Tolstoy, Savaş ve Barış’ı yazma amacının sadece bir tarihi roman üretmek değil aynı zamanda 1863 Rusya’sının çağdaş edebiyatına sıradan olmayan bir metin getirmek olduğunu söylüyor. Peki, bunu nasıl yapıyor? Tabii ki roman gerçekliğini kullanarak.
Dünyayı dolaşmak kolay değildir fakat ilk adımı atmadan bunu asla başaramazsınız. Aynı hal, Everest’e tırmanmak ya da Sahra Çölü’nü geçmek için de geçerli. Ama söz konusu Savaş ve Barış romanından söz etmekse, yollar burada çatallanır. Ne yapacağınızı bilemez hale gelirsiniz. Anlatacağınız öyle sıradan bir roman değil. Üstelik bu karışık ve iç içe geçmiş metni özetlemek, karakter analizi yapmak da istemiyorsanız işiniz hayli zor. Sahi, Savaş ve Barış’ı sadece hangi konuyu ele aldığını söyleyerek irdelemek mümkün mü? 1225 sayfalık bir romanı özetini çıkarıp, işte alın sizin olsun demek işe yarar mı? Eğer roman bir yazı sanatı, Savaş ve Barış da onun zirvelerinden biri olmasaydı, bu yöntemler pekâlâ iş görürdü. Hayır… Burada Tolstoyvari ifadesinin anlamını deşmeden, "roman gerçekliği" nedir sorusuna yanıt aramadan ayrılmak kabil değil…
Lev Tolstoy’dan söz ediyoruz. Uzun dağınık kır saçlı, seyrek ama diken sakallı, insanın gözüne değil de ruhuna bakan kadim ateşlerde yanmış, ruh fırtınalarında sönmüş, insandan geçmiş, bir başka insanda durulmuş, ruhtan öteki ruha yolculuk etmiş, demlenmiş, kartlaşmış, tadı kaçmış, kendisi için değil başkaları adına yaşamaya başlamış şu yüce gönüllü yazardan. Gerçi bu sıfatlar onu ancak bu gelip geçici dünyanın mecnunlarından biri yapar, ki yapacaktı da zaten. Eğer Savaş ve Barış’ı yazarak hepimize bir dert bırakmasaydı:
Roman Gerçekliği Nedir
Yazın sanatı, kişi zihninin el uyumu ile kâğıda ne denli aktarılabildiğinin bir açık laboratuvar deneyi sayılır eğer başka hiçbir işe de yaramadığı düşünülüyorsa… İşte bu IQ gövde gösterisinin en kanlı meydan muharebesini çıkartan, hem düşen hem yükselen, kan revan içinde bir zafere ulaşan ve bundan aynı anda nefret eden kişi Leo Tolstoy’dur. Savaş ve Barış’ın ilk baskısını yayımlandığı 1863’te, bir "tarihi roman" yazmanın ağırlığını omuzlarında hisseden her düşünceli yazar gibi açıklama yapma ihtiyacı hissetti. Önsözünde herkese roman gerçekliğinden bahsetti. Tolstoy, 1805 yılında patlak veren Fransa-Rusya savaşını ele aldığını fakat niyetinin asla tarihsel gerçekleri eğip bükmek yani yalan söylemek olmadığını belirtip ekliyor “Tarihsel olayların tarihçilerin anlattığı şekilde tasvir edilmesini kabul etmemem. Bu rastlantı değildi. Kaçınılmaz biçimde oldu.” Çünkü Tolstoy, yaşadığı 1863 yılında, yüzyılın başında yani o güne göre çoktan tarih olmuş bir savaşı anlatmayı kafasına koyduğunu okura ve onu kıyasıya tenkit edecek edebiyat eleştirmenine "roman gerçekliği"nden söz ederek anlatmak istiyor.
Edebiyatın malzemesi insan ve tarihtir. Ülkenin tarihi, semtin tarihi, insanın tarihi ki bu ademoğlu ister kral olsun ister doğduktan sonraki nefesinde ölmüş bir bebek, hiç fark etmez. Yazarın zihninden geçen olaylar ve diyaloglar, birebir şekilde yaşandığı haliyle yani yazarı bir tarihçi sıfatıyla yaşananlara sadık kalmaya zorlayacak biçimde kâğıda dökülse bile, amaç eğer edebiyatsa bunun ismi roman gerçekliği olur. Çünkü başlamış, sürmüş ve bitmiş bir olayın yazarın zihninde edebiyat yapma kaygısı ile hiç değişime uğramasa bile sırf bu fikirle zihninden geçip kâğıda dökülmesi nedeniyle roman gerçekliğine dönüşür. Ki roman gerçekliği her zaman bu kadar yalın değildir. Tolstoy, gerçek hayatta cereyan etmiş ve kendi kuşağının dedelerinin hikâyesini yazar Leo Tolstoy olarak, gerçeklere ‘sadık’ kalarak fakat bir "tarihçinin tarih anlatması gibi" yapmayarak ele aldığını söylüyor.
Bu roman gerçekliği neden bu kadar önemli? Sonuçta Leo Tolstoy, gerçek bir Fransız Rus savaşını, içine gerçek kişileri ve kurgu karakterleri aktararak bir olay örgüsü içinde yazmış. Onun yaşanmış ya da tamamen kurgu bir savaşı edebiyatının malzemesi yapması neyi değiştirir? Eğer yazarın amacı gerçeklerden yola çıkan bir kurgu dünyası ise, roman gerçekliği bu metnin bir arada kalmasını sağlayan harcını oluşturur. Savaş ve Barış iki özelliği nedeniyle dünya edebiyatı için hayli önemlidir: Birincisi, o güne kadar var olan "tarihi anlatma iddiasındaki bir tarihi roman" olması. İkincisi de roman gerçekliği konusunda yazarının bir açıklamaya girişip, buna dair önemli bir çalışma yapmış olması.
Modernize Bir Bakış Getirmek
İlk şıkka dönelim. Shakespeare on altıncı yüzyılda hüküm sürdü. Fakat anlattığı olayların tümü on on birinci yüzyılda geçen hikâyelerdi. Hamlet de, Kral Lear da öyleydi. Yani tarihi oyunlar yazıyordu. Fakat edebiyat tarihi aynı zamanda bir roman sanatı tarihi olduğu için tarihi metin yazımında Shakespeare’in ismi pek anılmaz. Belki tiyatro sanatına dair tüm atıflar ona yapıldığı için, bu İngiliz ustanın brövesinde yeni bir unvana yer kalmadığı içindir. Bu tarihi roman yazma şerif Tolstoy’a atfedilir. Çünkü gerçekten de Savaş ve Barış, karakter yaratımı, olay örgüsü, dili ve yazarın metnini oluşturmadan önce hem Rus hem Fransız kaynaklarıyla uzun yıllar tarihsel çalışma yapması, bu haklı sıfatı romana kazandırır. Ama burada bir başka özellik daha var: Tolstoy, Savaş ve Barış’ın edebiyat tarihinin ilk ve tek tarihi romanı olmadığını biliyor. Onun derdi, tarihi roman yazarken edebiyat da yeni ve modernize bir bakış getirmek. Bunu da edebiyatın yaşayan bir varlık olduğunu, değiştiğini anlatarak savunuyor ve diyor ki "Rus edebiyatının Gogol’ün Ölü Canları ve Dostoyevski’nin Ölü Evinden Anıları’na dek uzanan yeni döneminde sıradanlıktan biraz olsun sıyrılan herhangi bir metin yok.”
Daha açıklayıcı bir ifadeyle; Tolstoy, Savaş ve Barış’ı yazma amacının sadece bir tarihi roman üretmek değil aynı zamanda 1863 Rusya’sının çağdaş edebiyatına sıradan olmayan bir metin getirmek olduğunu söylüyor. Peki, bunu nasıl yapıyor? Tabii ki roman gerçekliğini kullanarak.
Dönemin Her Malzemesi Var
Savaş ve Barış, 1800’lü yılların başındaki Rusya'yla açılır. Batılılaşmaya çalışan Ruslar, kendilerine muasır medeniyet olarak seçtikleri Fransızların dilini ve adetlerini almış, Fransa’da eğitim görüp, orada yaşayarak kendilerini Avrupa’nın parçası hisseder olmuşlardır. Fakat şimdi Avrupa’yı kasıp kavuran Napolyon’a karşı durabilecek tek askeri gücün Rusya olduğu konusunda imparatorun tutkusu nedeniyle Ruslar, Avusturya’ya yardım bahanesi ile Fransızlar ile savaşmak zorundadırlar. Roman, Maria Pavlovna’nın verdiği muhteşem davetle açılır. Kurguya soylu babasının nüfusuna almadığı ama iyi eğitim görmüş Pierre dahil olur. Ardından Andre, Nikola, Nataşa, Dolohov, Mari, Sonya derken dönemin Rus edebiyatının aşık olmazsa ölüme mahkûm ettiği 12 yaşındaki prensesleri, savaşmak zorunda olan ama karısından ayrılamayan subayları, soylu, zengin ve gaddar asilzade sınıfı girer. Tolstoy, okurun beklentilerini karşılayan ve dönemi de anlatan bir roman inşa süreci içinde kurguyu oluşturmaya başlar.
Burada size 1225 sayfalık klasikler dizisinin ilk üçünde yer alan Savaş ve Barış’ı bölüm bölüm özetleyemem. Bu kaynakları internetten bolca bulabilirsiniz. Fakat orada yazmayan bir gerçeği dile getirebilirim: Tolstoy, Savaş ve Barış’ı kendisinin dünya, insanlık, çatışmalar, Batılılaşma, Rus değerleri, Hıristiyanlık ve Tanrı inancı gibi fikirlerini okuruna anlatmak ve kabul ettirmek için yazdığı için bu roman her satırındaki özen, her sahnesindeki gerçeklik, her imgesindeki yaratıcılık ve anlatısının her ânındaki derinliğe karşın bir yazarın hızla duvara çarpıp dağılmasından başka anlam taşımıyor.
Savaş ve Barış, sadece tarihi roman yazma, roman gerçekliği kurma, karakter oluşturma, betimleme yapma gibi özellikleri içinde barındırmıyor. Roman, son bölümlerinde Tolstoy’un hayata dair fikirlerini okura aktarma seanslarını içeriyor. Önce size muhteşem bir metin sunuluyor, Rusların kah üstün geldiği ama sonra ülkelerinin işgaline giden süreçte tepetaklak oldukları bir modern çağ Homeros destanı okuyor, Tolstoy’un hedefinin sadece çağdaşı Rus yazarlar değil dünya edebiyat tarihinin tamamını geçme ve zirveye yerleşme hedefi olduğunu görüyorsunuz… Beri yandan Tolstoy’un yanlış ve doğru kavramları bir kenara, şahsi fikirlerini bu haftalar süren okuma serüveninden sonra romanın bir parçasıymış gibi anlamlandırma çabasına girişirken buluyorsunuz kendinizi…
Romanda Tarih Nasıl Anlatılır
Ben roman sanatının bir metnin bir gerçeği göstermek için yazılmış olsa dahi daima okurun inisiyatifine bırakılması, yazarın metni ile okurun arasından çekilmesini savunurum. Tolstoy, Savaş ve Barış’ta bu yıl Orhan Pamuk’un Veba Geceleri’nde yaptığı üzere araya giren, kavramları açıklayan, yazdığı metnin gerçekle ilişkisinden söz eden bir anlatıcı sesi, tarih formunda roman nakleden bir yazar olmakla yetinmiyor Savaş ve Barış’ta. Düşünceleri her ne kadar geçerli ve doğru olsa da, eni konu ona ait olan düşünceleri okura dikte etmesi… Tolstoy’un baştan sona bir roman mühendisliği ile inşa edilmiş metnini, onun Diriliş ve Anna Karenina gibi romanlarının özgünlük, yani yazının romancıyı götürdüğü yerlere gitme macerasından uzak, her ânı planlı, her söylemi tartılmış ve gelecek tepkilere göre tırpanlanıp törpülenmiş bir temkinle okura sunmasını zorunlu kılmış… Savaş ve Barış’ın tam cildini okumamış kişinin edebiyatın kuracağı tuzaklardan bihaber edebiyat yolculuğuna üstelik yazar olarak çıkmasını düşünmek dahi çok korkunç. Fakat Nobelli yazarlar arasında dahi Savaş ve Barış’ı tam olarak hatmetmiş bir yazı işçisini bulmak da bir o kadar güç. Çünkü bu tür uzun ve karmaşık yapıya sahip metinleri algıyı açık tutarak okuma eylemi romanı yazmaktan daha az çaba gerektirmiyor. Ne yazık ki, yazmaya yatkın zihinlerin bu denli odaklanmaya doğuştan gelen bir karşı duruşları söz konusu. Ama bu demek değil ki Piyer Bayard’ın söylediği gibi okumadığımız romanlar hakkında konuşmayacağız. Günümüzün iletişim dünyasında Savaş ve Barış’ın tamamını okumasanız dahi, konusu, kurgusu, üslubu hakkında bilgi sahibi olmanız hatta yazar olarak ondan beslenmeniz de mümkün. Ama sorun olan bu değil. Mesele bir yazarın ya da yazar adayının Savaş ve Barış’ın tamamını okuması meselesi… Eğer Savaş ve Barış’ın tam cildini okursanız,
- Tarihi roman nedir
- Tarihi roman için nasıl çalışmak gerekir
- Roman gerçekliği hayat gerçekliğinden nasıl ayrılır, bu sınır nasıl çizilmelidir
- Karakter yaratımı, olay örgüsü içinde nasıl değişikliğe uğramalıdır
- Betimleme ve diyalog orantısı metinde nasıl tutturulmalıdır
- Yazı sesinin metinde modern unsur oluşturacak şekilde yer alması nasıl sağlanır gibi teknik konulara yanıtlar bulabilirsiniz.
Onun ötesinde bu tür bir metni okumak, bir ömürde ancak bir kez gerçekleşir. Ben altı savuşturmanın ardından ekonomik krizle boğuştuğumuz günlerin sıkıntısında ve kendi romanımı okura anlatmanın, çok da başarmamanın yorgunluğunda bu çabaya giriştim ve bu notları çıkarttım.
Buraya kadar gelmişken Tolstoyvari kavramını açmadan olmaz: Tolstoy, karakterlerini yaratırken onların sadece romandaki hallerini kâğıda dökmez. Karakterin doğumdan, romanda yer almayan hayatının tamamına kadarı onun ilgi alanına girer ve kahramanlarını böyle oluşturur. Yaşadığı ve şikâyet ettiği Rus edebiyatı döneminde okurlara, sahneye giren karakteri anlatma mecburiyeti vardır. Burada genelde yazar sesi devreye girer ve karakteri birkaç cümle ile özetler, daha doğrusu okurun zihnine kodlar. Siz bu kodlamadan çıkmadan, yazıda karakterin rolünü tam algılayamadan olayları okursunuz. Ama bir edebiyat metni okumuş olmazsınız. Çünkü edebiyat okuduğunuz metnin altındaki anlamlarda yatar. Tolstoy, okuru edebiyata daha yaklaştırmak için karakterlerini hem Rus edebiyatı geleneğine sadık kalarak, yani oradan dışlanmamak için okuruna birkaç cümle ile tanıtır fakat karakterin neler yapabileceğine dair asla genel bilgileri vermez. O nedenle Tolstoy karakterleri, olay akışı içinde kendilerini ve sırlarını ortaya koyan yapıya sahiptir. Tosltoyvari demek, Tolstoy’un metininde sonra başka sahnelerde karşımıza çıkacak ve bunu yaptıkça kendini anlatacak karakterleri ifade için, birbirinin içine geçen fakat arada sekiz, on hatta yirmi bölüm mesafe bulunan kurgusuna denir. Tolstoyvarilik en çok Savaş ve Barış’ta göze çarpar çünkü Avusturya’da harbe giden ve düşmana saldırı stratejileri geliştiren bir karakteri yüzlerce sayfa sonra Moskova’da aşk acısı içinde görürüz.
İkinci not, tarihsel romana ilişkin. Savaş ve Barış’ın tarihsel romanda en önde olmasının nedeni gerçek kişi kullanımını kurgu ile başa baş yapmasından kaynaklı. Dönemin tüm aktörleri gibi Napolyon’da Savaş ve Barış’ta hayli yer işgal ediyor. Gerçek kişileri, roman gerçekliğinde anlatırken işin içine giren kurguyu tam dozunda ayarlayamamak yazarı gülünç duruma düşürür. Tolstoy’u büyük yapan, edebiyattaki gerçek kişinin kurgu dünyası sınır çizgisinin onun eseri olmasından gelir.






