Türkiye’de bu kadar seveni olduğunu mutlaka bilmesini istediğim Meltem Gürle’nin ev sahibi ve sonradan dostu Mary’le Dublinliler’in “Pansiyon” adlı öyküsünü anlattığı yazıda tanışıyoruz.
Meltem Gürle’den bir şeyler okumayı çok özlemiştim. Sonra İrlanda Defteri yayımlandı ve biz memlekette 19 Mart sabahı sivil darbeye uyandık. Kitap elime geçtiğinde bana İrlanda’da bir sahili anımsatan kapağına baktım, baktım ve aklımın daha yerinde olacağını umduğum günler için bekletmeye karar verdim. Aklım yerine gelmedi. Her hafta iş arkadaşlarının tutuklanmasını izleyen küçük ablam, onun için endişelenen biz, hukukun yerle bir edilmesi, çalınan oylarımız, belediye başkanlarımız, kayyumlar derken her gün okula giderken gördüğüm belediyenin etrafını çeviren bariyerler ve toma’lara alışamadım.
O mart sabahından iki ay sonra artık kendimi Meltem Gürle’den daha fazla mahrum bırakamayacağımı düşündüm ve İrlanda Defteri’ne başladım. Daha önsözde hayatının sert dönemecinden ve kurallarına ayak uyduramadığı ülkede geçirdiği zorlu zamanlardan bahsediyor. O günlere tanığım. Bu yazıların bazılarını Meltem Gürle bir yıllığına İrlanda’ya gittiğinde Birgün’de yazıyorken okudum. Mary’i o zamandan tanıdım, sevdim. Şimdi, uzun bir zaman sonra, göçenlerin, göçmek zorunda bırakılanların sayısı herkesin ailesinden, çevresinden birilerini kapsayacak kadar artmışken, ben ilk göz ağrım yeğenimden sonra oğlumu da gurbete içten içe “dönmesin” dilekleriyle göndermişken İrlanda Defteri’ni okumak zor oldu. Gerek Meltem Gürle’nin yaşadığı özlemi anladığımdan gerekse onu Mary kadar sıcacık saran birinin varlığına oğlum adına imrendiğimden bol bol ağladım.
Yazıları ilk okuduğumda da çok sevmiştim ama işte yazılar, anlatılanlar, kitaplar bana değen bir yerde edebiyat olmaktan çıkıyor, yaşamımın bir parçası oluyor. Günlerce onunla yaşıyorum. İrlanda Defteri’ni okuduğum sürede her gece rüyalarımda oğlumla uğraştım ve onun işlerini yaptım. Ertesi gün kitaba geri döndüm. Sonra bir sabah hava yeni aydınlanmışken yine böyle bir rüyadan uyandım ve anladım ki ben kendimi Mary olarak görüyorum aslında, yanında olup oğlumun yaşadıklarına tanık olmak, hayatı az da olsa onun için kolaylaştırmak istiyorum. Bir de Meltem Gürle’nin Mary’e sarıldığı gibi oğlumun bana sarılmasını, galiba… Çünkü Mary gibisi gurbetteki herkese kısmet olmaz, sanırım oğlumun yalnızlığı bu kitapla çarptı benim de yüzüme, bu rüyalar hep o yüzdendi.

Gitmediğim o ülke
İrlanda’ya yabancı değilim, belki de bu yüzden hemen bağ kurdum bu yazılarla. On üç yaşımda üç numaraya vurulmuş saçlarıyla tanıdığım Sinéad O’Connor’dan öğrendim ben İrlanda’yı. Önce aşk şarkısı mı, aşk şarkısıysa bu nasıl aşk şarkısı diyerek dinlediğim Nothing Compares 2U’yu biliyordum sadece, merak edip dinledikçe bu yirmilerinin başındaki gencecik kızın politikliğine tanık oldum. Kıtlığı, patatesi, İngiltere’nin yaptıklarını, Margaret Thatcher’ı, Katolik kiliselerindeki çocuk istismarlarını, her şeyi anlattı Sinéad O’Connor, şarkılarıyla. Sonra İrlanda’ya dair filmler girdi hayatıma, hatta festivalde izlediğim bir filmde çocuk yaşta rahibe rolündeki Sinéad’le karşılaştım. Son olarak da İrlanda romanları, öyküleri, ama açıkçası İrlanda’ya dair en zayıf olduğum konu edebiyat, garip ama gerçek.
Elbette İrlanda edebiyatından pek çok kitap okudum ama yetersiz olduğunu İrlanda Defteri’nde anılanları gördükçe daha iyi anladım. Meltem Gürle’nin İngiliz Edebiyatı akademisyeni olarak bizimle kurduğu eşit ilişkiyi çok sevdiğimden bahsetmem gerek önce, zaten öyle olmalı diyebilirsiniz ama işte akademi, akademisyen egosu ve akademik dil kuruluğu denen gerçekler var hayatımızda, üzgünüm. Daha geçen hafta sosyal medyada saygın bulduğumuz pek çok akademisyeni İzmirli işçilerin grevine dair söylediklerinden dolayı uyarmamız gerekti.
Meltem Gürle kendi yaşamından, günlük ritüellerinden, hissettiklerinden yola çıkan yazılarında pek çok kitaptan, müzelerdeki resimlerden, efsanelerden, mitolojik hikâyelerden, şiirlerden, şairlerden bahsediyor. İrlanda’nın kalkınma dönemi Kelt Kaplanı’nın 2008’deki küresel krizle sona ermesinden ve bunun sonucunda şehir dışında yarım kalmış pek çok yapıdan bahsederken yine bu dönemdeki çöküşü anlatan İthaka romanına, kendi annesinin Nazilli’de bitecek gibi gözüken ama Almanya’ya gidişiyle değişen hikâyesinden Maeve Binchy romanlarındaki hikâyelerini değiştiren kadınlara, sabahları zerre güler yüz gösteremeyen (tam benlik) İrlandalıların bahsinden aynı konuyu yıllar önce işlemiş Böll’ün İrlanda Güncesi’ne… nerelere, hangi kitaplara yolculuk yapmıyoruz…
Okumadığım o kitap
En çok yolculuk yaptığımız kitap ise elbette Ulysses. “Dublin’e Giderseniz Bir Gün Eğer” bölümüyle açılan kitapta yazar üniversiteyi bitirdiğinde tanıştığı Japon profesörden ve onun İrlanda seyahati sonrası öğütlerinden, bir türlü bitiremediği Ulysses’ten şikayet ettiğinde söylediklerinden bahsediyor. Sabırlı olmasını istiyor Meltem Gürle’den. Mutlaka okumasını, pişman olmayacağını söylüyor ve ekliyor: “Ama şimdilik her şey biraz eksik kalacak. Dublin’e giderseniz bir gün eğer, işte ancak o zaman romanı tamamlamış olacaksınız.” Kurallarına, insanlarına alışamadığı bir ülkeden kalkıp değişim programıyla bir yıllığına İrlanda’ya giden Gürle, ilk olarak işte bu profesörü hatırlıyor ve hac yolculuğuna başlıyor.
“İyi bir hacı adayının yapması gerektiği gibi, kendime rahat bir çift yürüyüş papucu aldım önce. Şehir çok büyük sayılmazdı, ama ben tabana kuvvet gezecektim. En makul davranış bu gibi gözüküyordu. Ardından da Dublin sokaklarını arşınlamaya giriştim. Şehrin her yanına dağılmış Joyce izlerini takip etmekten ibaret yolculuğum böylece başlamış oldu.”
Pek çok bölümde James Joyce ve yazdıklarıyla karşılaşıyoruz. Türkiye’de bu kadar seveni olduğunu mutlaka bilmesini istediğim Meltem Gürle’nin ev sahibi ve sonradan dostu Mary’le Dublinliler’in “Pansiyon” adlı öyküsünü anlattığı yazıda tanışıyoruz. Ölen bir komşuyu anma töreninde Finnegans Wake’e uğrayıp geçiyoruz. Ama en çok, doğal olarak, şehrin haritasını çizer gibi yazılmış Ulysses’le karşılaşacağız. Dedalus’la Mulligan’ın yüzdüğü kayalıklardan denize girmekten tutun da romanın başında ölülerin hayaletleriyle boğuşan Leopold Bloom’un mezar kazıcılarını düşündüğü mezarlığı ziyaret etmeye kadar, birçok Ulysses göndermesi, anektodu okuyacağız.
Ulysses’i hâlâ okumadım. Yıllardır beni yiyip bitiren bir vicdan azabı bu. İlk gençliğimde Nevzat Erkmen çevirisi yayımlandığında anlamak mümkün değil diyenlerin etkisi belki, bu büyük yapıttaki Hamlet, İncil ve daha pek çok Batı kanonu eserini iyi bilmediğimden ve gerçekten anlamamaktan korktuğumdan belki de.
Bundan iki yıl evvel çok garip tesadüflerle karavanımda misafir ettiğim Armağan Ekici’ye ilk sorduğum soru bu olmuştu. Sonra gece karanlığında denizde yüzüp planktonların ışımasını görmeye çalışırken kesin karar vermiştim. Ulysses’in çevirmeniyle gece gece denizde yüzüyordum, elbette bu onu okumam için bir işaretti. (Bu arada Meltem Gürle’nin pek çok İrlandalının normal normal yüzerken donarak ölmekten korktuğunu anlattığı Forty Foot kayalıklarındaki yüzme, Mary’e göreyse vaftiz macerasını okuduktan sonra Ayvalık’ın buz gibi denizine aşık biri olarak nasıl gaza geldim anlatamam, umarım bir gün bunu yapıp yapamayacağımı deneme fırsatım olur.) Armağan Ekici, korkularımdan bahsettiğimde bunlara boşvermemi, önce dümdüz okumamı söylemişti. Bunu yapabilecek kapasitem vardı en azından, bence yani. Sonra bunları unuttum ve yine okumadım.
Şimdi bir yaz tatili öncesi Meltem Hoca’dan Ulysses’i bu kadar hayata karışmış haliyle okumak işte bana kendimi eksik hissettirmiyor. Onun, Ulysses’in adını hiç duymamış birinin bile etkileneceği sakin, anlaşılır, kolay ama en çok da merak ettirici anlatımıyla bu kez kesin kararlıyım, bu bir işaret ve ben bu yaz Ulysses’i okuyacağım. Bildiklerini yanımıza oturmuş mırıl mırıl anlatıyor sanki Meltem Gürle, eşit ilişki derken bundan bahsediyorum. Dublin, İrlanda ve edebiyatı, James Joyce ve Ulysses sadece akademisyenlerin çözebileceği ve tadını çıkarabileceği bir mit gibi yükselmiyor gözümüzün önünde, her insan evladının gidip kendince tadını çıkarabileceği ve anlayacağı bir yer haline geliyor satır satır.
İncelikler yüzünden
Bunların dışında inceliklerden bahsediyor bol bol Meltem Gürle. Mary ve arkadaşlarını okudukça bu memlekette yaşlanmanın hiçbir zaman oradaki gibi olgunluğa eşlik etmediğini görmek üzücü biraz ama İrlanda zaten yarışabilecek bir ülke değil. Kendi çektiklerinden bu denli ders almış, barışa yönelmiş, her zaman ezilenin yanında yer alan, sıkı Katolikliğine rağmen eşcinsel evlilik, kürtaj gibi yasalarda başı çeken böyle bir ülkeyle yarışmak ne mümkün… Üstelik geçtiğimiz yıldan beri Filistin’in yanında olmasıyla bir kez daha kalplerimizi kazandı.
Son on yıldır nasıl günlerden geçiyoruz, nasıl sona erecek her şey, bilmiyorum ama böyle zamanlarda iyi insanların yanında olmanın çok şeyi değiştirdiğini biliyorum. Kötülük yıpratıcı, yorucu, yaşamayı zorlaştırıcı. Bu nedenle bir süredir özellikle Twitter’a dayanamıyoruz, bu nedenle ülkecek kedi videolarıyla kafayı yedik, bu nedenle küçücük bir incelikte, iyilikte kendimizden geçercesine ağlıyoruz. Bu nedenle Meltem Gürle National Gallery’deki Kule Merdiveninde Buluşma adındaki tabloyu saatlerce inceliyor ve ressam Frederic William Burton’un Danimarka efsanesinin neden tam da bu ânını resmettiğini anlıyor.
“Son birkaç senedir, felaketlerle ve düş kırıklıklarıyla kararan hayatlarımızın acıklı bir şekilde küçüldüğünü fark ettim. Umutlarımız, beklentilerimiz, hayallerimiz düpedüz nefessiz kalmıştı. Hildebrand’ın Hellelil’e duyduğu tutkulu aşkta, içinde bulunduğumuz nefes darlığını açan bir büyüklük, bir genişlik vardı. Bu tablo, insanın içini sızlatan güzelliğiyle, sıradan ve olan her şeye meydan okuyordu. ‘Vazgeçme,’ der gibiydi sanki, ‘derin duygulardan, büyük hayallerden ve aşktan hiç vazgeçme!’”
Ben de bir nevi Anam Cara’m olarak gördüğüm Meltem Gürle’nin yazdıklarıyla genişliyor, ferahlıyor, iyiliğe tekrar inanıyorum. Kitapta biraz ağlamış olabilirim ama bölüm sonlarında genellikle hocanın ince mizahı sayesinde hem gülüyor hem ağlıyordum. Hayatta en sevdiğim esriklik hâli…
İrlanda Defteri’ni okuduğum süre boyunca çok sevdiğim İrlanda şarkılarını dinledim. Sonra bir dinleme listesi yapmak geldi aklıma. Kitapta Meltem Gürle’nin andığı şarkıları da ekledim. Umarım seversiniz.
İrlanda Defteri Dinleme Listem:
https://youtu.be/EZIB6MslCAo?si=uaHH8Ti6sW8PiUXI
https://youtu.be/Yv5U0A10hrI?si=15oofsVfcoyPH8Hp
https://youtu.be/8MuhFxaT7zo?si=yXHnduX9wDNBB7_X
https://youtu.be/_m-qqbx8SJg?si=BXT4YEk5HvVn1ibI
https://youtu.be/418jmrVNbUg?si=IWbLdjx8Fb5x5ccr






