Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

24 Ağustos 2020

Öykü

Loretta veya Hiç Kimse

Bayram Zıvalı

Paylaş

1

0


İtalya’da radyoların tümü açık. Çünkü Mussolini ulusa sesleniyor. Böyle başlayan bir film izlemiştim ve sen o filmin başrolündeydin. İtalya’nın terli sahili, tuzlu bir yaz güzelliğiydin. Erkek çocukların yeni yeni erkek olduğu o anda, tüm savaş söylemlerini çiğneyip geçerdin.

Hayat bu savaş gibi, galipler haklı olur ve sen onların tarafında olmak zorundasın; fakat aynı anda mağlupsun da. Almanlar şehrine girer ya da Almanya’ya taşınırsın. Almanlar şehirlere girmeye bayılır zaten Loretta ama senin ne işin var burada? Ayrıca anlamadığın bir şey var ortada. Aynı anda farklı farklı düğünlerde dans edemezsin. Bu bir Alman atasözüydü. Bunu sonradan bir güzel kızla muhabbet ederken öğrendim. Konuyu unuttum, yalnızca bu söz kaldı aklımda. Öğrendiğimde hemen şunu hatırladım: bir koltukta iki karpuz taşınmaz. Neler saçmalıyorsun sen, diyebilirsin ama bu ikisinin ifade ettiği şeyler benzer aslında. Sadece bir şeyi yapabiliriz şu anda. Bir şey. Bu sevişmek olmalı. Çünkü şimdi sevişme vakti Loretta. Şimdi Karacoğlan’dan , Orhan Veli’den, Yunus’tan şiir okuma vakti. Bu vakitte sen de benim için Pavese’den şiirler okur musun? Sana aşkı, bir o öğretebilir çünkü.

Ama sen ağlıyorsun.

Ama kimsenin umurunda değil gözyaşların. “Ama”lar çoğalır ama bir işe yaramaz ve sen yine ağlayıp ağlayıp kuytularına dolacaksın. Sesin çıkmayacak bir süre sonra. Ve sesinin çıkmadığını duyduklarında ağlamanın göçtüğünü, senin mutlulukla kaldığını sanacaklar. Oysa kimseler tanımamış seni. Ağlaman değil göçen sensin kendinden, bir başka kendine. Bunu kimseler fark edemez. Şehrin ortasında apaçık olsan dahi. Kimseler.

Boş ver bunları Loretta. Herkesin bir hayatı vardır. Kendinedir. Herkesin bir şeyler yapması gerekir. Biz yalnızca sevmeliyiz. Uyuyup uyanmalı ve sevmeliyiz. Biz gibilerde her şey böyle anlam bulabilir. Bana inanmadığını ya da şimdi onaylasan bile daha sonra fikrinden vazgeçeceğini hissediyorum. Çünkü seni sana bırakmıyorlar ve bırakmazlar. Sen sana kalamayacak kadar göz alıcısın Loretta. Lanet bir güzelliğin var. Dalgalı saçlarını dağıtman bile bir sanat eseri. Hele bakışın ve yüzünün aldığı haller ayrı ayrı tabloluk. Mesela ben seni her gördüğümde içimde bir İtalya kuruluyor, bakışının bana isabetiyle Rönesans dönemine giriliyor. Küçük bir Roma oluyorum gülüşünde ya da mesela Bachmann bende hayat buluyor ve beni seviyor. En sevdiği Celan şiirini uyku ilaçlarını peşi peşine alırken boğulur gibi bana okuyor.

“Güz kendi yaprağını yiyor elimizden: biz iki dostuz.” Boğazı düğümleniyor. Duraksıyor. Uykusu gelmiş gibi gözleri kapanıyor. Mırıltılarla: “Zamanı ceviz kabuklarından ayıklayıp yürümeyi öğretiyoruz ona: zamansa dönüyor kabuğuna.”

İnanmazsın ama ona “Uyu artık Loretta” diyorum. İsminin ne olduğunun bir önemi yok uyurken çünkü. Uyuyor. Uyuyor. İnanır mısın yıllar geçiyor o hala uyuyor. Yıllar geçiyor bedeni yanıyor, ruhu yanıyor ama o uyuyor. Onu acısına bağışlamaktan başka bir şey gelmiyor elimden.

Sana bir aşk mektubu yazmıştım. Komik bir mektuptu doğrusu. Pessoa haklı sanırım. O demişti ki bana: “Ah dostum, bütün aşk mektupları gülünçtür. Gülünç olmayan aşk mektupları aptal saçmalıklarıdır. Alvaro de Campos’un bütün laneti onların üzerine olsun.”

O mektubu da bu mektubun içine alıyorum Loretta (müziğim Mark Eliyahu’dan ‘Gülbahar’):

“Aşk mektubu (başka bir şey olması düşünülemez, teklif dahi edilemezdi doğrusu):

Şimdi sana bu mektubu duygusal ihtiyaçtan ötürü seninle karşılıklı konuşabilmek için yanıp tutuştuğumdan dolayı yazıyorum. Kolayca tahmin edebileceğin gibi, söyleyecek hiçbir şeyim yok. Dipsiz bir bunalımdayım – hepsi bu. Sözlerimin saçmalığı halime tercüman olsun.

Asla sana sahip olmamış olduğum günlerin birindeyim. Karşımda yalnızca bir sıkıntı duvarıyla kuşatılmış bir sen var. Irmağın hep karşı kıyısındasın ve ben ne yapsam o saçma çocuksu sorulardaki gibi kurtsuz kuzusuz seni alamıyorum. Bazen kurt kuzuyu yiyor, bazen kuzu otu. Düşün kurtla gitmeyi bile başarıyorum sandalda ama bir seni yalnız başına alamıyorum karşı kıyıdan.

Şimdi bunların ne alakası var konumuzla diye düşünüyorsundur. Aslında durumumu anlatıyorum. O kadar mantıksız ve olasılıksız.

Belki de çektiğim tüm acılarımın nedeni kendim olmamdır. Ve sen fısır fısır, yudum yudum, dura dura canımı yakıyorsun.

“Gece işte bu yüzden hiç gelemedi.”

Saçma sapan bir cümle bu. Ne var ki saçma cümleler insanda hüngür hüngür ağlama isteği uyandırabilirmiş meğer. Sen de bu saçma sapan cümleler gibisin Loretta. Ve biliyor musun, mektubu yarın senin ellerine tutuşturmadan…

Aman Allahım ne diyorum ben? Ellerine tutuşturmak mı?

Tutuşup kalacağımı ne çabuk unutuyorum. Hayır hayır ölümüm şimdi olmasın. Şimdi istemiyorum, henüz yaşamalıyım. Bir aracı tutmalıyım mektubu vermesi için.

Muhtemelen bu mektubu onlarca kez okurum ve biliyorum ki sen sadece iki defa okuyacaksın. Birincisinde hızlıca, meraktan. İkincisinde arkadaşlarınla bir kafede sesli, gülümsemeli ve kahveni yudumlarken. Ama bunların bir önemi yok. Önemli olana henüz gelmedim. Bu mektubu da içine alan bir mektup yazacağım ve onu sana sana sanırım vermeyeceğim. Bir öykü düşünmüştüm, sana âşık olduğum o anla aynı anda. Başka türlüsü mümkün olmazdı zaten.

Öyküme senin bana söyleyeceğin o ilk cümle ile başlayacağım. Muhtemelen bu mektuptan sonra olacaktır bu. Daha öncesinde konuşmamız mümkün olmayacak çünkü. Senden hep kaçacağım. Bunun nedenini sonra anlayacaksın.

Bana deli diyebilirsin. Bunda bir mecaz, bir sevecenlik de olabilir. Ya da ciddi ciddi aptallığımı belirten bir deli ifadesi de olabilir söyleyeceğin. Evet, normal değilim sanırım ama bu delilik sayılmaz tam olarak. Şunu da düşünmeden edemedim şimdi, sana da söyleyeceğim: delirenler de herhalde kendilerine acı veren şeye teslim oluyorlardır. Ruhlarındaki sarsıntılardan yavaş yavaş zevk alıyorlardır. Benim hissettiklerim de buna pek uzak sayılmaz doğrusu.

Hissetmek ne renktir acaba Loretta?

Bu mektuptan sonra lütfen bana ilk bundan bahset.“ (Başka bir şey olması düşünülemez, teklif dahi edilemez olan mektup burada sona erdi.)

“Bu mektuptan sonra lütfen bana

bir daha

mektup yazma” demişsin. Belki de doğrudan bana dedin ama ben duymadım Loretta. Duymak istemedim.

– “Ben yalnızca seni anlamlandırmak istemiştim.”

–“Âşık olarak ve böyle saçmalıklar yazarak mı?”

– “Evet,Pessoa dedi ki her aşk gülün …. ç….”

– “Keser misin artık bu saçmalıkları ....... (bla bla bla) ….”

gerisinin önemi yok.

İste seninle ilk ve son konuşma Loretta. Şu yukarda yazdıklarımın tümünü silmek, adını anmamak için değiştirmek geçiyor içimden. (Çünkü orda yazılanların hiçbiri sana ait değil. Çünkü sen o olamadın. Hepsini ben uydurdum. ) İkincisini yapıyorum. Loretta oluyor adın. Onu bir kitaptan aldım. Yaşlı bir kadındı. Sanırım ölümü de yakındı. Yalnızdı. İşte senden böyle intikamımı aldım. Sen yoksun Loretta. Sen ölümlüsün. Bir adın dahi yok gerçek olarak bu öyküde. Seni yaşlandırdım, yalnız bıraktım, seni ölüme hazırladım.

Acına bağışlamadım seni Loretta, anlamsızlığına ve yok oluşuna yazdım. Ama bilmiyorsun bunu da.

Şimdi tüm bunlardan bahsetmeyerek aldanışına devam etmen için her şeyi veriyorum sana.

Mutluluğuna (mümkünse) Loretta (ya da adın her neyse).

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Eşsiz Manzaraları Avuç İçine Sığdıran ..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Nilüfer Kuzu

11 Mart 2025

Elias Canetti’nin Okuma Serüveni

Canetti’nin ilginç bir okuma serüveni yorganın altında cep feneri ile gizli gizli yaptığı kitap okumalardır.Okula başlamasından birkaç ay sonra babasının getirdiği bir kitap Canetti’nin yaşamını değiştirir. Bu kitap Binbir Gece Masalları’nın çocuklar için hazırlanmış ..

Devamı..

Hayattan Notlar

A. Dilek Şimşek

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024