Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

12 Haziran 2025

Şiir

Yeni Rota: Geçmiş Uzak Bir Ülke

Şerif Mehmet Uğurlu

Paylaş

1

0


Şiirlerin yer küredeki kaosa zıt şekilde bir dinginlik ve kusursuz dünya tasavvurunu çağırması olasıdır.

… git gidebilirsen, nereye?

büyük hapishanesi aşkımın                                                                                                   sevdiğim ülke, Türkiye!

Onun şiirini tanımlarken bir başka usta şairin, Haydar Ergülen’in kullanmış olduğu ‘bilgelik’ ve ‘sakinlik’ ifadeleri doğrusu güzel seçilmiş. Gelecek Günlerin Şarabı ve Gidilmemiş Bir Yol’u okuduğumda da aynı kelimelerin gayet iyi tarif ettiği bir öz atmosfer vardı. Şimdi Tuğrul Tanyol’un yeni bir kitabı elimde: Geçmiş Uzak Bir Ülke. Sevdiğiniz bir şarkıyı yepyeni bir duyuşla tekrar söylemek gibi bir his kaplıyor insanın içini. 

 Sia Kitap aracılığıyla geçtiğimiz senenin sonlarına doğru çıkan Geçmiş Uzak Bir Ülke için sıcağı sıcağına bir yazı yazmak mümkün olmadı. Araya pek çok engel girdi. Gerçi bu sayede kitaba dönüp dönüp tekrar bakma fırsatım oldu. Tam da bu sıralarda şairin denemelerinden oluşan Yazdıklarımı Unutmadan isimli bir kitabı daha yayımlandı. Tekrar şiire dönecek olursak Geçmiş Uzak Bir Ülke’nin dört bölümden oluştuğunu görüyoruz. Bunlar sırasıyla: Gece Şarkıları, Yalnızlık Çölü, Şiirin Yolculuğu ve Derin Uyku. Gece Şarkıları; on iki, Yalnızlık Çölü; altı,  Şiirin Yolculuğu; yedi ve son bölüm olan Derin Uyku ise on dört olmak üzere toplamda otuz dokuz şiiri okuma fırsatı buluyoruz. 

Şairin diğer yapıtlarında farklı izleklerine tanık olduğumuz kök imgeler; Geçmiş Uzak Bir Ülke’nin sınırlarında da yer ediyor. En karakteristik halini ilk bölümde görüyoruz. Salt bir karanlığın tanımı ya da gündüzün zıttı olarak bildiğimiz ‘gece’; isim verilmeyen bir düzine şiirin omurgasında bildiğimizin ötesine taşınarak yer ediyor. 

Teması, biçemi, ritmi değişse bile bana kalırsa bir şairin poetikası bu kök imgeler ve vurgular üzerinden değerlendirilebilir gibi geliyor. Bir doğal akış içinde adeta bir parmak izinin ayrı ayrı parçaları böylece tamamlanabilir. 

Tuğrul Tanyol’un şiirlerinde imgeler, duyarlık, söylem ve içerik; doğal akışı içinde alüvyonlarını lirik bir yatağa bıraksa da farklılık getirdiği en önemli hususlardan biri Tanyol Şiirinde bunun hep bir dinamizm ile ivmelenmesi. Farklı disiplinlerin ve kültürel mirasın bu şiirdeki lirizmi desteklediği görülüyor. Bu bazı zaman müzik bazı zaman mitoloji oluyor. Böylece lirik söyleyişin çok çabuk eskiyebilen ve coşkusu yitebilen debisi besleniyor kanımca. Gece Şarkıları da bu minvalde lirizmin ağdalı ve melankolik havasından uzakta duru ve canlı bir söyleyişle hareket kazanmış. Gece vurgusu çoğu yerde eylemde bulunan bir işlerlik içinde diğer imgelerle hareket halinde:

‘cam çatının üzerinde / gezinen kedi /ayak izlerini bırakıyor geceye’ (I)

‘ensesinden tutup kaldırıyor / kediyi gece / bir şeyler fısıldıyor kulağına / kedi sıçrıyor neşeyle / tutmak için ufukta beliren günü’ (I)

‘akşamın geçmişine sıçrayan bir kedi / bıçak gibi saplanıyor kalbine gecenin’ (XI)

Bu eylemlerin içinde hem etken hem de edilgen bir pozisyonda söz konusu metaforun kullanıldığı görülecektir. Aynı fiilin içinde bu ikilik; süje – obje şeklinde de bulunur:

‘geceye döner yüzünü Havva / mırıldanır şarkısını dünyanın’ (III)

‘bir düşün içindeki düşteyim / gecenin mırıldandığı şarkıyla, bilmem / uyuyor muyum / yoksa uyanık mıyım?’ (IV)

Şiirlerin yer küredeki kaosa zıt şekilde bir dinginlik ve kusursuz dünya tasavvurunu çağırması olasıdır. Seçilen mitolojik ögeler de keza bunu desteklemekte. Yaşamın son bulduğu ölüler diyarının bekçisi ve Hades’in yönettiği bu yer altı âleminin bekçisi olan Kerberos; ölülerin yeryüzüne çıkmasına engel olur. Üç başlı bir canavar gibi tasvir edilen bu yaratığın mitlerde sadece beş kez yenilmiş olduğu söylenir. Bunlardan biri de sevgilisi Eurydice’ye kavuşma arzusundaki Orfeus’un bu vahşi köpeğe karşı kazandığı zaferdir. Orfeus; çaldığı lirle muazzam ezgiler yaratır. Müzikle büyüleyici bir etki bırakarak Kerberos’un hakkından gelmesini bilmiştir. Bunu mitolojik kalıplarından çıkararak okuduğumuzda bir anlamda ahengin, estetiğin, sanatsal yaratının; kötücül ve kısıtlayıcı baskıya karşı zaferi olarak görebiliriz. Gücün kullanımına dair ne denli kaotik, ceberut olursa olsun uyumlu bir güzelliğin, yüce sevginin; bu güce ve müesses nizama karşı gelebileceğine dair bir umut tesis eder. Mitolojik kahramanlar arasında Orfe dışında Pan da çaldığı flütle benzer bir estetik hazcılığın tezahürü durumundadır. Orfeus’a atfedilen metinlerde gecenin varlığı ve tecessümü durumundaki, göğün burçlarında atlı bir arabayı süren tanrıça Nyx’in yeri de oldukça önemlidir.  Orfeus’un ezoterik yorumları ve söylencelerinin içinde geceye atfedilen gizem ve kardeşi Erebos’la temsile gelen karanlıkla oluşturduğu güçlü bağ; aslında Antik Yunan’dan Romantik döneme ve de günümüze kadar gelen süreçte lirik anlatının psişik güçlü arterleri durumundadır. 

Tanyol’un şiirlerinde birinci ağızdan konuşan kişi bir yandan duygusal izahata giderken bir yandan da böylesi kozmogonik bir anlatının sesi durumundadır. Eskiden yaşamış bir şair, mitsel bir figür vb. Tuğrul Tanyol’un şiirlerinde Hieronymus Bosch tablolarındaki yerleşkeler gibi arz-ı endam eder:

‘üç başlı bir köpek havlıyor uzaklarda / açılıyor kapıları cehennemin / flüt çalıyor kırlarda Pan / düşüp duruyor taşlar durmadan / ona eşlik eden Orfeus, umutsuzca Euridike’nin resmini yapıyor taşlardan’ (VI)

‘büyük bir kaostan doğdu her şey / ve her şey kaostu / Erebus’un nefesi / Niks’in öfkesi / bir boşlukta buluştu / gün henüz çocuktu / gecenin sularında boğuldu’ (X)

Aslında mitolojik referanslar, öznel duygular ve pastoral atmosfer Tanyol’un paletindeki şiirlerin temel rengi olsa da şair; tekil bir söyleyişin, kendi halindeliğin kabuğunda sıkışıp kalmaz. Yazının başındaki sakinlik ifadesini tekrar hatırlayacak olursak; bu Tanyol Şiirini kendinden eminlik noktasına taşır. Bu şiir salt kendi duygu dünyasının güvenli surlarında şarkılarını mırıldanan bir solo performans değildir. Aynı zamanda o; kadim uyumu arayan insanlık korosunun günümüzdeki sesini de duyar, duyurur. Kendi coğrafyasında bunun engelleyicisi konumundaki sorumlularını da karikatür olarak adlandırıp, trajikomik biçimde ifşa eder:

‘zamanın kokusu bu / sonsuz bir tezgâhta dokunan / nice insan, kadın, erkek / ölmüş ve yaşayan ruhları evrenin / tam burada birleşin! / rüzgârın çatısını onaralım / içimize dolsun yeniden / şarkısı gecenin  / söylensin kuşaklar boyunca / bir daha unutulmasın’ ( IX)

‘tütsüleri yakın! / uyuyanları uyandırın / atın, üzerinizden atın! / atın bezginliği / atın korkuyu / dipsiz bir kuyuya / fırlatır gibi atın / umutsuzluğu / … / dağılmış ruhların toplanma vakti bu’ (s.47- 48)

‘aslında hiçbir şey olmadı, deriz / olan bitenden habersiz / ah! söndür lambayı / kararsın her şey / el yordamıyla yeniden / arayalım yaşamı’ (s.51)

‘… diktatör düştü /atta rehavet / diktatör / bıyıktan ve sesten ibaret’ (s.77)

Geçmiş Uzak Bir Ülke’nin sınırları içinde görüleceği gibi Tanyol aslında bütün şiirini öncekilerde olduğu gibi –sesi, soylu bir duygulanımdan tezahür eden, aydın bir insan anlağının dili– olarak kurmayı hedeflemiş gibidir.  Ancak dikkat çekici olan bir husus; bu şiirin atfedildiği lirizmden ziyade gerçekçi hatta mutlak gerçekçi bir tarafının da olması... ‘İnsan; doğar, yaşar ve ölür’ sözünü içselleştirmesi, yaşadığı hayata ve şiir anlayışına yansıtmış olması. Kitabın; Gece Şarkıları ve Şiirin Yolculuğu adlı bölümlerindeki şiirlerin hayatın bu gerçeğiyle barışık tavrı bu sebepledir. Gerçi ‘barışık’ derken biraz daha durup, düşünmeliyiz. Çünkü yer yer pesimist bir tavır hissediliyor. Zaten lirik dilin içinde bu realist tarafı ilk bakışta seçemeyebiliriz. Ancak şiirlerdeki edimsel zihnin geçmiş algısıyla bugünden kurduğu cümlelerin sakinliği bizi yine en baştaki hatırlatmada olduğu gibi Tanyol Şiirindeki rahat, görmüş geçirmiş, bilge tavrın kendi gerçekliğiyle barışık olmasından kaynaklandığını hatırlatır. O; okuyucularına da bu gerçeklikle barışmayı önerir gibidir. Bu nedenle Yalnızlık Çölü bölümü genel manada tükenen diriliğin, ‘bedenin hafızayla mücadelesi’nin, kimi zaman özlemin kimi zaman da nedametin yankısıdır ama diğer taraftan doğanın kanunlarına karşı gelmek herkes için imkânsız olacaktır. 

Şiirin Yolculuğu bölümünde yukarıdakiyle benzer olmakla beraber biçem olarak Eliot, Dıranas, Haşim ve Nâzım gibi ustalara göz kırpan şiirleri neden yazdığına ilişkin bir açıklamayı sanki ‘Şiirin Yolculuğu’ adlı şiirde okur gibiyiz. Her yolun bir diğerine referans olması ortak bir insanlık manzarasına ve umuda atıftır:

‘geçmiş uzak bir ülkedir / yabancı insanların birbirine / değmeden dolaştığı / ve her sonbahar / kurumuş yapraklarla / hayat nereye sürüklenir’ (s.31)

‘biliyorum yeni bir ırmakta / yüzemem artık, bir sandala / binip açılamam uzaklara / aşkların geciktiği bir saatte / pulu yapıştırılmamış bir mektup gibi / amacına ulaşamamış bir gezginim ben’ (s.37)

‘…bir şiire açılan iki sokakta / duygular düşüncelere karışır / ve boş labirentlerinde hayatın / şiirin kısacık yolculuğu budur’ (s.55)

Son olarak kitabın dördüncü bölümünde diğer şiirlerin yanında aykırı duran ve aslında oldukça cüretkâr olması hasebiyle özel olarak adını zikretmek istediğim ‘Anıların Prensi’ şiirine dikkat çekmek istiyorum. Şairin sıra dışı bu şiirini aslında onun istediğinde mizah unsurunu şiirinde ne denli işlevsel kullanabileceğini göstermesi bakımından değerli buldum. Buna; Tuğrul Tanyol’un kimi zaman sosyal medyada görme fırsatı bulduğum paylaşım ve yanıtlarında kimi zaman da taraftar kimliğiyle futbol yorumlarında kendini gösteren ironik, mizahî üslubunun bir yansıması olarak bakılabilir.

Seyahat rotasını Geçmiş Uzak Bir Ülke’ye doğru çeviren her okurun keşfedeceği farklı duraklar olacaktır.

     

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

En güzel aşk romanları...Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

A. Dilek Şimşek

16 Şubat 2025

Hayattan Notlar

HaikularSardunyalarınÜstü çiğ kaplı                         Yavru kuşlar uçuyor Bir çocuk içindekiTomurcuklarlaKaplanmış mezar Pire ne yiyorsun yeZıplayıp durmaUykum kaçıyor Pardon, birine benzettimDireksiyonu kavramıyor, kollarını ona teslim etmiş. Başı, omuzları, gövdesi arzın merke..

Devamı..

Sağlıklı Yaşam Endüstrisinin Tatsız Ta..

Andrzej Tokarski

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024