Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

27 Mart 2020

Öykü

Her Şey Bir Anda Oldu

Didem Erdiman

Paylaş

9

0


Bankada halletmem gereken birkaç imza işim vardı. İşten erken çıktım. Arabanın radyosunu açtım, doğudan büyük bir fırtınanın şehre doğru geldiği haberini duyunca gözüm saate takıldı. Bankanın kapanmasına yarım saat vardı. Şehrin kalabalık caddelerinden birinde, trafiğin içinde kalınca arabayı bulduğum uygun bir yere park edip yürümenin daha doğru olacağına karar verdim.    

Bankanın içi sınıfların iç içe geçmiş hali gibi göründü gözüme. Yeni türemiş bir şirketin genç çalışanı bireyseli meşgul ederken, emekli olduğu her halinden anlaşılan yaşlı adam hesabından çektiği parasını ağır ağır saydı. Daracık kot pantolonlu, parlak ceketli, bordo ojeli genç kız marka çantasını koluna takmış neden hâlâ sıranın ona gelmediğine söylendi.  Şeffaf camlı odada oturan takım elbiseli kalantor bir adam karşısındaki banka müdürüyle bir şeyler konuştu, sonra önündeki belgeleri imzaladı. Köklü bir firmanın üst düzey yetkilisi ya da sahibi olmalı. Ayakkabılarından, kıyafetlerinden ve kolundaki pahalı saatten varlıklı olduğunu anlamam pek zor olmadı.  Birkaç taşralı dışında, banka genellikle büyük şehrin, özgüvenli insanlarıyla doluydu. Orta yaşlı, görmüş geçirmiş bir erkek olarak insan sarrafı olduğumu düşünüp, gülümsedim. Kısa sürede işlerimi halledip bankadan çıktım.

Arabama doğru yürürken gözüm yoldan geçenlere takıldı.  İnsanların büyük çoğunluğunda bir hoşnutsuzluk, bezginlik hali vardı. Çoğunun yüzü gülmüyor, sabit bir noktaya bakarak yürüyor. Çoğunun kaşları çatık. Herkes bir koşturmaca içinde göründü gözüme. Hızlı adımlar, hızlı konuşmalar, ellerindeki telefonla bir şeyleri çarçabuk yapmalar, sürekli bir yerlere yetişme ya da bir şeyleri yetiştirme telaşı içindeydiler. Kendimi onlardan pek de farklı hissetmedim.

Biraz rahatlamak için karşıma ilk çıkan kafeye girdim. Caddeyi gören masalardan birine oturdum, bir kahve söyledim. Pencerenin önüne küçük bir çocuk geldi.  Masum gözlerle bana baktı. Küçücük yaşında yıpranmış bedenini, kirlenmiş yırtık elbiseleri saklamaya çalışsa da bakışları her şeyi ele verir gibiydi. Yanına ondan büyük bir çocuk geldi, kolundan tutup çekti. Trafik ışıkları kırmızı yandı. Benim gibi tek bir kişiden daha fazlası yolda sıraya dizildi. Gelen kahveden bir yudum aldım.

Saat ilerledikçe hava kararmaya başladı. Kafenin kapısı bir açılıp bir kapandı. İçeri kısa boylu sıska çelimsiz bir adam girdi. Üzerinde koyu renk bir palto, başında da fötr bir şapka vardı. Yüzünü tam seçemedim. Yanımdaki masaya oturdu.

Garsonlardan biri adama menüyü uzattı. Adam eline alıp baktı, fazla incelemeden bıraktı.  Arada elini paltosunun iç cebine götürdü, bir şeyleri kontrol etti. Gizemli bir havası vardı. Tekinsiz görünen hâl ve tavır içinde oturması beni iyice meraklandırdı. Telefonuyla ilgilendi uzunca bir zaman hiçbir şey sipariş etmedi. Merakım gittikçe artmaya başladı. Birini bekliyor olabilir mi diye düşündüm. Elini tekrar cebine götürdü. Garson yanına yaklaştı, bir kez daha bir şey isteyip istemediğini sordu.

“Coffee,” dedi adam. Demek yabancıydı. Sesi görüntüsüne göre daha güçlü çıktı. Bu çelimsiz adamdan bu ses nasıl çıkıyor diye düşünmeden edemedim.  Gelen kahvesinden bir yudum aldı, masaya parayı bıraktı ve kalktı.

O an hiçbir şey yapmadan öylece arkasından bakabilirdim ama nedense peşinden gitmek istedim. Hesabı masaya bıraktım, üzerime montumu giydim, başıma kapüşonunu geçirdim, arkasından takip ettim.  Şubat ayı olmasına rağmen çok da soğuk sayılmazdı. Ancak hava oldukça kirliydi. Dışarı çıktığım anda ciğerlerimde bir yanma hissettim. Şehrin üzerini kara bir bulut gibi saran sis görüşümü iyice engellemeye başladı. Sokak lambalarının titrek ışığı altında onu takip etmeye devam ettim.

Adam önde ben arkada bir müddet caddede yürüdük. Adam kalabalığın olduğu yerlere doğru devam etti. Önüne çıkan kafelerde bir yudum bir şey içip, para bırakıp çıktı. İyice meraklandım. Neden böyle bir şey yapıyor olabilirdi? Korkusuzca peşinden gitmeye devam ettim. Onu gözden kaçırmam an meselesiydi, sis gittikçe yoğunlaştı. Kısa bir süre sonra adam daha sakin bir sokağa girdi. Arkasına hiç bakmadan sadece ileriye bakarak yürümesi dikkatimden kaçmadı.  Sokak çocukları yanımızdan geçti, onları fark etmedi bile. Çocuklar da onu fark etmedi. Ben karanlıkta ve sisin ardında kendimi gizlemeyi başardım. Adam bir an durdu. Sokağa bakan evlerin ışıklarına baktı. O an park etmiş kamyonlardan birinin arkasına geçip, saklandım. Bir süre yanan lambalara baktı, sonra sokağa çevirdi başını. Kimseleri bulamayınca yürüyüşü ağırlaştı. Ağır ve aksak adımlarla yürümeye devam etti. Ben de arkasından izlemeye devam ettim. İşlek caddelerden birine geldik. Sokak lambaları, mağaza ışıkları, araba farları onu daha iyi seçmemi sağladı. Kalabalığa girince yürüyüşü değişti. O çelimsiz adam gitti, sanki yerine boylu poslu, iri yarı biri geldi. Şaşkınlıkla ve merakla onu izlemeye devam ettim. Bir an durdu, gökyüzüne baktı.  Ardından yürüyüşü hızlandı,  kalabalığın içinde yürürken çok insana dokunup, bir şeyler sordu. Bunu neden yaptığını bir türlü anlayamadım. Merakım adamın peşini bırakmıyor, bedenimse iyiden iyiye yoruluyordu. Saatlerdir peşindeydim.

Ana cadde oldukça kalabalıktı. Bir grup genç, yol kenarında sohbet ederken, kadın erkek birçok insan ya alışveriş yapıyor ya da bir yerlere doğru gidiyordu. Kimi mağazalardan eli kolu dolu çıktı, kimi vitrinlere baktı. Yeme içme mekânları iyice kalabalıklaştı. Adam bir köşede durdu. Etrafı izlemeye başladı. Saatine baktı. Tekrar elini iç cebine götürdü. Silah taşıyor olabilir diye düşündüm. Belki kiralık katildi, birini öldürecekti ve onun için fırsat kolluyordu. Belki de bir ajandı.

Bir anda şiddetli bir rüzgâr esti. Önce kimse önemsemedi. Ancak kısa süre sonra fırtına başladı. O kadar güçlü geldi ki sanki herkesi ve her şeyi sürüklemek istedi.

Şiddetli esen rüzgâr trafikte oldukları yerde duran arabaları beşik gibi sallamaya başladı. Ağaçlar savruldu. Sokak lambaları oldukları yerde titredi. Sonra korkunç bir gök gürültüsü duyuldu. Sadece insanlar değil tüm canlılar korktu. Gürültüyle başlayan yağmur, rüzgârın da etkisiyle yüzüme bir kırbaç gibi çarpmaya başladı. İyice yorgun düştüm. Arabama atlayıp eve gitmek istedim ama bıraktığım yeri hatırlayamadım. Evim birkaç sokak ileride olmalıydı. Gerçi bundan da emin değildim çünkü yağmur ve rüzgâr yüzünden her yer birbirine benzemeye başlamıştı. Taksiler durmuyor, otobüsler doluluk yüzünden yolcu almıyordu.  Ben de yürümeye karar verdim.

O tekinsiz adam ortalarda yoktu. Tanımadığım birinin ne diye peşinden gittim diye söylendim kendi kendime. Kalabalığın ve kaosun içinde kalmaktan iyice gerildim. Üzerimdeki mont bile korumaz oldu beni, su gibi ıslandım. Göz gözü görmüyordu. Dizlerim titremeye, başım dönmeye başladı.  İnsanlar farklı yönlere doğru koştu. Yağmurun şiddeti, fırtınanın gücüyle katlanarak yağdı. Yere düşenler, ezilenler, bağıranlar vardı ama kimse kimseyi görmedi, herkes sadece kendini kurtarmaya çalıştı. Apartman önünde yağmurdan saklanan kalabalığı görünce aralarına sıkıştım. Gök bir daha şiddetle gürledi.  Her yer bir anda aydınlandı. O an adamı tekrar gördüm. Karşı apartmanın giriş kapısının önünde merdiven basamaklarına çıkmış, saçak altından etrafı izliyordu. Şimşeğin aydınlığıyla adamın şapka altındaki yüzünü bir nebze de olsa gördüm. Tam seçemediğim yüzünü sanki bir canavara benzettim. Dudağının kenarında alaycı bir tebessüm vardı. Hava şimşekle bir kez daha aydınlandı. O sırada adamın elini paltosunun iç cebine götürdüğünü gördüm. Kalabalığın içinde havaya doğru göremediğim bir şeyler attı. Kimsenin onu fark etmesi mümkün değildi. Herkes kendi derdindeydi. Çakan şimşeğin ardından korkunç bir gök gürültüsü daha duyuldu. Öyle korkunç bir gürültüydü ki çığlık atanlar, bağıranlar, kaçışanlar oldu. Yağmur hızını arttırdı. Artık etrafı görmekte iyice zorlanmaya başladım. Değil etrafı önümü bile göremez oldum. Kanalizasyonlar taştı, arabalar taşan pis suları üzerimize sıçrattı. Fırtına yüzünden birkaç sokak lambası devrildi. Koşanlardan bazıları yaralandı. Hepimiz öleceğiz diye bağırdı bir kadın.

Bu felaket ne zaman duracak diye söylendim gökyüzüne bakarak. Sokakta kalanlar olarak fırtınanın geçmesini beklemekten başka ne yapabilirdik ki? En güvenli yer olan evimin yolunu bile bulamadım. Gözümü sağanak yağan yağmurun arasından zor da olsa gördüğüm ışıkları yanan evlere çevirdim.     

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Pınar Civan: Neden Feministim?Haden Öz
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

James Folta

10 Temmuz 2025

Yaz Mevsimi Kalın Bir Kitap Okumak İçi..

Görünüşe bakılırsa bu yaz kimileri için eziyet, hedeflere ağır basıyor ve çoğu insan yaz aylarının sözde özgürlüğünü kendine –kendi şartlarıyla–  eziyet etmek için kullanıyor.Görünüşe bakılırsa bu yaz herkes tercihini hacimli kitaplardan yana ku..

Devamı..

Samandağ Kitap Fuarı ve Yıkıntıların İ..

Semih Gümüş

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024