Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

1 Kasım 2026

Edebiyat

Hikâyede Her Eylemin Bir Sonucu Olmalı

Miles Hawksley

Paylaş

0

0


Eylem-sonuç ilkesi, hangi türde olursa olsun gerçekçi ve sağlam bir hikâye kurmak için şart.

Öykü ya da roman yazarken inandırıcı ve ilgi çekici hikâyeler oluşturabilmek için öncelikle eylem-sonuç ilkesini iyi bilmek ve akabinde de iyi kullanmak gerek. Eğer olay örgüsünde karakterlerin giriştiği eylemlerin mantıklı sonuçları varsa bu tarz bir olay örgüsü hem daha akıcıdır hem de daha gerçekçi bir his bırakır. Kurmaca bir metinde eylem-sonuç ilkesini uygulamaksa bütün beceriler gibi anca pratikle gelişir. Şimdi gelin, metninizi bu ilke çerçevesinde nasıl zenginleştirip güçlendirebileceğinize bakalım. 

Eylem-Sonuç ilkesini anlamak 

Eylem ve sonuç arasında kurulan mantıklı bağ, sıradan bir “sonra” kelimesinin yerine “bu nedenle” ifadesini koyar. Konuyu olabildiğince basite indirgemek için şu iki örneğe göz atalım: 

 

Örüntü A: Önce X oldu, sonra Y oldu, sonra Z oldu. 

Örüntü B: X oldu, bu nedenle Y ve ondan ötürü Z oldu. 

 

İlk örnekte X, Y ve Z olayları, aralarında belirgin bir neden-sonuç bağı olmaksızın peş peşe sıralanır ve bu da hem kopuk hem de zorlama bir anlatıya yol açar. Edebiyat ajanları ve yayıncılar gönderdiğiniz metinde bu örüntüyü yakalarlarsa alarm zilleri çalmaya başlar – Dikkat, der sahip oldukları profesyonel iç ses, oldukça yapay bir anlatıyla karşı karşıyasın.

İkinci örnekte X, Y ve Z olayları yine birbirini takip eder ama aralarındaki mantık bağı belirgindir ve ortaya hem daha tutarlı hem de daha ilgi çekici bir hikâye çıkar. Basit bir biçimde ifade etmek gerekirse burada anlatı boyunca devam eden, kesintisiz bir neden-sonuç zinciri görürüz. Dolayısıyla hikâye de doğal bir biçimde gelişir. 

 

Metinde eylem-sonuç ilkesini uygulamak

Eylem-sonuç ilkesini etkili bir biçimde kullanmak için olayların birbirinin devamı olmasına dikkat edin. Böylece anlatı kendiliğinden akar. İşte basit bir örnek: 

 

Yağmur yağıyordu. Bu yüzden Stephen işe otobüsle gitmek zorunda kaldı ve otobüste Laura ile karşılaştı. Böylece ilişkileri başlamış oldu. 

 

Şu da var, eylem-sonuç ilkesinin kullanılması çoğu zaman bir adım önde olmayı ve ilkeyi olay örgüsüne iyice yedirmeyi gerektirir. Diyelim ki, Stephen Laura’nın kendisini aldattığını öğrenecek. Bunun için Laura’yı yerel bir festivalde başkasıyla görmesi gerekiyor. Ama Stephen’ı durup dururken festivale gönderirsek ya da Stephen son dakikada gitmeye karar verirse bu çok zorlama durur. Öyleyse Stephen’ın inandırıcı bir biçimde festivale gitmesini nasıl sağlarız? 

Şimdi bu soruna eylem-sonuç ilkesi çerçevesinde yanıt arayalım. Stephen’ın Jamie adlı bir arkadaşı var ve Jamie elektrikçi olmak için eğitim alıyor. Yerel bir festivalde ışık sistemlerinin kurulumuna yardım etmesi için aylar önce ona bir iş verilmiş. Festival sabahı Jamie, ekipmanı taşımak için Stephen’ın yardımını istiyor. Stephen kabul ediyor, ikisi de ekipmanı arabayla festivale götürüyor.

Bu örnekte şunu görüyoruz: ana olay örgüsünün ortaya çıkması için öncelikle anlatı içinde ayrı ayrı gelişen iki eylem-sonuç dizisinin bir araya gelmesi gerek. Jamie festivaldeki işi almasa ve Stephen’ı yardıma çağırmasa Stephen festivale gitmeyecek böylece Laura’yı başkasıyla görmeyecekti.

 

Sahneler arasındaki tutarlılık

Eylem-sonuç ilkesi yalnızca ana olay örgüsündeki dönüm noktaları için değil, sahneden sahneye de uygulanmalı. Sahnelerinizdeki her bir eylem illa bir nedenden ötürü ortaya çıkmalı ve bu da karakterinizi bir sonraki sahneye taşımalı. Böylece sahneler görünür bir sebep olmaksızın bir eylemden ötekine sıçrayıp durmaz. O yüzden herhangi bir eylemi yazmadan, yani karakterinizi hareket ettirmeden evvel önce bu eylemin niçin yapıldığını ve sonucunu düşünün. Eylem neye yol açacak, karakterleriniz bu duruma nasıl tepki verecek?

 

Engeller ve beklenmedik gelişmeler

Öngörülmeyen engeller ve ani değişimler ölçülü kullanılmak kaydı ile yapıyı bozmadığı gibi anlatının gerçekçiliğini de sekteye uğratmaz. 

Az evvelki ikinci örüntüyü şu şekilde güncelleyelim: W oldu, bu nedenle X oldu ama birdenbire Y olunca ondan ötürü Z oldu. 

Yaratıcı yazarlık pratiği yapmak istiyorsanız bu örüntüyü Stephen ve Laura’nın hikâyesine uyarlamaya ne dersiniz? Dengeli bir hikâye oluşturabilmek için engellere yer açmak şart ama aniden gelişen bir durumun sonuçlarının olayların gidişatını doğal bir biçimde etkilemesi gerektiğini de unutmayın. 

 

Sonuçları ölçülü tutmak

Eylem ve sonuç her zaman birbiriyle orantılı olmalı. İnandırıcı bir hikâye için ortaya çıkan sonucun etki bakımından eyleme denk olması gerekir. Tabii aynı zamanda sonuçlardan ötürü atılan bir sonraki adımın da kendinden öncekilerle orantılı olması aranır.

 

Örnek 1: Kahraman öfkeden çılgına dönmüş ejderhaya yaklaştı ve onun burnuna saplanan lanetli mızrağı çekip çıkardı. Böylece hayvan kendiliğinden sakinleşti. 

Örnek 2: Kahraman öfkeden çılgına dönmüş ejderhaya yaklaştı ve ona ufak bir kurabiye ikram etti. Böylece hayvan kendiliğinden sakinleşti.

 

Eylem ve sonuç arasındaki ölçülülük umarım bu iki örnekten kolay bir biçimde anlaşılmıştır. İkinci örnek biraz gülünç görünebilir ama özellikle yazmaya yeni başlayanların aşırı tepki ve yetersiz tepki tuzaklarına ne kadar çok düştüğünü bilseniz şaşar kalırsınız.

 

Eylem-sonuç ilkesiyle daha iyi yazmak mümkün

Eylem-sonuç ilkesini dikkatle kullanır ve olay örgünüzdeki gelişmelerin, sahnelerin hem yerinde hem de gerçekçi olup olmadığını sürekli kontrol ederseniz birbiriyle uyumsuz ve tutarlılıktan yoksun bölümler yazmaktan kaçınmış olursunuz. Edebiyat ajanları, editörler ve yayıncılar olay örgünüzde dengesizlik olup olmadığına bakacak ya da zorlama eylemleri, o eylemlerden kopuk sonuçları arayacaktır. Şayet dosyanızı uzunca bir özetle birlikte sunuyorsanız özetiniz, hikâyenizdeki parçaların birbirine nasıl bağlandığını gösterir. Ve bunlardan biri bile yapay ya da zoraki bulunursa bütün dosyanız yapısal anlamda yeterince iyi görülmediği için doğrudan reddedilir. 

Özetinizi yazarken eylem-sonuç ilkesinden yararlanırsanız ortada öylece salınıp duran ve hikâyenin dengesini bozan “sonra”lardan kurtulmuş olursunuz. Bu ilke, özetinizi mantık çerçevesinde kurmanıza yardımcı olur: olayları birbirine bağlayan köprüler doğal bir biçimde kendini gösterir ve değerlendirme yapan kişi de hikâyenizin nasıl işlediğini net bir biçimde anlamış olur. 

Dolayısıyla eylem-sonuç ilkesini yazma sürecinizin bütün aşamalarında, hatta mümkün olan her yerde uygulamanızı tavsiye ederim:

 

Kurgu: Olay örgüsünü oluşturan küçük parçaları mantıklı bir neden-sonuç ilişkisi içinde bir araya getirin.

Karakter oluşturma: Karakterlerin olaylara gerçekçi bir biçimde nasıl tepki vereceğini her karakter için arı ayrı düşünün. 

Yazma: Sahneleriniz doğal bir akışla ilerlesin. Beklenmedik gelişmelere ve apansız beliren engellere yer bırakın.

Düzenleme: Metninizi eylem-sonuç ilkesini aklınızda tutarak baştan sonra tekrar tekrar okuyun, hataları düzeltin. 

Sunum: Şayet dosyanızda bir özet ekleyecekseniz özette her şeyden önce eylemlerle sonuçlar arasındaki nedensellik bağını ortaya çıkarın ve dengeli bir olay örgüsü sergileyin. 

 

Eylem-sonuç ilkesi, hangi türde olursa olsun gerçekçi ve sağlam bir hikâye kurmak için şart. Bu ilkeyi planlama, yazma ve düzenleme sürecinize katarsanız hikâyeniz doğal bir akışla ilerler ve okuru kendine çeker.

 

Çeviren: Fulya Kılınçarslan

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Giorgio Agamben: Salgın ve İstisna Hal..Ümid Gurbanov
Öne Çıkanlar

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

2 Temmuz 2025

Ankara'da Hafta Sonu Kaçamağı: Nereye ..

Ankara’dan çok da uzaklaşmadan hafta sonuna eğlence, keyif ve dinlendirici bir tatil deneyimi eklemek ister misiniz? Başta Ankara Kızılcahamam termal otel seçeneği olmak üzere Ankara’ya yakınlığıyla bilinen en konforlu ve uygun maliyetli seçenekleri sizi..

Devamı..

Kafkaesk Bir Film: Birdman

Yalçın Yokuş

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024