Baç’a göre Kanada gibi toplumlardaki sosyo-hijyenik pratikler “insanları yaşam dünyalarında sıkıntı, çile, yüzleşme ve derinliklerden” uzak tutuyor.
Kaos Kelam Hijyen Şiddet (2012) ODTÜ’de felsefe profesörlüğüne devam eden Murat Baç’ın kendi doktora deneyiminden yola çıkarak yazdığı yarı-kuramsal denemesi. Baç bu kitabında belirsizlikle (kaos) başa çıkmaya çalışan bir toplumun nasıl bir kelam (logos) benimsediğini ve bu kelamın uygulanması sırasında ortaya çıkan pürüzlerin (hijyen) hangi yollarla temizlediğini (şiddet) anlatıyor. Bu süreç bir toplumdan diğerine değişiyor. Doğup büyüdüğü Türkiye ve doktora öğrenimi gördüğü Kanada Baç’ın örneklerini oluşturuyor. Bu yazıda Kaos Kelam Hijyen Şiddet’te bana çarpıcı gelen üç nokta üzerinden Kanada’daki ilk yılımda edindiğim izlenimleri anlamlandırmaya çalışacağım.
1. Performatif Uyarılar
Baç doktorasının ilk günlerinde bir anısından bahsediyor. Okulda uluslararası öğrencilere okulu tanıtıcı broşür dağıtılmış. Broşürde Türkçe de dahil olmak üzere pek çok dilde yazılmış şu metin gözüne çarpmış: “Kanadalılar konuştuğu kişiyle arasında üç metre mesafe olmasını tercih eder.” Bizim toplumsal normumuz bu, ona göre davranın, demenin kibar yolu aslında. Amaç toplumsal etkileşimden doğabilecek sıkıntı ihtimalini en aza indirerek bireyin özgürlük alanını genişletmek. Baç’a göre bu metin belli bir alıcı grubunu belli bir eyleme yönlendirmesi bakımından performatif. Özellikle Kanada dışından gelenleri hedef alan bir terbiye yolu olmasıyla da Baç’ın kelimeyi kullandığı anlamda bir şiddet örneği. Baç toplumsal logos’un bu şekilde hangi eylemin yapılabilir ya da yapılamaz olduğunu belirlemesi durumunu sosyo-hijyen kavramıyla tanımlıyor. Bölümden Kanadalı bir arkadaşına metin hakkındaki fikrini soran Baç şu yanıtı almış: “Üç metre çok, iki buçuk metre bence yeterli.” Ottawa’lı arkadaşım Vince’e bu hikâyeyi anlattım ve onun fikrini sordum. Baç’ın doktora eğitiminden yirmi beş yıl sonra hâlâ hiçbir garipseme yoktu ve yanıt aynıydı: “İki buçuk metre iyi bence.”
2. Punk ve Performans
Baç bir gece sokakta yürürken deri ceketli, mohawk stili saçlı, dövmeli, punkçı iki genç görmüş. Punkçı gençler caddede herhangi bir arabadan eser olmamasına rağmen kırmızı ışıkta bekliyormuş. Baç’ın garipsemiş olduğu bu tabloyu ben de garipsiyorum. Seçilen yaşam tarzı yalnızca yüzeyde, görüntüde bir değişiklikten ibaretmiş gibi. O yaşam tarzının nasıl bir davranış bütünlüğü gerektirdiğine dair herhangi bir kaygı güdülmüyor.
Kendi deneyimimden örnek vereyim. Bölümden bir arkadaşımın amcasının punk grubu var. Arkadaşım Molly bölümden herkesi amcasının grubunun da sahne alacağı punk konserine davet etti. Tabii punk camiasından beklenecek şekilde üzerinde faşizm karşıtı, homofobi karşıtı, anarşik sloganların bulunduğu bayraklar, deri ceketler, kasketler her yerdeydi. Dikenli, çivili omuzlukların altında yer yer kızıl bayrak parlıyordu. Ancak tam her şey çok güzel diyecekken sahneye çıkan iriyarı dazlak adamların üzerindeki tişörtleri görmemle başımdan aşağıya kaynar sular döküldü. Giydikleri polo yaka tişört Proud Boys grubunun simgesi haline gelince tedavülden kalkmıştı, bulması epey zordu. Kuzey Amerika merkezli, aşırı sağcı, göçmen karşıtı, homofobik, Kanada’da terörist ilan edilen bir grup olan Proud Boys özellikle kadınların erkeklere itaat etmesi gerektiğini ve beyaz ırkın diğer tüm ırklara üstünlüğünü savunan görüşleriyle biliniyor. Anti-faşist punk gruplarıyla neo-Nazi punk gruplarının aynı sahneyi paylaşması ve dinleyenlerin hiçbir şey yokmuş gibi kafa sallamaya devam etmesi bana orada bulunan dinleyicilerin cuma akşamlarını “hoş” geçirecekleri kuru bir estetikten başka bir şey beklemediklerini düşündürdü. Saatlerin harcandığı, şekil alması için üzerine defalarca ütü basılan mohawk saçları cuma akşamı iki fotoğraf çekmek, punkçı kimliğini hijyenik sınırlar (yüzleşmeme, emniyet, kibarlık, ifade özgürlüğü) içinde yaşamak içindi sadece.
3. Kibarlığın Karanlık Yüzü
Özellikle anadili İngilizce olan Kanadalılar kişisel alana epey saygılı. Bu durum görünürde bireylere özgürlük alanı sağlasa da kayıtsızlıkla arasındaki çizgi ince. Dünyada giderek daha da yaygınlaşan ve apolitikliği destekleyen bir varoluş tarzı bu. Ancak bu varoluş tarzının karanlık tarafı belirsizlikle başa çıkamamak ya da belirsizlikle bu şekilde başa çıkmak. Kibarlık insani iletişimden doğabilecek pürüzleri engellemek için öngörüsel bir kalkana dönüşme eğiliminde. Pürüzleri engellemenin yolu iletişimi başlatan taraf olmamak ya da önceden oluşturulmuş şablonlarla iletişim kurmak. Baç’ın örneği bu anlamda aydınlatıcı: hediye kartları. Baç’ın doktora yaptığı zamanlar hediye kartları epey popülermiş. Kanadalılar “Tebrikler” veya “Geçmiş olsun” diyemedikleri, “İyi misin”, “Bir sıkıntın var mı” diye soramadıkları için bu hediye kartlarını topluca imzalayıp arkadaşlarına, meslektaşlarına, aile üyelerine yollarlarmış. Hediye kartları sanırım hâlâ popüler, marketlerde pek çok rafta çeşitli hediye kartları satılıyor. Günümüzde tabii bu kartların online versiyonları daha yaygın. Daha geçen gün işten ayrılacak bölüm sekreterine hediye olarak online kart doldurduk. Tabii ki de aramızdaki Kanadalıların fikriydi bu. Hediye kartları görünürde masum olsa da aslında yukarıdaki örnekler gibi yine özneler arası alanda neyin yapılabilir/yapılamaz olduğunun bir belirtisi. Bu normatif sınırda halini hatırını sormak istediğimiz birisine şablonsal olmayan, o kişinin varlığını hatırlatıcı bir soru yöneltmek kişisel alanı ihlal edecek gereksiz bir durum ya da o kişinin kontrolünde olmayan bir iletişimin yaratacağı rahatsızlık olarak yorumlanabiliyor.
Baç’a göre Kanada gibi toplumlardaki sosyo-hijyenik pratikler “insanları yaşam dünyalarında sıkıntı, çile, yüzleşme ve derinliklerden” uzak tutuyor. Bu pratikler, Baç’ın sözleriyle, “bireye sıkıntı verebilecek yaşam dilimlerini saf dışı bırakırken, bireyin özerklik alanını süreli genişletirler. Bu işlev ve onun tüketimsel malzemeleri insanı tek-tip’leştirirken yalnızlaştırır, ruhsal olarak yoksullaştırır ve hatta aklını yavaşlatır. Bu işlevin ardındaki ideoloji, dile getirilmemiş ve farkına varılmamış bir toplumsal hijyen arzusudur.”
Desen: Pawel Jonca






