşça. Alacalı kedi, yattığı yerden küçük sesler çıkararak kalktığında, o çoktan hüznünün yeni adını koymuştu bile.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR