Kitap Düşkünlüğünde Çılgınlıklar
7 Kasım 2017 Edebiyat Kültür Sanat Kitap

Kitap Düşkünlüğünde Çılgınlıklar


Twitter'da Paylaş
0

“Kitap vebası” 1789’da Paris ve Londra’da en yüksek seviyeye ulaşmış. Fransız Devrimi’nden sonra 1799’da Fransız aristokratlar ülkeden kaçmak için mal varlıklarını satmış ve birçok şahsi kütüphane rafı boşaltılmış.
Dr. Alois Pichler 1869 yılında, Rusya’nın St. Petersburg kentindeki İmparatorluk Halk Kütüphanesi’nin “olağanüstü kütüphanecisi” haline geldi. Bu durum onu fazlasıyla prestijli bir pozisyona getirdi. Birçok kütüphanecinin kitaplara karşı derin bir minnettarlığı olsa da Pichler’ın durumu farklıydı. Önlenemez bir hastalığın pençesindeydi. Kütüphanedeki görevine başladıktan birkaç ay sonra öteki çalışanlar koleksiyondan ciddi sayıda kitabın eksildiğini fark etti. Bir hırsızdan şüpheleniyorlardı. Muhafızlar Pichler’ın tuhaf davranışlar sergilediğini gözlemledi. Çıkış kapısına yaklaşırken kitap düşürüp apar topar raflara geri koyuyor, giydiği kocaman paltoyu çıkarmayı reddediyor ve günde birkaç kez kütüphaneden çıkıp duruyordu. Muhafızlar Pichler’ı göz hapsine aldı. Mart 1871’de parfüm yapımından ilahiyat kitaplarına dek tam 4500 kayıp kitaptan sonra Pichler teslim oldu ve bilinen en büyük kütüphane hırsızı olarak tarihe geçti. Libraries & Culture isimli gazetede Mary Stuart’ın anlattığına göre Pichler mahkemeye çıkarıldı ve avukatı, Pichler’ın davranışlarını kontrol edemediğini iddia etti. Pichler, “hususi bir akli denge durumu, yasal ya da tıbbi olmayan bir bağımlılık, şiddetli, karşı konulamaz ve yenilemez bir tutku”nun etkisi altındaydı. Bu iddia savunma cezasını hafifletmek amacıyla yapılmıştı ama işe yaramadı. Suçlu bulunan ve Sibirya’ya sürülen Pichler bibliyomani kurbanıydı. 1800’lerde Avrupa’ya ve İngiltere’ye de yayılan, semptomları arasında ilk ve özel baskıları ya da özel kâğıda basılmış kitapları bulmak için yanıp tutuşmak olan müphem bir hastalıktı bu. Toronto Üniversitesi’ndeki Thomas Fisher Nadir Kitaplar Kütüphanesi’nde çalışan David Fernández Amerika’nın çevrimiçi kültür ve seyahat dergisi Atlas Obscura ile yaptığı röportajda, “Her türlü takıntı gerçek bir hastalığa dönüşebilir,” diyor ve ekliyor, “ciddi bir durum haline gelebilecek etkenlerden biri de finansal durum. O dönemlerde bile geçerliydi bu.” Fernández haksız sayılmaz. Zira dönemin elit tabakası ve âlim kişileri fiyatı ne olursa olsun kitap edinmek için ellerinden geleni yapıyordu. Hatta bazı koleksiyoncuların tüm hayatlarını şahsi kütüphanelerini oluşturmaya adadıkları bile söyleniyor. Her ne kadar tıbbi olarak kayıtlara geçmemiş olsa da 1800’lerde insanlar bibliyomaniden ciddi anlamda korkuyordu. Bu durumun ciddiyetini anlatan, bibliyomaniyle ilgili kurgusal ya da gerçek olaylara dayanarak yazılmış birçok metin var. Ancak bunların en meşhur ve en tuhaf olanı, İngiliz din adamı Thomas Frognall Dibdin tarafından yazılan Bibliomania; or Book Madness (1809) adlı, karşılaştığı koleksiyoncularla yaptığı sohbetlerden ve garip, tutarsız kurgusal diyaloglardan oluşan bir kitap. Kitabın 1809’daki ilk baskısını okuyan Fernández, “Bence kitabı tanımlamak için kullanılabilecek en iyi sözcük ‘tuhaf’ olmalı,” diyor. “Kitap bibliyomaninin ortaya çıktığı jenerasyonun ürünü.” Kitabın baş sayfasında, orijinali 1498’de yazılmış Ship of Fools kitabından bir karakter olan Kitap Budalası figürü yer alıyor. Bu karakter, kendi halinde bir kitap koleksiyoncusu olarak anlatılıyor. Fernández kitapta bağımlılığa koleksiyoncular ve elit tabaka üzerinden değinildiğini belirtiyor. Dibdin’e göre “kitap vebası” 1789’da Paris ve Londra’da en yüksek seviyeye ulaşmış. Fernández’in anlattığına göre de Fransız Devrimi’nden sonra 1799’da Fransız aristokratlar ülkeden kaçmak için mal varlıklarını satmış ve birçok şahsi kütüphane rafı boşaltılmış. On sekizinci yüzyıla ait birçok açıkartırma kataloğu Fransız kitaplarıyla dolup taşıyor. Kimi koleksiyoncular kitapları Avrupa’nın edebiyat mirasını korumak ve sürdürmek için satın alırken kimileri de bunu yalnızca refah ve güç gösterisi olarak yapıyor. Zira o dönemde kitap imalatı kâğıt kesiminden ciltlemeye oldukça hassas ve emek isteyen bir zanaat olduğu için kitaplar oldukça değerliydi. Dibdin kitabında bibliyomaniyi gerçek bir hastalık izlenimi uyandıracak şekilde tıbbi terimler kullanarak anlatıyor. Koleksiyoncuların takıntılı olduğu kitapları sekiz kategoriye ayırıyor: ilk baskılar, yalnızca bir tane basılmış kitaplar, gotik harfle yazılmış kitaplar, büyük kâğıda basılılar, ciltleme makinesine girmemiş kitaplar, illüstrasyonlu baskılar, maroken ciltli ya da ipek astarlı kitaplar ve parşömen kâğıda basılılar. Frognall Dibdin aynı zamanda kitap tutkunlarının olduğu ve ikinci el kitap alışverişiyle bibliyomaninin yayılmasını sağlayan bir kulüp kurmuş. Gazeteci Connel, Dibdin için, “Romantizm akımının başladığı dönemde İngiltere’deki üst sınıfın mustarip olduğu bibliyomani nevrozunun en adı çıkmış teşhisçisi ve aynı zamanda da kurbanıydı,” diyor.
İngiliz kitap koleksiyoncusu Richard Heber’in 146 binin üzerinde nadir kitapla dolu sekiz evi ve 1804’lerin başında yaklaşık 100 bin poundluk bir servete mal olmuş bir koleksiyonu vardı.
Bibliyomaniyle ilgili daha pek çok kitap yazıldı. Örneğin Gustave Flaubert’in kitap düşkünü İspanyol bir keşişin rakip bir kitapçıyı öldürmesini konu alan Bibliomanie kitabı. Ancak Dibdin’in eseri, dönem kitabı olmasıyla da oldukça önemli. Kurgusal olsa da, Dibdin’in kitabındaki karakterlerin dönemin gerçek bibliyomanlarıyla tekinsiz bir benzerlik gösterdiğini belirten Fernández şöyle diyor: “1809’da kitap yayımlandığında okurlarının üst tabakadan olduğunu biliyordunuz ve onlar böyle insanları tanıyorlardı.” Örneğin İngiliz kitap koleksiyoncusu Richard Heber’in 146 binin üzerinde nadir kitapla dolu sekiz evi ve 1804’lerin başında yaklaşık 100 bin poundluk bir servete mal olmuş bir koleksiyonu vardı. Başka bir örnek ise Sir Thomas Phillipps’in, ailesinin borç batağına saplanmasına neden olan kitap koleksiyonu. Phillipps’in parşömen elyazmalarına karşı saplantısı vardı ve her kitabın bir baskısına sahip olmak adına sıkı bir takipçiydi. O dönemki arkadaşlarından biri, evinin kitaplarla dolu bir viraneye dönüştüğünü şöyle anlatmış: “Olayların geldiği radde gerçekten inanılmaz. Lady P. ortalıkta yok ve ben onun yerinde olsam bir daha asla o sefil eve dönmem. Her oda kâğıt öbekleriyle dolu, elyazmaları, kitaplar, sözleşmeler, paketler ve bir dolu başka şey ayaklarınızın altında, masaya, yataklara, sandalyelere ve merdivenlere yığılmış halde.” Bugün böyle bir davranış daha çok istifçilik olarak tanımlanıyor. Ancak kimi biliminsanları bibliyomaniyi obsesif kompülsif bozuklukla ilişkilendiriyor. Journal of Art Crime yazarlarından Anna Knuttson konuyla ilgili makalesinde, “Bunun ‘normal’ bir koleksiyon oluşturmaktan daha ciddi bir şey olduğu çok açık,” diyor ve ekliyor, “istifçi insanların bir şeyler toplarken aldığı zevk çok daha derin olabilir. Hatta bu, kendilerini tanımlama şekilleri olabilir ve bunu hayatlarının amacı haline getirebilirler.” Dibdin, bibliyomaninin tedavisinin kitapların ticarileşmesiyle geleceğine inanıyordu. Tahmini doğru çıktı. Zaman geçtikçe gelişen ve makineleşen basın yayın teknolojileriyle beraber insanlardaki biriktirme, koleksiyon yapma ve saklama isteğinin yoğunluğu azaldı. Yine de Dibdin’in çalışması bugünün saplantılı bireyleri için ders niteliğinde. • Denis Gürcü, İzmir

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR