Mario Bellatin  ve Güzellik Salonu
28 Kasım 2018 Kitap

Mario Bellatin ve Güzellik Salonu


Twitter'da Paylaş
0

“Her türlü insanlık dışı davranış, zamanla insana dönüşür.”

Kavabata Yasunari

Güzellik Salonu, bu cümleyle başlıyor. Notos’un yayımladığı roman, Mario Bellatin’in Türkçeye çevrilmiş ilk kitabıydı.

Peru’lu bir ailenin çocuğu olan yazar 1960’da Meksika’da doğar, dört yaşına gelince tekrar Peru’ya dönerler. Doğuştan gelen bir hastalık nedeniyle sağ kolunu tamamıyla kullanamayan yazarın ilk kitabı Mujeres de sal, 1986’da yayımlandıktan sonra bugüne kadar neredeyse otuzdan fazla kitabı yayımlanır. Güzellik Salonu ise son 25 yılın en iyi 100 İspanyolca kitabı arasında 19. sırada gösterilir. Okuduğumuz, kitabın ilk baskısından neredeyse yirmi yıl sonra yazarın tekrar gözden geçirdiği yeni orijinal baskısıdır.

Kitabın yayımlanma sürecinde, kendisinden izinsiz basım yaptıkları gerekçesiyle yazarımızla yayıncısı arasında sert tartışmalar yaşanır, hatta karşılıklı mahkeme süreci bile başlatılır ancak, sosyal medyanın ve önemli sayıda bir yazar grubunun kendisine bir bildiri ile destek vermesi ve uzun bir direnişin sonucunda, yayınevi, Bellatin’le onun isteği doğrultusunda uzlaşmak zorunda kalır.

Romana dönersek, kahramanımız bir “güzellik salonu” işletmektedir. Ancak bu salon zaman içinde bildiğimiz anlamda bir güzellik salonu olmaktan çıkar, tedavisi imkânsız bulaşıcı cinsel hastalıklara yakalanmış ama sadece erkek hastaların barınabildiği bir çeşit ölümden önceki son rehabilitasyon mekânına dönüşür. Bir zamanlar güzelliğe adanmış olan salon şimdi sadece ölüme adanmış bir salondur. Misafirler, çokluk horlanmış, aşağılanmış, hastanelerde tedavi edilmemiş, bazen tedaviyi kendileri reddetmiş, ailelerinin bile istemediği toplum dışına itilmiş ama, ölmek için bile olsa bakıma muhtaç, hırpalanmış erkek hastalardır. Kadın hastalar hatta hasta yakınları bile ne olursa olsun salona alınmaz. Umutsuz sevgililerin içeri girmesine kesinlikle izin verilmez. Kahramanımız bunun beklenen sonu daha karmaşıklaştırdığını düşündüğünden giriş çıkışları çok sıkı denetler. Buradan çıkış yoktur, çünkü hâlâ umudu olanın yeri dışardadır. Hatta hastaların burada iyileşmek üzere tedavilerine devam etmeleri veya ilaç almaları da mümkün değildir, çünkü bu gereksizdir; sadece biraz daha acı çekmek, bir an önce sona ermesi gereken şeyi ertelemekten başka bir şey değildir. Salona ancak hastalığı ilerlemiş, durumu umutsuz ve bir süre sonra öleceğinin bilincinde olan hastalar kabul edilir ve burada gerçek anlamda arafı yaşarlar. Çektikleri acılar o kadar şiddetlidir ki, çoğu hasta, zaman içinde ölümü kendiliğinden arzulamaya başlar. Hastalığın daha erken aşamalarında olanlar ise, kendi iç hesaplaşmalarını, nasıl sona ereceğini bildikleri ve her gün birisinde prova etmek imkanı buldukları bir bitişi çaresizce beklemenin hezeyanlarını yaşarlar.

Kahramanımız, hem güzellik salonunun her türlü işi ile uğraşır, hem de salonuna yerleştirdiği akvaryumda değişik balıklar yetiştirir. Balıkları farklı cinsler ile bir araya getirir, hangi türün hayatta kalmayı başardığını, hangilerinin hangi şartlarda mücadeleyi hemen bırakıverdiğini inceler. Onlar üzerinde bazı metodlar dener. Balıklar ile insanların hikâyelerinin kitabın sonuna kadar paralel gitmesi ise kanımca, yazarımızın, insan ve karakter çeşitlemeleriyle balıklar arasında bir çeşit bağ kurduğuna işaret ediyor olmalı.

Kahramanımızın kendisi de çok ilerlemiş olmamakla birlikte hastadır. Balıklar ve güzellik salonunun bakımından kendine kalan zamanda ise kadın kıyafetleriyle dışarda dolaşmaktan hoşlanır. Tekinsiz mekânlara, barlara, tehlikenin arttığı saatlerde bile abartılı kadın kıyafetleriyle gitmekten çekinmez, genç, sağlıklı ve kuvvetli insanların arasına karışmaktan korkmaz. Zaman zaman canını zor kurtardığı, tartaklandığı, kaçtığı kovalandığı olur ama, bunlar onu yıldırmaz. Ta ki, gücünün bedeninden usulca çekilmeye başladığını fark edene kadar.

Bakalım bütün bunların arasında onun hastalığı nasıl seyredecek, sonu diğerlerinden daha mı farklı bitecek? Başına gelenlerden sadece kendisi mi sorumlu, ölümünden sonra salonuna ne olacak; kahramanımız bütün bunların cevabını bulabilecek mi? En önemlisi kendisi de dahil, konuklarını bekleyen yalnızlığa saygı duyulacak mı?


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR