Böylelikle hem insani duygularımızdan kopmamış oluruz hem de eşitlikçi bir bünyenin doğumuna şahit oluruz diye düşünmekteyim.
Deniz Yılmaz DelidoluYukarıdaki başlıkta saklı olan üç gizli özneyi bulabilir misiniz diye soracak olursam acaba kaç kişi doğru cevabı şak diye bulabilir? Cevapları söylemeden önce ivedilikle neyi anlatmaya çalıştığımı anlatayım biraz. Yukarıda başlık olarak seçtiğim cümleye ilk Kaybedenler Kulübü isimli çok beğendiğim Türk yapımı filmde Nejat İşler'in tok sesiyle söylediği sözlerinde denk geldim: "Rutine dönüşen her şey, sıkıcıdır aslında. Bu yüzden komşunun bahçesindeki çimen bize hep daha yeşil gelir, her zaman.” Filmde kullanılan bu cümlenin aslında monoton yaşamlara vurgu yaptığı ve biraz da eleştiri oklarını kendi sıkıcı yaşamlarımıza çevirip eksilerimizi ya da artılarımızı kıyaslamak yerine, sıkıcı yaşamlarımızı istenen seviyeye getirmemiz gerektiğini anımsatıyordu bizlere… Ben de kendimce tam tez sayılmasa da bir mikro tez ve bunun ardından da bir mikro sentez yazısı yazmak istedim. Bu cümlenin üzerinde durup biraz düşününce de dünyanın içinde bulunduğu ekonomik ve siyasi durumdan tutun da, insanlar arasındaki iletişim duyarlığına kadar bir sürü şey geldi aklıma. İlk olarak, ilk cümleme neden bir soru ile başladığımı şöyle anlatabilirim sanırım: Bizler artık birbirimize sorular yöneltemez olduk. Soru sormaktan çok cevap vermek için bir rekabet halinde olan birer girişimci birey haline geldik. Bunun böyle sürüp devam etmesi de soruyu soranları skala olarak küçük bir zümreye taşıyıp cevabı bulma telaşına girenleri büyük topluluklara indirgeyebiliyor. Bunun sonucunda ise birbirinin içine girmiş iki farklı dünyanın varlığına ve bu iki farklı dünyada birbirlerinin sınırlarına asla dokunmayan bireylerin varlığına şahit oluyoruz. Konudan daha fazla sapmadan ve sorunun cevaplarını unutmamak için hemen devam edeyim. Birincisi: “Daha”, birbiri ile kıyaslanmaya gerek duyulan herhangi iki şeyin arasındaki farkı ya da artıyı belirleyen bir karşılaştırma edatı. İkincisi: “Yeşil”, Dünyadaki bir çok ülkenin banka rezervlerinde tutulan, zaman zaman bazı ülkelerin kendi hazinesindeki para miktarını da geçen ve dünyanın en güçlü ülkesi olarak bilinen Amerika Birleşik Devletleri'nin kullandığı paranın rengi. Üçüncüsü: “Rekabet”, cümledeki komşuyu bir birey, bahçeyi de bireyin kullandığı mülk ya da madde olarak belirlersek, bireylerin birbirileri arasındaki kıyaslamayı vurgulayan bir metafor. Cümleye ilk bakışta böyle şeylerin aklınıza gelmesi tabiî ki de olanaklı gibi görünmez. Fakat, üzerinde biraz düşününce ve az biraz da içinde bulunduğunuz sistemi eleştiriyorsanız böyle bir düşüncenin aklınıza gelmesi tam tersine kaçınılmaz oluveriyor. Gerçekten de hayatlarımıza yansıyan, evlerimizde, iş yerlerimizde, doğal olarak nefes aldığımız tüm yaşam alanlarında karşılaştığımız kapitalist sistemin bizlere sunduğu özel mülkiyet kavramının gizliden gizliye ortaya çıkardığı rekabetçi ruh, her zaman bir yanımızdakinden daha başarılı, daha zengin, daha hırslı, daha girişken olmamızı ve böylelikle daha az mutlu ve daha az huzurlu olmamıza neden oluyor. Bu rekabetçi ruhun zirve noktası ise "para". “Paran varsa, sağlıklısındır. Paran varsa mutlusundur. Paran varsa huzurun vardır" gibi, süslenmiş tabaklarda sipariş edilen hırs köfteleri mülk sahiplerinin sofralarına zaten hali hazırda servis edildiği gibi, orta sınıf ya da yoksul kesiminin ağzının suyunu akıtan birer hırs okuna dönüşüveriyor. Bu hırs oklarıyla meydanda birbirlerini sırtından yaralayan bireylerin vardıkları son noktanın adı ise hiçbir zaman daha sağlıklı, daha mutlu ve daha huzurlu olmuyor. Gözünü para hırsı bürümüş bireyler, yaşamlarında kazanılan paranın daha fazlasına odaklandıkları için, amaçladıkları tüm güzellikleri arkalarında para karşılığında kefalet olarak bırakıveriyorlar. Ölmeden önceki varılan sonuç ise çileli bir para bulma arayışı sonucunda mutsuz bir şekilde yaşamına son vermek oluyor maalesef. Maalesef diye bitirilen cümlelerin olmaması için iki bahçenin yeşilinin aynı tonda olması gerekir. "Daha” yerine "Aynı” edatını kullanmamız ve iki bireyin kıyaslama ya da karşılaştırma yerine istişareye ve diyaloga yönelmeleri bu dünyanın doğal kanunlarına verilebilecek doğru yanıtlardan biridir. Böylelikle hem insani duygularımızdan kopmamış oluruz hem de eşitlikçi bir bünyenin doğumuna şahit oluruz diye düşünmekteyim.
Fakat her ne kadar kendi kendime karamsar düşünmemeliyim diye söylensem de, insanlık olarak geldiğimiz noktada iki bireyin, iki ailenin, iki arkadaşın, iki işyeri sahibinin "Aynı” kalabilecekleri inancını kaybettiklerinin kanaatindeyim.






