Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

5 Ağustos 2024

Roman

Yatakta Sigara İçmenin Zararları

Sezen Ergen Breitegger

Paylaş

8

1


Evde ne bulursa okuyan küçük bir çocuğum. Elime bu sefer Yalnız Efe geçmiş, Sabah gazetesinin ekinden çıktığını anımsıyorum. Kitabı okudukça dehşete kapılıyorum kapılmasına ama büyülenmiş gibi de okumaya devam ediyorum. Evlenmeyi reddederek dünyanın düzenini değiştirmek isteyen kıza musallat olan dev karabasan horoz, diyetini kolunu kasap bıçağıyla keserek ödeyen adam, başını vermeyen şehit ve ilk cinayetini bir martı yavrusunu avcunda sıkarak işleyen dört yaşında bir çocuk. Korku edebiyatının gücüyle ilk tanışmamdan bu yana neredeyse otuz yıl geçmişse de bu öyküler zaman zaman bütün korkutuculuklarıyla hafızamda beliriyorlar. Sonraki uzun yıllar boyunca ise (belki de çocukken gerçekten çok etkilendiğim için) Poe hariç korku öğeleri içeren veya fantastik edebiyata pek ilgim olmadı.

Galiba bunu genç bir Arjantinli kadın değiştirecek. Mariana Enriquez’in on iki öyküden oluşan Yatakta Sigara İçmenin Zararları kitabını bir solukta bitirdim. Birbirinden güçlü öyküler sayesinde Arjantinle, Arjantin edebiyatıyla, kendi ülkemizle, Latin Amerikalılarla ortak yanlarımızla ve etkileyici kadın yazarlarla ilgili düşünceler içindeyim. Kitabın fantastik unsurlar içerdiğini gördüğümde sıkılacağımdan korksam da, Enriquez sayesinde yaşadığımız zamana tanıklık edebilecek belki de tek edebiyat türünün korku ve gerçeküstü öğelerle bezeli bu tür olabileceği kanaatine varıyorum.

Mariana Enriquez roman öyküİlk öykü, büyükannesinin ölmüş kardeşinin kemikleri ve hayaletiyle baş etmeye çalışan bir genç kadınla açılıyor. Anlatılan çaresizlik hikayelerimiz bile ne kadar benzer ve genç kadının ataerkil düzeni reddetmesiyle yanında beliren hayalet, Ömer Seyfettin’in karabasan horozuyla ne kadar da akraba. Büyükannemin bana çocukken hep anlattığı, kızamıktan ölen kardeşini anımsattığı için mi yoksa bu kolektif hafızayı böyle bir biçimde anlatabildiği için mi bilmesem de kitaba açılış öyküsüyle bir anda bağlandım ve yazarın fantastik öğeleri kullanarak aslında derin bir gerçekçiliğe ulaştığını fark etmeye başladım. Karakterlerle birlikte bizler de gerçeküstü öğelere sorgulamadan inanıyoruz. Enriquez’in yarattığı tekinsiz, fantastik atmosferlerin, akıl sağlığından şüphe ettiğimiz karakterlerin aslında bizi buz gibi soğuk ve acı bir gerçeklikle yapayalnız bıraktığını anladığımda kendisinin yeteneğine şapka çıkarıyorum.

1973 doğumlu yazar, kendisiyle yapılmış bir röportajda, “Kırmızı Başlıklı Kız kadar sapkın az şey vardır; yaşlı bir kadına tecavüz edip onu öldüren bir kurt! Kırmızı Başlıklı Kız küçük kızlara cadılığın sahne aldığı ormana gitmemelerini tembihler. Öyküler günümüzde bir uyarı sistemi olarak çalışmıyor, aksine sosyal olarak başımıza gelenleri görmemize yarıyor”1 diyor.  Ülkelerimizin ortak acı darbeler tarihi, çocukken duyup anlam veremediğimiz tutuklanma konuşmaları, onlarda cadılar, bizde Çarşamba Karısı gibi kültüre işlemiş fantastik inançlarımız, lanetler, büyüler, sınıf kini, ırkçılık, barınma krizi… Tanıştığım Latin Amerikalılarla bir anda sanki aynı ülkedenmiş gibi yakınlık kurabilmeme artık hiç şaşırmıyorum. Çok şaşırtıcı bulduğum şu; Enriquez’in tanıklık ettiğimiz bu korkunç çağın öykülerini bu teknikle anlatarak bizi dehşete düşürebilmesi. Göletin Bakiresi ve özellikle Alışveriş Arabası öyküleri, sınıflar arasında çizilen keskin çizgilerin insanlardaki bireysel ve toplumsal etkilerini etkileyici biçimlerde anlatmayı başarmış. Alışveriş Arabası öyküsü, etrafımızda olan biten haksızlıklara gözlerimizi kapayarak kaçamayacağımızı verme biçimiyle bende galiba kasap bıçağıyla kesilip atılmış kol etkisi yarattı. Bu sefer büyüğüm, gerçekliğin anlatılan öykülerden çok daha korkunç olduğunu biliyorum. Kitapta hayaletler, sokakta herkesin ortasında hacet gideren, kendine zarar veren karakterler, deliler, sarhoşlar cirit atıyor ama asıl dehşet burada değil. Uzun zamandır içimde biriken öfkenin bir nevi katarsisini fantastik, tiksindirici ve korkunç öğelere sahip bir kitapta (yani aslında sevmeyeceğimi düşündüğüm bir türde) yaşamış olmanın şaşkınlığı hala üstümde.

Şilili yazar Alejandro Zambra, çok sevdiğim deneme kitabı Okumamak'ta Latin Amerikalıların Cortázar okumaktan sıkıldıklarından bahsediyordu. Bizim şanslıysak en erken lisede keşfedip büyülendiğimiz Cortázar’ı, Borges’i okulda işleyip sıkılan bir nesil, lükse bakar mısınız? Bir yandan da yazarlarda Arjantin’den çıkıp Borges’i, Cortazar’ı aşma baskısı da var. Mariana Enriquez’in de dahil olduğu, güçlü kadın yazarlarla bezeli yeni Arjantin anlatısı, belki de bunu başarabilmeye, Arjantin edebiyatını dünya sahnesinde yeniden doğurmaya en yakın nesil. Darbe sonrası ortaya çıkan ikinci nesil yazarlardan oluşan bu anlatının dünyaya eleştirel bir gözle baktığı, üstümüzde felç edici değil de insanı derin düşünceye iten bir rahatsızlık yarattığı söyleniyor.2 Arjantin’de darbe sonrası yok olan otuz bin kişinin bu kuşağın edebiyatında yarattığı etki, kitap bittiğinden beri kendi ülkemizin kolektif acılarına gömülmemle paralel.

Arjantin’deki bu yeni anlatı, aslında bilindik malzemeyle yepyeni bir edebiyat geleneği kurabilen yazarların başarısı. Ömer Seyfettin’in İlk Cinayet öyküsündeki çocuk, bu yeni anlatı kuşağına dahil olan Samanta Schweblin’in bir öyküsünde kuş yiyen bir kız çocuğuyla çok benzer biçimde karşımıza çıkıyor. Enriquez’in Göletin Bakiresi öyküsündeki köpeklerle de aslında 1883 yılında Maupassant’ın “İntikam” öyküsünde tanışmıştık. Edebiyat tarihindeki bu görünmez bağlardan, aynı temaların bambaşka gerçeklikleri anlatmasından büyülenmekten hiç vazgeçmeyeceğim.

Enriquez’in Kederli Rambla Bulvarı öyküsünde karakterler, bizim eski İstanbul’a dertlenmemiz gibi, eski Barcelona’ya dertleniyorlar. Orada da kiralar alıp başını gitmiş, barınma krizinin, kendimizi yersiz yurtsuz bulmamızın hayalet çocuklarla ne ilgisi olduğunu öyküyü okudukça anlıyoruz. Her öykü dünyanın farklı köşelerinde yaşasak da bizlere diğer bir kolektif travmamızı hatırlatıyor. On dört on beş yaşlarındayken İstanbul’dan gençlerin intihar haberlerinin gelmeye başladığı, müziğin suçlandığı günleri anımsıyorum, Et öyküsünü okurken. Meğer benim de hayranı olduğum Kurt Cobain’in küllerini çalıp sigara gibi içeceğini ilan eden bir kadın varmış.3 Kitabın en güçlü öykülerinden biri Geri Dönen Çocuklar. Kaybolan bebeklerin fotoğraflarından bulunmasının neredeyse imkânsız olduğunu bu öyküden öğrendiğimden beri kendime gelemiyorum. Kitabın son öyküsü ise, ruh çağıran ergenlerden bahseder gibi görünse de Cumartesi Annelerinin kaderini paylaşan insanların öyküsü, beni de en çok etkileyeni, galiba ömrüm boyunca aklımdan çıkmayacak. Komik bir ruh çağırma seansını ülkesinin tarihiyle birleştirebilmek her yazarın harcı değil. Kitapla ilgili araştırma yaparken Arjantin’in meşhur Asado etinin kamplarda öldürülenlerin cesetlerini yakmayı da belirten argo bir sözcük olduğunu öğreniyorum.4 Mariana Enriquez’in İspanyolca “terror” yani dehşet sözcüğünü öykülerini tasvir ederken bu kadar çok kullanmasına şaşmamak gerek.

Kitap bittiğinde üstümde hem ağır bir keder hem de sonunda yaşadığımız bu acı gerçekliklerin edebiyatta güçlü bir yansımasını okumuş olmanın verdiği derin bir haz var. Çocukları korumanın yollarını bulmak zorundayız. Sokak hayvanlarını katletmek bir çare değil, ileride yalnızca uğursuzluk öyküleriyle anlatılabilecek bu yasayı reddediyorum.

1 https://letraslibres.com/politica/todas-nuestras-sociedades-tienen-una-pedagogia-de-la-crueldad/

2 ¿Qué cambió y qué continuó en la narrativa argentina desde  Los prisioneros de la torre? Elsa Drucaroff

Universidad de Buenos Aires. Facultad de Filosofía y Letras. Instituto de Literatura Hispano-americana (ILH), Argentina http://revistascientificas.filo.uba.ar/index.php/matadero/article/view/4969/4484

3 https://www.elguardatextos.com/2022/02/el-consumo-de-nuestros-idolos-sobre.html

4 https://www.literaedebiyat.com/post/70li-yillarda-dogmus-4-arjantinli-kadin-yazar

YORUMLAR

Bülent Öztürk

Allaamm Kadir Savun geldi gözümün önüne: Bit kadarım, salladı baltayı koluna attı adamın önüne, İşte senin diyetin, diye. Okumayı sökünce öğretmen Ömer Seyfettin der demez sınıftan kaçmıştım.

5 Ağustos 2024

Öne Çıkanlar

2021'in ‘En İyi Tarihi Fotoğraf Ödülle..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

İbrahim Sarıkaya

7 Haziran 2025

“Zamanı Geriye Doğru Akıtmak”

Yalın bir dili var Öndeş’in. Diyaloglar, araya dolgu malzemesi gerektirmeden birbirini tamamlıyor ve akıyor. Sömürgeci geçmişi, iç savaşları, katliamları, faili meçhulleri ile bu toprakların ‘geçmiş’i, ‘bugüne’ dair her anlatının iskeleti, hiç değilse bir alt akıntısı ol..

Devamı..

Sebastião Salgado: Görsel Antropolojid..

Nedim Dertli

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024