Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

23 Haziran 2025

Edebiyat

Filistin Edebiyatı: Sürgün Bir Ulusun Zengin Mirası

Heather Laird

Paylaş

0

0


Filistin edebiyatı 1948 sonrası Filistinlilerin yaşamına dair içgörü sunarken genellikle ciddi bir üslup kullanır.

Filistin edebiyatı benzersizdir. Sürgün bir ulusun sınırlar tarafından değil, hafıza, direniş ve özlemle şekillenen kimliğini açığa çıkarır.

Modern Filistin edebiyatının mekânları İsrail’i, işgal altındaki toprakları, Orta Doğu’daki diğer ülkeleri ve uzak diyarları içerir.  Emile Habibi, Ghassan Kanafani, Isabella Hammad ve Anwar Hamed ilk akla gelen Filistinli yazarlardır.   

Emile Habibi (1922-1996), İsrail’in kurulduğu topraklarda yaşamaya devam eden yüz elli bin Araptan biridir ve İsrailli bir politikacının, Filistinlilerin artık İsrail’de yaşamadığı, yaşasalardı kendi edebiyatlarının olacağı iddiasına yanıt olarak kırklı yaşlarında yazmaya başlamıştır.   Habibi’nin 1974 yılında yayımladığı The Secret Life of Saeed: The Pessoptimist isimli romanının ana karakteri Saeed 1948 yılında Lübnan’a kaçar ancak İsrail istihbaratıyla yaptığı muhbirlik anlaşması karşılığında evine döner. Ne var ki Saeed’in – yapmış olduğu işbirliğine rağmen – dayak yemesi ve hemen akabinde hapse atılması uzun sürmez. Cezaeviyse öğretici bir okul vazifesi görür ve oradaki mahkumlardan biriyle kurduğu arkadaşlık sayesinde Filistin kimliğinin utanılacak değil, saygı duyulacak bir değer olduğunun ayırdına varır. 

Ghassan Kanafani ise 1948 yılında kendi yaşadığı topraklardan sürülen 750.000 Filistinliden biridir. Devrimci bir gazeteci ve düşünür olan Kanafani’nin denemeleri ve romanları, savaş ve işgalin yol açtığı bütün dehşetleri gözler önüne serer. Mesela 1962 yılında yayımlanan Güneşteki Adamlar’da on yıl süreyle Irak’taki mülteci kamplarında yaşadıktan sonra Kuveyt’e doğru tehlikeli bir yolculuğa çıkan üç Filistinlinin hikâyesini anlatır. 

İngiliz asıllı bir anne ve Filistinli bir baba tarafından büyütülen 1992 Londra doğumlu Isabella Hammad ise İngilizce dilinde yazdığı romanlarla tanınır. 2024 yılında yayımlanan son romanı Sahnedeki Hayalet, Batı Şeria’da Shakespeare’in Hamlet’ini sahnelemek isteyen bir tiyatro topluluğunun başından geçenleri konu alır. Romanın ana karakteri Sonia Nasir, Filistinli bir Arap olarak İsrail’de büyümüş ancak daha sonra Londra’ya yerleşmiş bir tiyatro oyuncusudur. Günün birinde kız kardeşini ziyaret etmek için İsrail’e gider ve kendisini ansızın Hamlet prodüksiyonunun bir parçası olarak bulur. 

Farklı mekânlarda geçen olay örgülerine rağmen Filistin edebiyatı sürekli tekrarlanan aynı motiflerle birbirine bağlanır. Kültür açısından önemli olan bu motiflerden zeytin ağacı ana yurdu temsil ederken anahtar, sürülen bir halkın kendi topraklarına dönme umudunu simgeler. Filistinlilerin zeytin ağacıyla bu denli özdeşleşmesi ağacın meyvesinin nesillerdir önemli bir ekonomik geçim kaynağı olmasına dayanır. Sürgün açısından bakıldığında toprağa olan bağlılığı simgeleyen zeytin ağacı aynı zamanda vatan topraklarına duyulan özleme de özgüllük katar. Mesela Kanafani’nin eseri Güneşteki Adamlar’da üç mülteciden en yaşlı olanı bir zamanlar sahip olduğu zeytin ağaçlarını anımsar ve İsrail işgalinden sonra elinde başka geçim kaynağı bulunmadığından Filistinlilerin petrol sahalarında işçi olarak çalıştığı Kuveyt’e doğru tehlikeli bir yolculuğa çıkmak zorunda kalır. 

Geçmişte olup bitenlerin bir şekilde şimdiki zaman taşınması Filistin edebiyatının ortak konularından biridir. Habibi’nin The Pessoptimist’tinde Saeed İsrail’e dönerken hayaleti andıran figürlere rastlar ve bu figürler ona kendi yıkılmış köylerinden birileriyle karşılaşıp karşılaşmadığını sorar. Bu onun karşılaştığı iki kişi, evine dönmeye çalışan bir kadın ve uzaklaştıkça küçülmek yerine büyüdüğünü hayretle izlediği askeri vali hakkında düşünmesine neden olur. Habibi’nin 1968 yılında yayımlanan The Odds-and-Ends Woman adlı öyküsünde yirmi yıllık bi aradan sonra eski evlerini görmek umuduyla Gazze Şeridi, Batı Şeria, Amman , hatta Kuveyt kadar uzak bölgelerden İsrail’e seyahat eden gezgin ruhlardan bahsedilir. Hammad’ın Sahnedeki Hayalet’indeyse Filistinli karakterler, Hamlet’in ölü babasının Shakespeare’in oyunu açısından önemli olup olmadığını uzun uzun tartışırlar. 

Filistin edebiyatı 1948 sonrası Filistinlilerin yaşamına dair içgörü sunarken genellikle ciddi bir üslup kullanır. Örneğin Kanafani’nin Güneşteki Adamlar’ı gerçekçi ve sert betimlemeleriyle dikkat çeker. Fakat Filistin edebiyatı yine de beklendiğinden çok daha çeşitli bir üslup ve tür çeşitliliğine sahiptir. Habibi’nin The Pessoptimist’i 1948 sonrası koşulları mizahi bir dille anlatırken Anwar Hamed’in romanlarında bilim kurgu öğelerine rastlanır. Mesela The Key isimli öyküsünde bütün hikâye 2048 yılında, yüksek teknolojili bir yerçekimi duvarıyla korunan İsrail’de geçer. Bu duvar sadece taşıdıkları mikroçiplere anahtar yerleştirilenlerin girip çıkmasına izin verecek şekilde programlanmış görünmez bir bariyerdir. İsrailli ana karakterin elinde, “artık var olmayan evlerinin anahtarını sıkı sıkı kavrayan” sürgün Filistinlilerin fotoğrafları vardır ve bu fotoğraflar onu “komşu ülkeler arasında imzalanan herhangi bir silah anlaşmasından” daha çok korkutur. 

Nitekim öyküde yerçekimi duvarı sadece güvenlik maksadıyla tasarlanan bir yapı değil, aynı zamanda paslı anahtarları geçmişe gömme vazifesi gören bir unutuş abidesidir.  Ancak duvar ne denli aşılmaz görünürse görünsün geçmişle şimdiki zaman arasında geçirgen bir sınır bulunur ve duvarın ötesinde kaostan uzak bir hayat süren ana karakter günün birinde, belirli aralıklarla apartman kapısının kilidinde dönen hayalet anahtarın sesini duymaya başlar. Fakat bu sesi tek duyan o değildir. Uykusuzluk dayanılmaz bir hal alınca doktordan randevu almaya çalışır ancak yer bulamaz çünkü aynı gerekçeyle uykusundan olan daha pek çok hasta vardır ve doktoru mesai saatleri haricinde ziyaret etmeye karar verir. Hikâye, aynı dertten mustarip doktorun kontrolü kaybedip eski hizmet tüfeğiyle kendi dairesinin kapısında bir delik açması ve bu esnada kapı arkasında bulunan ana karakteri öldürmesiyle sona erer. 

Filistin edebiyatının dünyasına konuk olmak için tek değil, pek çok neden bulunur ama bunlar içinde en önemlisi, sürgünde bir ulusun zorlu deneyimlerini kullandığı yenilikçi yöntemlerle aktarmasıdır. Her bir öykü ve roman, yaşanan adaletsizliklerin ancak dile getirilmekle unutulmayacağını hatırlatır. 

Çeviren: Fulya Kılınçarslan

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

2021'in ‘En İyi Tarihi Fotoğraf Ödülle..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

İbrahim Sarıkaya

7 Haziran 2025

“Zamanı Geriye Doğru Akıtmak”

Yalın bir dili var Öndeş’in. Diyaloglar, araya dolgu malzemesi gerektirmeden birbirini tamamlıyor ve akıyor. Sömürgeci geçmişi, iç savaşları, katliamları, faili meçhulleri ile bu toprakların ‘geçmiş’i, ‘bugüne’ dair her anlatının iskeleti, hiç değilse bir alt akıntısı ol..

Devamı..

Sebastião Salgado: Görsel Antropolojid..

Nedim Dertli

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024