Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

3 Ağustos 2020

Kültür Sanat

Edebiyatın Katlettiği Kadınlar: Kleopatra’nın Tahttan Düşüşü

Andy Martin

Paylaş

0

0


Juliet’ten Anna Karenina ve Emma Bovary’e pek çok kadın karakterin öldüğünü, öldürüldüğünü, intihara sürüklendiğini görüyoruz. Böylesine acımasız bir ölüm, son bir teslimiyet hali mi yoksa kendisiyle çelişen iktidarın geri kazanılması anlamına mı geliyor?

William Shakespeare’in adının #MeToo suçlu listesindeki Harvey Weinstein ile birlikte yazılı olması gerekiyor. Kadınları, yalnızca erkek kıyafeti giydiklerinde seviyor (!) Hamlet’in özellikle annesine yönelttiği kadın nefreti (“Ey zaaf, kadındır senin adın!”) Shakespeare’in diğer birçok oyununda görülüyor. Burada söz konusu yalnızca Macbeth’in cadıları değil. “Zavallı” Kral Lear’ın “korkunç” kızlarına bakalım. Şahsen, Leydi Macbeth’e kendimi bildim bileli düşkünüm. Şu Macbeth adamıyla evlenmemeliydi. En azından tutarlı bir planı var: Yaşlı kralı öldür, yerine yenisini koy. Ancak niçin sonra Shakespeare onu delirtiyor? Kadın karakterlerin kaderi hep olumsuzlukla sonuçlanıyor, birçoğu kendi hayatına kıyıyor: Hamlet tarafından ihanete uğrayan Ophelia, Hamlet’in annesi Gertrude, Juliet (Romeo’yu suçlayın) ve son olarak Kleopatra.

Geçen yıl hayatını kaybeden, zamanımızın en büyük edebiyat eleştirmenlerinden Harold Bloom Cleopatra: I am Fire and Air (Kleopatra: Ben Ateş ve Havayım) adlı kitabında Shakespeare’in “kişilikleri”nden bahsediyor ve Kleopatra’yı cadın cinselliğinin mükemmel örneği olarak tasvir ediyor. Ona “bütün Shakespeare eserlerindeki en baştan çıkarıcı kadın” olarak hitap ediyor. 1974'te Londra'daki Trevor Nunn yapımında Janet Suzman’ın oynadığı Kleopatra'ya “âşık” olduğunu itiraf ediyor. Bu oyunu ben de izledim. Suzman (Dame Janet) Shakespeare'de kadınların “karakterlerin sadece yüzde on altısını” oluşturduğunun farkında, bu yüzden oyunun başından itibaren şans onların yanında olmuyor. Ancak Suzman da Kleopatra’nın eşsiz bir kadın karakter olduğunu düşünüyor: Ona göre Kleopatra, Shakespeare oyunlarında kendi iç dünyasını anlamaya çalışan ve hayatının iplerini kendi ellerine alan tek kadın.

Bloom, Kleopatra’yı incelerken erkek egemen bir bakış kullanır ve konuya Batı edebiyat gelenekleri açısından yaklaşır. Ona göre Kleopatra, Shakespeare’in yarattığı en “metamorfik” kadındır. Hiçbir hareketi tahmin edilemez. “Olmak” fiilinin Hamlet’te yalnızca bir kere, Antonius ve Kleopatra’da ise en az on yedi kez kullanıldığına dikkat çeker. Oyun bir nevi “olma”nın, “istikrarsızlık” ve “değişim”in dramatik bir şekilde yansıtılmış halidir. Oyunun büyük bir kısmında su, önemli bir metafor olarak yer alır – akışkanlık, akıp taşan enerji ve değişkenliği yansıtır. Kleopatra, Nil Nehri ile bağdaştırılan Tanrıça İsis gibidir, her zaman akışın içindedir. Oyunun sonunda kendini öldürdüğünde “hava ve ateş” olur.

Kleopatra cinsellik ve evliliği iktidarla takas ederek (ticari) değiş tokuşun sembolü olur. Bloom, onun “erotik kariyerine” dikkat çeker ve onu, gölgesi altında kalan Antonius ile sık sık karşılaştırır. Bloom’un dediği gibi Kleopatra, “Büyüler ve harap eder.” Bu durum, oyunda cinsiyetlerin sürekli değişim halinde olmasından kaynaklanıyor olabilir – en azından metaforik açıdan kadın, erkek ya da erkek, kadın olarak karşımıza çıkabiliyor. Antonius’un dediklerini örnek verecek olursak: “Kleopatra öleli, öyle şerefsiz yaşıyorum ki / Tanrılar iğreniyor alçaklığımdan. / Ben ki, dünyayı kılıcımla dörde bölmüştüm, / Neptun'un yeşil sırtında, gemilerimle, / Şehirler kurmuştum; suçluyorum kendimi / Bir kadın kadar bile yürekli olmamakla. / Ben daha az soyluyum o kadından, o kadın ki, ölümüyle / Kendimin fatihi benim! diyebildi Caesar'a.” Oyun boyunca Antonius hakkında yapılan bütün şakalar, onun savaş yerine bir kadını seçtiği için ne kadar “kadınsı” olduğuna değinir.

Rolü oynayan Suzman, Kleopatra'ya bir kadın ve “onun hikâyesini sahnede her an canlı hale getirmek zorunda olan bir oyuncu” olarak yaklaşıyor. Kleopatra’yı feminist kadının arketipi olarak görüyor, onun Kraliçe I. Elizabeth, Margaret Thatcher, Indira Ghandi ve Angela Merkel'in öncüsü olduğunu savunuyor. Bloom, Suzman’ın Kleopatra’ya hayat vermesini izledikten kırk yıl sonra ona kitabını yolladı. Suzman, Bloom’a teşekkür etti ve şöyle yazdı: “Sizin tasvir ettiğiniz Kleopatra’ya daha dikkatli yaklaşacağım çünkü sizin Kleopatra’nın büyüsü altında kaldığınızı görebilsem de ben ona aynı şekilde yaklaşamam. Kleopatra ve ben arkadaş olmalıydık, her konuda onun tarafını tutmaya kararlıydım. Zor biri olduğunu fark ettiği zamanlarda bile. Ancak her zaman kendini ve Antonius’u eleştirirken dürüsttü. Yine de deniz savaşının bu denli korkunç ve kanlı olacağını bilemezdi. Bu büyük bir hataydı.” Suzman aynı zamanda oyunun 1963 tarihli Hollywood adaptasyonunu eleştiriyor ve oyunda anlatılmak istenilenlere değinmekte (özellikle Kleopatra söz konusu olduğunda) başarısız kaldığını, yine de Shakespeare izleseydi filmden büyük keyif duyabilirdi, diyor.

Stacy Schiff, Kleopatra biyografisinde onu “tanrıça ama aynı zamanda bir çocuk, on sekiz yaşındaki kraliçe ve sonrasında bir ünlü” olarak tanımlıyor. Otuz dokuz yaşında ölen Kleopatra inanılmaz bir gücü elinde tutuyordu. Schiff, Kleopatra’nın popüler kültürde ve diğer birçok eserde, Shakespeare ve Elizabeth Taylor örneklerinde olduğu gibi “gerçekten güçlü bir kadının baştan çıkarıcı bir kadına dönüştürüldüğü”nü savunuyor. Oryantalist bakış açısı onu avını baştan çıkaran bir deniz kızına dönüştürdü. Kleopatra karizmatik bir liderdi ve dokuz dil biliyordu, ancak onu “cinselliğin kusursuz örneği” ve “tarihteki en kötü kadın” olarak tanıyoruz. Schiff’e göre buna neden olanlar arasında Shakespeare ve Kleopatra’yı canlandırırken insanları gözlerine âşık etmek dışında pek bir şey başaramayan Elizabeth Taylor yer alıyor.

Shakespeare’in bütün oyunlarında cinselliğin ölümle ilişkilendirildiğine tanık oluyoruz. Elizabeth Dönemi’nde orgazm “küçük ölüm” olarak bilinirdi. Bu yüzden Enobarbus, “Yirmi kez öldüğünü gördüm,” derken Kleopatra’nın mucizevi bir şekilde hayata döndüğünden bahsetmiyor. Öte yandan, Antonius zayıf ve iradesiz olarak anlatılıyor: “Şimdi ruhum gidiyor. Daha fazla yapamam.” Antonius ve Kleopatra cinsellik içeren bir sahnenin alegorisi gibidir. Suzman’a göre Shakespeare’in özgünlüğü, Kleopatra’yı karizmatik bir kraliçe olarak tekrar tahta çıkarmasından kaynaklanıyor, ancak Shakespeare bir dâhi değil, birçok kaynağa başvurarak eserlerini ortaya çıkaran bir yazardı.

Ondan çok önce Virgil, Dido’nun kaderini anlatmıştı. Ancak Shakespeare ondan sonra gelen yazarların metinlerinden sorumlu. Öncelikle, kadın karakterlerini öldürerek diğer yazarlara da bunu yapması için teşvik eden bir kapı açtı. Flaubert, Emma Bovary’e arsenikle ölümü uygun gördü, Tolstoy ise Anna Karenina’yı trenin önüne attı. Ibsen’in kahramanı Hedda Gabler (Janet Suzman bu karakteri de canlandırmıştı) beynini havaya uçurur. Oyunun son cümlesi: “Tanrım! İnsanlar böyle şeyler yapmaz.” İşin aslı, yaparlar ve en çok da edebiyatta. Strindberg’in Miss Julie’si oyunun sonunda elinde tıraş bıçağıyla sahneden ayrılır, yapacağı şey bellidir.

Edebiyat yüzyıllardır kadın cinayeti işliyor. Peki Hamlet'in dediği gibi neden bütün bu kadın karakterlerin “kendini katletmesi” gerekiyor? Edebiyatta belli bir kaçınılmazlık, bir örüntü, bir ritim var. Cinselliğin ardında ölüm. Arketip olan Kleopatra (Bloom’a göre son derece “sanatsal bir biçimde”) kendini öldürür, çünkü erkek bakışıyla objeleştirilmekten bıkmıştır. Kendini öldürürken bir bedenden ibaret olmaktan bıktığını ifade eder. Biyolojik unsurlarla yargılanmak istemiyorum. Bu yüzden fani kargaşaya veda edip ateş ve hava olacağım.

Çeviren: Aslı İdil Kaynar

(Independent)

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Ferit Edgü: “Bizler demokrasi yutturma..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

P. P. –. A. Baverstock

11 Ocak 2026

Daha Fazla Okumak mı İstiyorsunuz?

Okumak zorunda olduğunuzu düşündüğünüz kitapları değil, ilginizi çeken kitapları seçin.  Daha Fazla Okumak mı İstiyorsunuz?  Okumanın insan yaşamına olan olumlu etkisi bilinen bir gerçek. İlk akla gelenlerse sağladığı kültürel zenginleşme, mutluluk ve tatmin hissi, ..

Devamı..

İzmir’de Kalınacak Yer Seçimini Etkile..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024