Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

23 Haziran 2025

Hayat

Demokratik Başarılardaki Paradoks

Ralph Hertwig – Stephan Lewandowsky

Paylaş

0

0


Zaman zaman otokratik yönetimlere duyulan ihtiyacı açıklamak için davranış bilimlerinden yardım alabiliriz. 

Berlin Duvarı’nın yıkılması 1989 yılı itibariyle çoğu Doğu Avrupa ülkesinde demokratikleşmeye giden yolun önünü açtı ve kimi akademisyenlerce “bir tarihin sonu” olarak kutlanan küresel liberal demokrasi çağının gelişini – adeta bir zafer kazanmışçasına –  ilan etti. O sıralar hâkim düşünce politik tarihin istikrarlı bir yol izlediği ve Batı’ya özgü bir yapı olan liberal demokrasinin, insan yönetiminin evriminde gelinebilecek son nokta olduğuydu. Ama ne yazık ki olaylar biraz farklı gelişti.

Son yirmi yıl belli bir dönemin sonunu işaret etmek şöyle dursun, ilerleme açısından çok da muntazam bir tablo çizmedi. Fransa’dan Finlandiya’ya, Hollanda’dan Almanya’ya kadar çoğu Batı ülkesinde aşırı sağ partilerin seçimlerde kazandığı başarı, tarihin sonunu değilse de demokrasinin olası sonunu getirdi. 

Peki bunca Avrupalı niçin İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kıtayı başarıyla yeniden inşa ederek ekonomisini dünya üzerindeki en müreffeh pazar haline getiren politik bir sisteme sırtını döndü? Ekonomik krizlerden giderek artan eşitsizliğe, sosyal medyanın politik davranışlar üzerindeki olumsuz etkisinden elitlerin demokratik norm ihlallerine kadar bunun çok fazla sebebi vardı. Fakat nadiren tartışılan bir diğer etmenin, yani kişisel deneyimlerin gücü genellikle göz ardı edildi. 

Deneyimlerimizin eylemlerimizi ne yönde şekillendirdiği geçtiğimiz yirmi yılda davranış bilimciler tarafından kapsamlı bir biçimde araştırıldı ve yaşamış olduğumuz olaylardan kaynaklanan acı ve zevk gibi duyguların, ödüllerin, kayıpların, bilgi ve deneyimlerin geçmişte olup bitenleri değerlendirmemize, gelecekte neler olabileceğini öngörmemize yardımcı olduğu ortaya kondu. Bu da şu anlama geliyordu: Yapmış olduğumuz herhangi bir seçimle ilişkili olumlu bir deneyim, aynı seçimin bir kez daha tercih edilme olasılığını artırırken seçimi olumsuz deneyimle ilişkilendirmek tam aksi yönde etki ediyordu. 

İşte,  insan deneyiminin bu tarz bir haritasını çıkarmak, riskli insan davranışlarını deneyimlerle eşleştirerek bize yol gösterebileceği gibi mesela insanın ne demeye sel altında kalan ovalara, fay hatlarının üzerine ya da aktif bir volkanın eteklerine ev inşa edecek kadar göz kara olduğunu anlamamızı sağlayabilir. 

Avrupa’nın saatli bombası olarak bilinen Vezüv Yanardağı’nın son şiddetli patlamasının üzerinden neredeyse seksen bir yıl geçti. Dağ dünyanın en riskli volkanlarından biri olarak kabul edilmesine rağmen eteklerindeki “kırmızı bölgede” yedi yüz bin kişi yaşıyor ve volkan bilimcilerin bu konudaki uyarıları genellikle görmezden geliniyor. 

Olası bir kıyamet senaryosu karşısındaki bu umursamazlığını anlamak için bahse onu riske ilişkin hem bireysel hem de toplumsal deneyimleri analiz etmek gerekir. Kırmızı bölgede yaşayan çoğu insan Vezüv’ün patlama anını birebir deneyimlemedi ve herhangi bir tehlikeye maruz kalmadan geçen gündelik yaşantıları muhtemelen onlara her şeyin yolunda olduğu konusunda bir güven veriyor. Bu davranış tarzının nasıl ortaya çıktığını gösteren çok sayıda psikolojik deney mevcut. Nadir görülen olayların gerçekleşme olasılığını ve yol açabilecekleri etkileri tam da o olayların nadir olması sebebiyle hafife alır, hatta çoğu zaman küçümseriz. 

Özellikle finans piyasalarında meydana gelen yıkıcı ancak son derece nadir olaylar “siyah kuğu olayları” olarak adlandırılır ve bunların gerçekleşme olasılığının göz ardı edilmesi, bankacılık düzenlemelerindeki ihmaller dolayısıyla küresel çapta yaşanan 2008 krizi gibi yıkıcı finansal çöküşlerin deneyimlenmesine sebep olur.

Batı Avrupa ülkeleri yetmiş yılı aşkın bir süredir demokrasinin ve refahın tadını çıkarıyor. Şu ana kadar dünyanın başka noktalarında yaşanan otokratik darbelerden muaf kaldılar ve muhtemelen bu yüzden demokrasinin çöküşü onlar için uzak bir ihtimal. 

Demokratik sistemlerin başarısı paradoksal bir biçimde kendi sonlarını getirecek olayların tohumlarını da ekebilir. Bu, aslında önlenebilir olmasına rağmen kayıtsızlık sebebiyle önlenmeyen hastalıklardaki paradoksallıkla benzer bir fenomendir. Mesela çocukluk çağında yapılan aşılar hastalıkları önleme konusunda öylesine başarılıydı ki, şu an bu kadar önemli bir tedbire duyulan inancın zayıflamasına sebep oldu ve aşı konusunda ciddi bir rehavet ve tereddüt yaşanmaya başladı.   

Demokratik sistemlerin aşınmasıyla vatandaşların deneyimi arasında kaygı verici bir bağlantı daha var. Tarihin de gösterdiği gibi demokrasiler öyle bir anda yanıp kül olmaz. Belli bir dönüm noktasına gelene kadar tek tek bıçak darbelerine maruz kalır ve böylece ağır ağır ölürler.

Politik liderlerden biri alışılagelmiş uzlaşmanın dışına çıktığında bunun halk tarafından demokrasiyi tehdit eden bir risk olarak algılanması düşük ihtimaldir. Fakat siyasi elitlerin demokratik norm ihlalleri sürekli görmezden gelindiğinde ve retorik ihlallerle birlikte yalanlarla manipülatif iddialar sel olup akmaya başladığında halkın bu ilk belirtileri sandıkta cezalandırmaması demokrasi açısından ciddi sorunlara yol açabilir. 

Nasıl ki, nükleer bir santral son emniyet vanası bozulana kadar güvenli bir biçimde çalışıyormuş gibi görünebilir, demokrasiler de otokrasiye dönüşene kadar istikrarlı bir görünüm sergileyebilir. 

Bu sorunların üstesinden gelmenin yöntemlerinden biri de riskleri simüle etmek olabilir. Mesela Japonya’daki afet eğitim merkezleri, bir depremin sebep olacağı dinamikleri en gerçekçi uyarıların bile yapamayacağı şekilde simüle ediyor. 

Benzer şekilde otoriter bir rejimde yaşamanın nasıl bir deneyim olduğu da simüle edilebilir çünkü nihayetinde Avrupa, otokratik rejimlerin idaresi altında yaşayan ve hayatının bir noktasında o rejimlerden kaçarak kendisine güvenli bir yaşam kurmaya çalışan yüz binlerce göçmene ev sahipliği yapıyor. 

Detaylı deneyimler, dolaylı olarak yaşansa bile, insan davranışı açısından düşünülenden çok daha ikna edici olabilir. Mesela insanlar eski Doğu Almaya istihbarat örgütü Stasi’nin Berlin’deki hapishanesi Hohenschönhausen’ı, geçmişte orada yatmış bir mahkûmun rehberliğinde gezdikleri zaman siyasi bir tutuklu olmanın ne anlama geldiğini çok daha iyi bir biçimde anlayabilirler. Baskı ve otoriteyi, bunları birebir yaşamadan deneyimlemek için daha pek çok yöntem düşünülebilir. 

Riskli bir olay sürekli meydana geliyor ancak korkulan neticeyi hemen doğurmuyor olabilir. Bu da aldatıcı ve yanıltıcı bir görüntü oraya çıkarabilir. Vaktimiz varken, yani daha henüz deneyimlemediğimiz baskı ve otoritenin esiri haline gelmemişken deneyimin olumlu gücünden faydalanabilir, demokratik sistemlerimizi korumak ve takdir etmek için bunlardan yardım alabiliriz. 

Çeviren: Fulya Kılınçarslan

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Kitap Dünyasındaki Sekiz RekorOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Haluk Öner

14 Kasım 2025

Sessizliğin Estetiği: Tuzlu Yüz

Tuzlu Yüz’ün biçimsel atmosferinde en dikkat çekici öge, sözcüklerin arkasında kalan dil öncesi titreşimlerdir.Ezgi Tanergeç’in Tuzlu Yüz romanı, Türk romanında giderek seyrekleşen, gürültülü, karnaval atmosferindeki romanların arkasında kalan bir sessizlik biçiminin i..

Devamı..

Yapay Zekânın Gezegenimize Faydası Var..

M. R. A. Dearing

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024