Küf
18 Mart 2019 Öykü

Küf


Twitter'da Paylaş
0

Gri pencere gri sokağa açılıyor. Havada, bahçedeki sınırları belli, haddi bildirilmiş otoparkın hüznü. Otoparklar beni hep hüzünlendirir. Belki arabam olmadığındandır. Birine atlayıp içine tıkıldığım beyaz çerçeveli, kutu gibi alandan kaçıp gidemeyeceğimi, buraya, bu pencereden bakmaya mahkûm olduğumu bildiğimden. Havadaki gri, turuncu katılmış bir maviye dönene, araçlar deniz kenarı bir otoparkı buraya tercih edene dek. Vaat ettikleri gibi, en azından bir süre.

Dün gece yatağımın baş ucundaki duvar rafında bir hamam böceği ile tanıştım. Raftaki tek kitabın tepesine çıkmış oradan dünyayı seyrediyordu. Dik dik bakınca fırça kılı bacaklarını oynatmayı kesti. Ne tarz bir düşman olduğumu anlamaya çalıştı. Kitaptan evini tuttuğum gibi üzerine çarpacak, onu bir hamlede küçük dünyasından men edecek biri mi. Onun gibi kıpırtısız bekledim. Bu tedirginlikle yaşamayı nasıl beceriyor. İstenmediğin deliklere girip ağır ayakkabı tabanlarında dümdüz edilebileceğini bilerek. Yine de bir kitap tepesinden, içine düştüğü bu sınırlı evreni incelemekten kendini alıkoyamıyor.

Camı sola doğru kaydırarak açtım. Kış serinliği dışarıda bırakılmaktan yorulmuş gibi içeri hücum etti. Dizlerimi bir cetvel uzunluğundaki kalorifere dayadım. Yüzüme vuran soğuğu dizlerimden aldığım güçle alt ediyorum. Kimi zaman ayaklarım başımı, kimi zaman zihnimdeki düşünce bulutu tüm vücudumu kurtarıyor. İnsan bazen eline, bazen dizlerine, bazen sadece ve sadece aklına güvenmeli.

Eski sokağıma bakıyor olsaydım, kulağı damgalı bir sokak köpeği, delik çöp poşetlerinde hazine arayan bir kediyi gözlüyor olacaktı. Kedi onu fark eder etmez keskin bir çığlık atacak, kirpiye benzeyecekti. Elinde pazar filesi, yokuş aşağı ürkek adımlarla inen yaşlı bir kadının yolculuğunu izleyecektim. Bir çocuk, ‘’Kemal, oğlum nereye saklandıysan çık, annen çağırıyor,’’ diye bağıracaktı. Kemalin annesi karşı apartmanın dördüncü katında, saçları ev işinden kabarmış, oğlunun ortaya çıkmasını bekleyecekti. Kemal nihayet ortaya çıktığında iki ekmek bir kısa parliament almaya gönderilecekti. Sigara istemekten çekinecekti Kemal. Bakkal ters bir laf ederse diye içine içine konuşacaktı. Belki Kemal bu yüzden saklandıkça saklanıyordur diye düşünecektim. Annesi pes edip arkadaşını bir dondurma karşılığı bakkala gitmeye ikna edene dek, bir müddet daha sabretmesini isteyecektim. Beni duymuş gibi elini dizlerinde birleştirip saklandığı apartman kuytusunda büyüyecekti Kemal. Hayat boyu o kuytuya saklanacağını, en çok da o kuytudan zevk aldığını anlayacaktı sonraları.

Otoparkın sağında, ağaçların ardına gizlenmiş toprak yolda, uzun boylu bir kadın her gün koşuyor. Koştukça tepede at kuyruğu yaptığı saçları ensesine çarpıyor. Dönüşe vardığında bir süre gözden kayboluyor, koyu yeşil yaprakların arasında biraz soluklanmak, yeşilin tadına varmak ister gibi. Sonra yeniden kusursuz çalışan vücuduyla beliriyor. Güneşin etrafında koşan, koştukça kara kışı bahara, baharı da daha aydınlık bir yaza kavuşturacak dünya o. O ne kadar çok tur atarsa gündüzler o kadar uzayacak. Uzun bacaklı güzel bir kadın yalnız başına bana yazı getirecek.

Pencereyi sağa doğru çekip kış soğuğunu dışarı yolladım. Hamam böcekleri de sıcağı severmiş. Bizimki bugün kaloriferle duvar arasındaki boşlukta saklanıyor. Fark ettiğimi çaktırmıyorum. Benden cesur nihayetinde. Yakaladığı ilk fırsatta, ezileceği, yok sayılacağı korkusuyla kaçıp birtakım adamların yardımına sığınmıyor. Onun topraklarının sınırı, şu kilidi bozuk tahta kapı, günde bir kez açmama izin verilen pencere mi. İkisinden de uzak durup bir kuytuda bekliyor. Belki yatak altında, tuvaletin lağım kokan çukurunda bir de ailesi vardır. Onu burada tutan cesareti değil de kaloriferden tuvalete uzanan dört adımlık bağdır.

Yatağa uzanıp bozuk yayları gıcırdatıyorum. Önce sağa sonra sola dönüyorum. Sağa bir kez yavaş, sola hızlıca. Sakallarım bu kadar uzamadan, koltuk altlarımdan taşan ekşi koku beni ele geçirmeden önce de bu melodiyi duyardım. İleri, geri. Önce yavaş, çok yavaş. Bir şarkıya ürkütmeden başlayarak. Parmak uçlarımda diri, vanilya kokan, okşadıkça hızlanan bir sırt. Ağaçların arasında koşan o kadın gibi canlı, onun kaslı bacakları kadar hayatta. Hızlandıkça dönerek, döndükçe hızlanarak. Güneşe birazdan varacak, varınca nihayet bütün paslı melodileri susturacak gibi. Durdum. Hayal etmenin manası yok. Artık vanilya kokmuyor oda.  Öfkeli bir sınır memurunun koruduğu topraklarda, konuşmaya korkan insanların kapandığı evlerde kaldı güzel kokular. Tavandaki yıllanmış küf lekelerine bakıyorum. Bütün cevaplara mahir görünüyor. Biri gelip beni götürebilir miydi gerçekten. Yalnızca konuştum, susmadım konuştum diye. Bir küf, küf olduğundan ötürü, sırf küf olabiliyor diye suçlanabilir mi.

Kapı pencere aralanmadan durulmayan sıcakları hatırlıyorum. Mutfak penceresinin kenarına oturur, içindeki renkleri daha fazla tutamayacak gibi giyinmiş insanları seyrederdim. Hayat coşkun bir  gürültüyle her yönde akardı. Bir bakış uzaklığında, bu karmaşanın parçası olmaktan mutluluk duyardım. Özgürce dalgalanan kıvırcık saçlar, renkli tişörtler, bu tasasız akış var olabilsin diye bütün mücadelelere katlanabileceğime inanırdım. Bu inançla gözlerim dolardı. Neden barış istiyorum diyenleri, doya doya atılan kadın kahkahalarını hiç sevmiyor, bir otopark düzeninde, çizdikleri dar kutucuklara hapsetmeye çalışıyorlar. Peki bir insan bir kutuya kapatılmamak için başka kasvetli bir kutuya neden razı olur. Bunun cevabını küf bile bilmiyor.

Kurtuluş yok. O mektubu yazacağım. Duvar kenarında, sallanan ayağının altına kâğıt sıkıştırdığım kare masada. İskemle, işimi halledip bir an önce geldiğim yere dönmemi bekliyor. Onlara önce apartman kuytusuna saklanmış Kemal’i anlatacağım. Hayatım boyunca o Kemal olduğumu. Hep kuytularda saklanan beceriksiz ve korkak Kemal’in yazarken hiç korkmadığını, kendi gibi olabildiğini. Kendi gibi olabildiği yerde kendi gibi olmasına artık izin verilmediğini, tavandaki küfü anlatacağım. Orada doğmayı o mu seçmişti. Onu da sevmiyor, silip kazımaya çalışıyorlardı. Sonra güneşin etrafında koşan kadına inancımı, toplum olarak otoparkta bekleyen arabalar kadar köşeye sıkıştığımızı anlatacağım. Bir de dün gece tanıştığım hamam böceğinden açacağım lafı. Beni burada misafir etmelisiniz çünkü ben bir hamam böceğiyim, diyeceğim. Bir kitap kıyısına, kalorifer peteğine saklanmama izin vermezseniz beni ayaklarının altında ezecekler. O kadın bütün gücüyle koşarak yazı yeniden getirene dek, izin verin ben burada, bu kutu kadar odada var olmaya devam edebileyim diyeceğim.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR