Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

19 Şubat 2018

Öykü

Merih Nesrin Yalçın • Tarçınlı Kek

Merih Nesrin Yalçın

Paylaş

53

0


Telefonu kapadı, bağırmaya başladı. “Hey! Sonunda, biliyordum, bir gün arayacaklarını biliyordum. Özel, amatör ama olsun, aradılar ya. Aradılar Heyyy. Aradılar! Üst katta oturan Hayriye Teyze’nin baston sesiyle kendine geldi, sustu. Yine mutsuz, ne zaman bastonu böyle yere vursa mutsuzdur, çocukları aramamıştır, yalnızlığın dibine vurmuştur Hayriyem. Tarçınlı kek yetişir imdada. Acele etmeliyim saat on bir, toplantı üçte. Acele et Serpil. Acele et. Dolaptan yumurta, süt ve kalan tek portakalı çıkarttı. Yumurtaları ve şekeri uzun uzun çırptıktan sonra sütü, yağı, portakal suyunu, rendelediği portakal kabuklarını tarçını, unu ekledikten sonra çırpmaya devam etti. “Bu da son kekin Hayriye Sultan, ne un kaldı ne şeker, ne de bunları alacak para.” Elleriyle yağladığı kek kalıbına döktüğü hamuru fırına koyduktan sonra koşarak duşa gitti. “Bu mevsimde güneş yeter mi suyu ısıtmaya? Yetmez tabii.” Üşüye, söylene aldı duşunu. Dişleri birbirine vurarak fırına koştu, keki çıkarırken fırının sıcağında ısındı biraz. “İşte bu! Efsane kek yaparım ben.” Beş karış suratla açtı Hayriye kapıyı, Serpil’in elindekinin kek olduğunu anlayınca yumuşadı biraz. Yine de ters bakmaya zorladı kendini. – Sultanım! Size kek yaparken gürültü ettim biraz, affola? – Kek yaparken değil. Telefonun çaldı önce, konuştun, sonra bağırdın deli deli! – Galiba bir iş teklifi aldım Hayriye Teyze, ona sevindim gürültülü sevindim biraz, kızma bana, biliyorsun paralar suyunu çekti, gerisi açlık. Neyse boş ver bunları, bak sana tarçınlı portakallı kek yaptım, seversin. Keki masanın üzerine koyup Hayriye’nin yanakların acele iki öpücük kondurup hızla çıktı evden. Çocuklarına kızdı Hayriye’nin. İnsan annesini daha sık arar, aramalı, diye söylenirken annesi geldi aklına. Aynı şey değil, ben ararsam elli tane yalan söylemek zorundayım: Anneciğim iyiyim, işim var, param var, unum var, şekerim var, yani helva yapabilirim. Belki onun çocukları da aynı nedenle aramıyor, yalan söylememek için aramıyor. – Annnecik? – Nerelerdesin sen hayırsız, aklım sende, iyi misin? – İyiyim kuzucuğum iyiyim ben, asıl sen nasılsın? Babam nasıl? – Biz iyiyiz kızım da, aklımız sizde, Semra Amerika’dan her zaman arayamıyor, saat farkı var ya. Ama iyi o, işi iyi, kocası iyi bir adam, seni daha çok merak ediyorum, ediyoruz. Çalıştığım tiyatro kapandı, bir süre işsizim demiştin, ne yaptın? Bu süreyi nasıl geçirdin, evin de kira, ne yedin, ne içtin? Of! Anne olun da anlayın inşallah, boğazımızdan bir lokma geçmiyor sen aç mısın, tok musun diye? İnan baban da artık kızmıyor tiyatrocu olmana, sor şu kıza paraya ihtiyacı varsa gönderelim, diyor. Madem kafasının dikine gitti tiyatrocu oldu, bari sürünmesin oralarda, diyor. Ben de, yok onun ihtiyacı, düzenini kurdu o diyorum. Bir ihtiyacın varsa bana söyle kızım. – İyiyim ben anne, her şey yolunda. İşim var, iyi kazanıyorum, evim var, sevdiğim işi yapıyorum, mutluyum ben annecik, siz iyi olun yeter. Gözlerinde biriken yaşları sildi, mavi çiçekli elbisesini giydi, göz kapaklarına mavi far, kirpiklerine lacivert rimel sürdü. “Güzel oldu gözlerim,” dedi, kendinden memnun gülümsedi aynaya. “Altmış iki oldu annem, babam yetmiş. Olmaz ya, hadi oldu diyelim, on sene daha yaşasalar, yılda üç gün görüşsek, otuz günümüz kalmış, birlikte geçirebileceğimiz otuz gün! Sadece otuz günümüz kalmış annem! O da her yıl görüşürsek, iki yıldır görüşmedik, gitmedim memlekete, gidemedim! Suya dayanıklı rimel gözyaşına dayanamadı; mavi far, lacivert rimel, renksiz tuzlu su karışıp burnunun yanından dudağının bittiği yere kadar uzanan ve gittikçe derinleşen çukurlara dolmaya başladı. Elindeki ruju dudaklarına, dudaklarının çevresine ve kirli mavi suyun doldurduğu çukura sürdü hızlıca. Parmaklarıyla hepsini birbirine karıştırdı. Kırmızı, mavi, tuzlu acı yüzünün her yerine bulaştı. Yere oturdu bağıra bağıra ağladı Hayriye’nin bastonu vurmasına aldırmadan. Burası bana öğrettiğiniz dünya değil annecik. Bana kazandırdığınız hiçbir şey burada geçmiyor. Sahip olduğum değerler nedeniyle, duruşum nedeniyle sürekli kaybediyorum. Kötülük kazanıyor babam, ikiyüzlülük kazanıyor. Duruş değil duramayış kazanıyor. Ağırbaşlılık kaybediyor, arsızlık kazanıyor. Açım annem, aç kaldım ben. Benim haklı olduğumu, bana iftira atıldığını bilen yönetmenin gözlerime bakamaması karnımı değil ruhumu doyuruyor sadece. Oysa ruhum hep tok, her zaman toktu. Kart yerine o kadını, bana iftira atan kadını okutsaydım otobüste, getirir miydi beni eve? Soğuk yüzümü yaktı anne, soğukta yürürken o kadına beddua ettim, sen hep kızarsın. “Beddua etmeyin, döner dolaşır seni bulur,” dersin ya. Beddua döndü dolaştı benim yüzümü kesti, ayaz kılığında. Oysa kötüydü kadın, inanın bana; bilerek isteyerek, taammüden kötü; başkalarının acılarından merhem yapıyordu kendi yaralarına, bilmiyordu ki yaraları gittikçe büyüyor, onu içine alan kocaman bir yaraya dönüşüyordu. Öyle güzel hayatlarınız oldu ki, bu anlattıklarımı anlayamayacaksınız belki. İş görüşmesine gitmiştim bu gün, bana iftira atan kadınla, onunla ilişkisi olan yönetmeni görünce terk ettim orayı. İşi alamadım, almadım, midem bulandı anne, Pişkin suratlarının ortasına kusmak istedim. Otobüs kartım ‘yetersiz bakiye’ deyince inip yürümeye başladım. Kafama takıldı nedense. ‘Yetersiz bakiye.’ Ben bitmişim annecik, benden bir şey kalmamış. Yetersiz bakiyeyim ben. “Sen evli bir adamla aşk yaşayabilirsin, bunu da normal bulabilirsin, sen busun, bu nedenle seni aramızda istemiyoruz,” diye beni tiyatrodan uzaklaştıran kadının kendisi evli bir adamla aşk yaşıyordu aslında. Onlar kaldı babacığım, onların unları, şekerleri, arabaları, otobüs kartlarında yeterli bakiyeleri var, yasak aşkları yaşayan onlar, yolda kalan ben oldum. Siz bana hayatı yanlış öğretmişsiniz. Senin anlattığın masallarda hep iyiler kazanıyordu, ben kötü müyüm baba? Neden hep ben kaybediyorum? Tamam dirençli olmayı da öğrettiniz kabul; Ama nemli soğuk kemiklerime kadar işlemişken evin elektriğinin kesilmiş olması direnç falan bırakmadı bende. Size bu mektubu mum ışığında ve üşüyerek yazıyorum. Açım ve üşüyorum. En çok da içim üşüyor annem. Kızmayın bana ne olur, anlamaya çalışın. Keşke sizin öğrettiğiniz her şey aynı kalsaydı, dünya bu kadar boktan bir hale gelmeseydi, insanlar bu kadar kötü olmasaydı, ya da ben sandığınız kadar güçlü olabilseydim. Affedin beni, sizi hep sevdim, çok sevdim. İyi ki benim annemsin. İyi ki benim babamsın. Affedin beni. Boş bir kâğıt daha aldı. “Yalnızlığını derinleştirdiğim için sen de affet beni Hayriye Sultan” yazdı. Masanın üzerine yan yana dizdiği ilaçları teker teker içti, makyajını sildi, temiz çamaşırlar giyidi, mumu üfledi, yatağına uzandı. Bastonun sesi kulaklarında uyumaya çalıştı, uyuyup, uyanamayacaktı. Ses gittikçe arttı. Hiçbir zaman, bu saatte bastonunu vurmazdı Hayriye, bu kadar ısrarla asla vurmazdı. Bir şey oluyor, ölüyor, Hayriye Sultan ölüyor, diye fırladı yatağından, koşarak yukarı çıktı, kapısı aralıktı, her zamanki koltuğunda sapasağlam oturan yaşlı kadına hayretle baktı, “Kekim bitti,” dedi Hayriye. “Acıktım, şurada masanın üzerinde tuzlu su var, iç onu, mideni bulandıracak ve kusacaksın, sonra da kek yap bana, tarçınlı kek.”
YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Tıbbın Askeri Deyimlerle İstilasıFaik Çelik
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Adrien Rivierre

26 Ocak 2025

Makine Çevirisinin Bilişsel Kapasitemi..

Yeni bir dil öğrenmenin beynimizi doğrudan etkilediği uzun süredir bilinen bir gerçek ama bu etkinin boyutu hâlâ tartışma konusu. Makine çevirisi, yapay zekâ teknolojisindeki hızlı gelişmeler sayesinde kısa süre içinde hayatlarımıza ..

Devamı..

Antalya’nın En Büyüleyici Antik Kentleri

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024