Müzik ve yazı birbirini karmaşık hale getiriyor: müzik sayesinde belirsizliği kelimelerle ifade etmenin ne denli önemli olduğunu görüyor ama yazı sayesinde de müziğin özgüllüğünü ayırt ediyorum.
Hayatımın büyük bir kısmında kelimelerin olmadığı hikâyeler anlattım. Bir kemancı olarak teknik becerilerimi geliştirmek ve kendi sesimi bulabilmek için günde altı ila sekiz arasında çalıştım. Fakat notalar kısa ömürlüdür. Müziğin anlık olma niteliği onu hem icra edenler hem de dinleyenler için ortaklaşa paylaşılan kutsal bir deneyim haline getirse de, kendimi ifade etmenin kalıcı bir yöntemini bulmam gerekti.
Yazmak, müziğin keşiflerle dolu doğasının bir benzerine sahipti ve duygularımı ya da deneyimlerimi kâğıda dökmek bende vazgeçilmez bir alışkanlık haline geldi.
Gelecek yıl profesyonel bir keman virtüözü olarak kariyerimin otuzuncu yılını, yayımlanmış bir yazar olaraksa ilk yılını kutlayacağım. Kitap yayınlamanın benim için en cesaret kırıcı yanıysa meslektaşlarımın müziği bıraktığımı düşünmesi oldu. Oysa biri olmadan ötekini yapmam mümkün değil.
Aslında yazmaya çeviriyi andıran bir eylem olarak başladım. Notalarımın üstüne bir performans sanatçısı olarak duyguyu daha yoğun vermemi sağlayacak kimi kelimeler yazardım. Bu kelimeler yavaş yavaş birleşip önce kısa kısa öykülere sonra da romana dönüştü. Birlikte çalıştığım profesör yazmanın icra kabiliyetimi nasıl olumlu yönde geliştirdiğini gördüğünde stüdyodaki öteki meslektaşlarımı da bu konuda teşvik etti.
Yaz aylarında tatil için üniversiteden eve döndüğümde sekiz ya da dokuz yaşlarındayken kullandığım nota defterlerine baktım ve kâğıtların oraya buraya çiziktirilmiş notlarla dolu olduğunu görünce şaşırdım. Klasik müzikte sözler olmadığından duygular net bir biçimde ifade edilemez. Küçükken yazdıklarımsa müziğin kavrayamadığım bir niteliğinden kaynaklanıyordu ve aslında yazmak benim için ayırt edemediğim kimi duyguları açığa çıkarmanın, tarif edilemeyeni ifade etmenin bir yolu olmuştu.
Nihayetinde müziği ergenlik, yalnızlık ve eşcinsellik gibi mevzularda hissettiğim karmaşık duyguları anlayabilmek için kullandım. Müzik benim için başka bir dil olarak güvenli bir alan, bir Asyalı Amerikalı ve bir eşcinsel olduğum için ötekilik duygusunu sonuna kadar keşfedebileceğim bir yerdi.
Sanatsal kontrolden feragat, klasik müzik icracılığının doğasında var çünkü yorumlanmak bir yana, her şeyden önce işitilmek için dinleyiciye ihtiyaç duyuyoruz. Bize bir eserin, hatta eserdeki tek bir anın bile mutlak doğru olarak kabul edebileceğimiz bir yorumu olmadığı öğretilir. Aksi halde aynı parçaları tekrar tekrar çalmaya nasıl tahammül edebilirdik? Her performans bir öncekinin üzerine inşa edilir, böylelikle de anlam ve derinlik kazanır. Hoşuma giden bir parçayı nasıl yorumladığım o anda ya da bir an öncesinde kim olduğuma bağlı olarak günden güne değişiyor. Her ne kadar yazmaya başlamamın asıl sebebi müziğin kavrayamadığım anlarını anlamak istemem olsa da, müzik bana birçok farklı okumaya imkân verecek şekilde nasıl yazılacağını öğretti.
Müzik ve yazı birbirini karmaşık hale getiriyor: müzik sayesinde belirsizliği kelimelerle ifade etmenin ne denli önemli olduğunu görüyor ama yazı sayesinde de müziğin özgüllüğünü ayırt ediyorum. Mesela ilk romanım Natural Beauty, sağlıklı, temiz bir yaşamın büyüleyici dünyasında geçiyor. Metnin tonunu yakalamama yardımcı olansa Prokofiev’in Külkedisi balesi oldu.
İçlerinden birinde sıkışıp kaldığım zaman ötekine geçmek bir anda çözülmeme sebep oluyor. Cümle içinde kullanabileceğim en iyi kelimeyi aramak ve bu arayışın yarattığı fark, müziğime artikülasyon, vibrato hızı ve yay basıncı konusundaki seçimlerde netlik olarak yansıdı. Yazmak bana her yaratıcı çabanın aslında bir oyun olduğunu anımsatıyor. Üstelik yazarlık eğitimi almadığımdan başarısız olma özgürlüğüne sahibim – kemancı yönümse bana bu konuda asla hareket alanı tanımaz.
Aldığım eğitime elbette müteşekkirim ama kurumsal müzik eğitimi daha ziyade bireysel sesimi bastırmaya hizmet etti. On iki yıllık konservatuar eğitimin süresince adeta sterilize bir hale geldim. Çok az insan hem kendini tam anlamıyla ifade edebilirken hem de para kazanabildiği bir işte çalışabilir. Bense orkestra içinde kendimi nasıl ifade edebileceğimi öğrendim çünkü bir orkestrada olmak demek, gidişata bağlı kalabilmek için fedakârlık yapmayı gerektirir.
Müzik ve yazı hemen hemen aynı şeyleri gerektiriyor: öz disiplin, sabır ve zaman. Boş bir sayfanın başına oturduğumda ya da enstrümanımı elime aldığımda hâlihazırda tıka basa dolu olan bir dünyaya sunabileceğim bir şeyler bulabileceğime inanmalıyım. Benim için yaratma eylemi, özünde hem bir günah çıkarma hem de bir yüzleşmedir. Boş bir sayfayla yüzleşmekse bir tüketim yaratığından çok daha fazlası olduğunuza inanmaktır.
Bir Budist deyişi vardır: herhangi bir şeyi nasıl yaparsanız her şeyi öyle yaparsınız.






