Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

29 Eylül 2022

Söyleşi

Murad Uçaner: "Bu topraklarda yaşayan insanların geçmişiyle yüzleşmesi gerekiyor."

Kadir Işık

Paylaş

2

0


"Geçmişimizi silmek, yapay bir geçmiş yaratmak isteyen zihniyetin karşısında direnebilecek iradeye sahip olmalıyız. İktidarlar değişse bile değişmeyen bir zihniyet var elimizde. Bu köhne zihniyete karşı küçük de olsa direnen bir kitlenin olması geleceğe daha iyimser bakmamızı sağlıyor."

Murad Uçaner’in Hafızasını Kaybeden Kent Anteb kitabı Dipnot Yayınları tarafından yayımlandı. Uçaner’in yoğun araştırmalar sonucu ortaya çıkardığı metin, bir kentin geçmişine, silinen tarihine, yok sayılan halkına, karanlık yanlarına bir yolculuk niteliğinde. Tarihin gizlendiğini, topluma yön verildiğini, ayrıca insanın hayatta kalma mücadelesinin masalsı bir anlatıma büründüğünü Uçaner’in kaleminden okuyoruz.

Uçaner kent hakkında yaptığı araştırmaların peşi sıra Ermenice öğrenmiş, eski Ermeni kitapların peşinde birçok ülkeye gitmiş, Anteblilerin hiç Antebi görmeyen torunlarıyla, onların çocuklarıyla konuşmuş, Anteb hakkında makaleler yazmış, Ermeniceden çeviriler yapmış, arşivleri taramış, sonunda elde ettiği bilgiyi edebi bir dille okura aktarmış bir yazar. Savaşın, göçün, sürgünün, katliamın, mübadelenin, kıtlığın, vebanın, tifüsün, açlığın ve çaresizliğin insanda yarattığı yıkımı, kentin günümüzde ayakta kalan mekanları üzerinden anlatılıyor.

Murad Uçaner’le yıllar önce, kafeye dönüştürülen, çoğu yeri yıkık dökük, metruk bir Ermeni evinin bahçesinde tanıştım. Onunla sohbet ettikçe, onu tanıdıkça Gaziantep’in geçmişten günümüze tarihine hakim bir bilgeyle sohbet ettiğimi anladım. Kitabı okuyunca da çocukluğumun geçtiği şehir hakkında az şey bildiğimi fark ettim.

Murad Uçaner’le Hafızasını Kaybeden Kent Anteb üzerine konuştuk.

Kadir Işık: Kitabın büyük bir araştırma sonucu ortaya çıktığı henüz ilk bölümlerde fark ediliyor. Anteb’i yazma fikri nasıl ortaya çıktı, bize bu süreçten söz eder misiniz?

Murad Uçaner: Yirmi sene öncesine kadar Anteb'in geçmişiyle ilgili bildiklerim resmi tarih anlatısıyla sınırlıydı. Anteb’te Müslümanlardan başka hiç bir halkın yaşamadığına inandırılmıştım. Fakat, bir şekilde elime geçen bir fotoğraf sayesinde aklıma bazı sorular takıldı. Ben de cevapların peşine düştüm. 2006 yılında Anteb tarihini araştırmaya başladım. İlk zamanlar sadece Türkçe kaynaklardan yararlandım. Yerel araştırmacıların 1950'lerde yazdıklarında bir zamanlar Ermenilerin Anteb’te yaşadığını öğrendim. Sonra İngilizce kaynakları araştırdım. Aklımdaki sorular azalacağına daha da arttı, onları daha iyi tanıyabilmenin yolunun Ermenice öğrenmekten geçtiğine karar verdim ve öğrendim. Okuduğum Türkçe, İngilizce ve Ermenice kaynaklara ilaveten dostlarımın yardımıyla Osmanlıca kaynaklarla birlikte Anteb hakkında kafamda oluşan resim netleşti. Geriye kalan oturup yazmaktı, ben de yazdım.

KI: Bir şehrin geçmişi hakkında yazarken taşı konuşturmak, mekanı kişiselleştirmek, caddeleri dillendirmek oldukça zor bir anlatım. Klasik tarih yazımı dışında oluşan bu anlatım biçimi nasıl ortaya çıktı?

MU: Bir proje kapsamında bazı mekanların, eski ve günümüzdeki fotoğraflarını kullanarak değişimi dönüşümü gözler önüne seren bir sergisi açmayı düşündük. Mekanlarda meydana gelen dönüşümleri birer paragrafla anlatmayı tasarlamıştık. Fakat pandemi nedeniyle projemizi revize etmek zorunda kaldık. Sergi kısmını iptal ettik, aynı fotoğrafları kullanarak kitap çıkarmaya karar verdik. Farklı şeyler yapmak istiyordum. Dili farklı olmalıydı ve okurun ilgisini canlı tutacak bir anlatım seçmeliydim. Herkes tarih kitabı okumaz ama kurmaca metinleri daha çok okunur, üstelik gerçeğe dayalı kurmaca metin daha çok ilgi çeker, ben de geçmişe tanıklık eden mekanların ağzından geçmişten günümüze kentin tarihçesini yazdım. Alışıla gelmiş tarih yazımının dışına çıkarak mekanların yaşam öykülerini onların ağzından anlattım.

KI: Birkaç yıl önce Gaziantep’le ilgili yazdığım gezi yazısında, “geçmişle bağları koparılmaya çalışılan acılı bir şehir,” demiştim. Yazdığınız kitap bu konuda geçmişle bağ kuran önemli bir kaynak. Günümüzde bilgiye ulaşmak bu kadar kolayken kopan bu bağı onarmak mümkün mü?

MU: Kişi hatırlanmasını istemediği hatıraların bir bölümünü neden yadsır ki. O hatıralarda bir utanç, bir suç gizlenmiş olabilir mi? Anteb özeline gelecek olursak, yüzlerce yıl bu topraklarda yaşananların inkar edilmesinin nedenlerine cevaplar aradığımızda kopan bağı onarma olanağımız elbette var. Bu olanağa ulaşmanın yolu resmi tarih anlatısı dışında okumalar yapmaktan ve bir zamanlar bu topraklarda yaşayan insanların uzaklardaki akrabalarını dinlemekten geçiyor.

KI: Hafızası silinen ya da silinmeye çalışılan tek şehir Gaziantep değil, yüzlerce yıldır halkların hafızası siliniyor, dilleri yok sayılıyor, şehir, mekan, köy ve kasaba isimleri değiştiriliyor. Bu durum toplumu nasıl etkiliyor?

MU: İnsana yapılan en büyük kötülük eskiye ait ne varsa yok etmek, böylece sağlıklı bir gelecek oluşturulamıyor ve toplum bir kısır döngüye hapsoluyor. Bu noktada tarih tekerrür ediyor. Bu topraklarda yüz, yüz elli yıldır sadece toplumun hafızası silinmeye çalışılmıyor. Bir de üstüne üstük yönetici zihniyet kendi meşrebince bir hafıza inşa ediyor. Geçmiş yok sayılıyor, böyle olunca halkı yönetmek daha kolay. Çünkü geçmişten ders çıkarılması engelleniyor. Yönetici elitin bir nebze de olsa bu konuda başarılı olduğunu söyleyebilirim ama sonuçta güneş balçıkla sıvanmıyor, birileri çıkıyor ve kral çıplak, diyor.

KI: Ermeniler arasındaki mezhep çatışmaları okullaşma sayısını arttırıyor. Hatta ilk kız okulunun Anteb’de açıldığını okudum. Her Ermeni o dönem iki soruna sahip, biri kendi aralarında oluşan mezhep çatışmaları, biri de farklı dinlerle yaşadıkları sorunlar. Bu sorunları o dönem nasıl aşıyorlardı?

MU: Ermeni dendiğinde homojen bir toplum olduğu zannediliyor. Onlar da diğer uluslar gibi, din, mezhep, dünya görüşü, politik anlayış, zengin-yoksul, eğitimli-cahil gibi farklı gruplardan oluşan bir ulus olduğu gerçeği çoğu zaman göz ardı ediliyor. Anteb özelinde o sorunları aştıklarını söylemek iyimserlik olur. Anteb'de eğitim kurumlarının bu kadar çok olmasının nedenlerinden biri mezhepler arasında, özellikle Protestanlar ve Apostolikler arasındaki rekabetten kaynaklanmıştır. Müslümanlarla olan sorun aşılmış olsaydı bugün kentte hâlâ yaşıyor olurlardı. 

KI:Apostolik Ermeni Kilisesinin cezaevi olarak kullanıldığı bir dönem var, kilise şu an camii. Orada ibadet edenler oranın bir zamanlar kilise olduğunu biliyor mu, hiç o caminin cemaatiyle konuşma fırsatınız oldu mu, eskiye dair bilgi sahibiler mi ya da geçmiş hakkında ne düşüyorlar?

MU: Anteb'te kiliseye yakın bir yerde yaşıyorum ve araştırmalarım sırasında orada ibadet eden mahalle sakinleriyle, cami cemaatiyle ve hatta imam ve müezzinle sohbet etme imkanım oldu. Neredeyse tamamı yapının bir zamanlar kilise olarak kullanıldığını biliyor. Ama ne yazık ki kilise cemaatine ne olduğu konusunda yeterli bilgiye sahip değiller. Bazıları buradan gitmişler veya düşmanla işbirliği yaptıkları için bu kenti terk etmişler cevabını veriyor.

KI: Goethe diyor ki, “Üç bin yıllık geçmişinin hesabını yapamayan insan günübirlik yaşayan insandır." Yüz-yüz elli yıllık zaman diliminden uzak, habersiz, bilgisiz yaşamanın bize, kente kaybettirdikleri neler?

MU: Sadece yüz-yüz elli yıllık zaman diliminden değil, Anteb’in var oluşundan cumhuriyet dönemine kadar olan geçmişini yadsıyarak yapay bir geçmiş yaratılmaya çalışıldı ve bu konuda son dönemlerde yoğun çaba harcandığını görüyoruz. Resmi ideolojinin kente kaybettirdikleri saymakla bitmez, her şeyden önce kent kendini kuran evlatlarını kaybetti, yüzlerce yıllık deneyimini, elini, beynini, üretim gücünün bir bölümünü kaybetti. Ne kazandırdığına gelince kocaman bir hiç. 

KI: Kitabı okurken bir şehrin zaman içinde nasıl yozlaştığını gördüm, acı hissettim, bu acı sadece Ermenilerin değil, kapı komşusu Türklerin, Kürtlerin, Yahudilerin ve geçmişte Anteb’de yaşayan halkların ortak acısı. Sonuçta kalanlar mutlu mu?

MU: Ermeniler Anteb'ten kovulduktan sonra adeta bayram eden halk gerçeği ancak zanaatkarlara ihtiyacı olduğunda anlayabildi. Halk bir şey kazanmadı, fakat bir elin parmakları kadar mütegallibe kovdurduklarının bağlarına bahçelerine, evlerine hanlarına el koyarak göreceli olarak kazançlı çıktıklarını zannetseler bile köklü bir kültürü kaybettiler.

KI: Yıllar önce Beyrut’un Burc Hammud Ermeni mahallesine yolum düştü. Orada küçük bir Anadolu’yla en çok Antep’le karşılaştım. Kendimi Suburcu Caddesinde, Arasa’da, dışarıya tezgah açmış dükkanların arasında, Anteb’de hissettim. Çoğunun kökenleri Anteb’e dayanıyor, büyük babaları Antebli, Türkçeyi Anteb şivesiyle, tane tane konuşuyorlar. Başka hangi ülkede Antebli Ermeniler, Yahudiler yaşıyor, nerede o insanlar?

MU: Büyük kırımdan sonra hayatta kalabilenler nar taneleri gibi dünyanın dört bir yanına dağıldı. Hayata tutunmak zorundaydılar. Uzaklarda yeni yaşamlar kurdular. Bugün Anteb Ermenisi Ortadoğu’da, Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde, Güney Amerika'da, Kuzey Amerika'da, hatta Avustralya'da kendilerini önce Ermeni sonra Antebli olarak nitelendirerek memleket hasretiyle yaşıyorlar. Yahudilere gelince, büyük çoğunluğu İsrail'de yaşıyor.     

KI: Ermeni ustaların elinden çıkmış Bey Mahallesi’nin dar sokaklarında gezerken her köşe başında demir heykellerle karşılaştım. Sokakların kirlendiği, üstüne üstlük demir yığınıyla paslandığını düşündüm. Bir şeyler yapmak adına bir şeyleri yıkmak, aslını yok etmek üzerine çalışan bir yönetimden, iktidardan şehri, sokakları nasıl koruyabiliriz?

MU: Yerel yönetimin sanat adına yaptırdığı demirden heykeller bölgeyi hafızasızlaştırmaya, kalan izleri yok etmeye yönelik bir çalışmadan ileriye gitmiyor. Estetikten ve bölgenin tarihsel dokusunu yansıtmaktan uzak materyallerin pervasızca sokaklara yerleştirmesine karar veren zihniyete karşı halkın daha duyarlı olması gerektiğine inanıyorum. Bu topraklarda yaşayan insanların geçmişiyle yüzleşmesi gerekiyor. Parayla siyasetin arasına sıkışan bir kentte sanata daha geniş bir alan açmalıyız. Geçmişimizi silmek, yapay bir geçmiş yaratmak isteyen zihniyetin karşısında direnebilecek iradeye sahip olmalıyız. İktidarlar değişse bile değişmeyen bir zihniyet var elimizde. Bu köhne zihniyete karşı küçük de olsa direnen bir kitlenin olması geleceğe daha iyimser bakmamızı sağlıyor. Gerçekler gün yüzüne çıktıkça yeni neslin kültürel mirasa sahip çıkacağına inanıyorum.     

KI: Kitabı okurken Ermenilerin geride kalan malını mülkünü sahiplenen birçok kişinin şimdi Anteb’in zengin aileleri arasında olduğunu sezdim. Kitapta bu konuda ip uçları veriyorsun ama isim vermiyorsun, onu da siz araştırın diyorsun. Peki onlar, onların çocukları şu an sahip olduğu zenginliğin nereden geldiğini biliyorlar mı? Gaziantep’te şu an yaşayan Antebli Ermeni var mı?

MU: Bilmez olurlar mı? Tabii ki biliyorlar. Ermeniler I. Dünya Savaşı öncesi Anteb nüfusun yüzde otuzunu oluşturuyordu. 1923 yılına geldiğimizde yaklaşık otuz beş bin Ermeniden sadece sekiz-on kişi kalmıştı. 1936 yılında son Ermeninin de Halep'e gitmesiyle Anteb Ermenisizleşti.

KI: “Bir de senden dileğim, oğlum, o kasabaya gidersen, o Ermenilerden kalma evleri, tarlaları kabul etme. Sahibi kaçmış yuvada, öteki kuş barınamaz. Yuva bozanın yuvası olmaz. Zulüm tarlasında zulüm biter.” diyor Yaşar Kemal, sence o yuvaları bozan, o yuvalara yerleşenler huzurlu, mutlu bir hayat sürüyorlar mı?

MU: Onların mutlu, huzurlu yaşayıp yaşamadıklarını bilemem. Fakat, biz de ağlayanın malı gülene hayr etmez derler. Ermeni mallarına konanların büyük çoğunluğunun mirasyedi gibi yaşadığını birçok kişi biliyor elbette. Nazaretyan ailesinin neredeyse bütün malına el koyan birinin başına neler geldiğini kitapta Kara Nazır Hanı anlatıyor.  

KI: Çocukluğumun bir bölümü Şehreküstü’de geçti. Atıl durumdaki evleri hatırlıyorum, hiçbir zaman o evlerin Ermenilere ait olduğu aklıma gelmedi. Yeni jenerasyon bu bilgiye sahip mi? Bir zamanlar bu şehrin azımsanmayacak sayıda Ermeni nüfusuna sahip olduğunu, belki geçmişe dönük bir araştırmaya girişse kökenlerinin Ermenilere dayandığını biliyor mu, sonuçta basında buna benzer haberler zaman zaman okuyoruz.

MU: Genç nesil daha şanslı. Çünkü onlar bizim gibi sadece resmi tarih söylemiyle, Türk'ün Türk'e propagandasıyla beslenmiyorlar. Farklı bakış açılarıyla yazılan eserleri okudukça geçmişlerine dair sorular sorup cevaplarını araştırıyorlar. Son sekiz-on senedir her türlü siyasi görüşten gençler arasında, aslında benim anneannem veya büyükannem Ermeniymiş demeye ve Ermenilere karşı düşmanca yaklaşımı terk etmeye başladı. Dün gizlenen aile hikayeleri bugün anlatılıyor.

KI: Gaziantep için genelde, paranın ve siyasetin arasına sıkışmış bir şehir denildiğini çok duydum. Daha sonra bunu kendi gözlemlerimle, kültürle, sanatla, kitapla olan ilişkileri üzerinden değerlendirdim. Parayla siyasetin arasına sıkışmış bir kentte kültür sanat kendine yaşam alanı bulabiliyor mu?

MU: Antebli siyasi ortamı çok iyi gözlemler ve iktidara yakın durur. Yıllardır büyük oy oranıyla Chp’nin elinde olan belediye bir anda gene büyük oy oranıyla Akp’li belediyenin eline geçti. Geçişler ideolojik değil, tamamen pragmatist. Fakat, Osmanlının son, cumhuriyetin ilk döneminde bu kentte sanata ve kültüre büyük önem verildiğini arşiv kayıtlarında görüyoruz. Kültürel alanda yozlaşma ve sanattan uzaklaşma son 40-45 senenin ürünü. Tüm olumsuzluklara rağmen eskisi kadar olmasa da sanatsal çalışmalarda gözle görülür bir gelişmenin olduğunu söyleyebilirim.  

KI: Gaziantep yıllardır doğudan, son yıllarda da Suriye’den aldığı göçle gerek basında, gerek sosyal medyadan adından söz ettiren şehirlerden. Göçün Gaziantep kültürü üzerine etkisini nasıl görüyorsun?

MU: Göçmenler gelişimini tamamlamış toplumlara kültürel zenginlik katar. Anteb'e gelmek zorunda kalan Suriyelilerin kente bir şeyler kattığını, hem de düşmanlık yaratmaya çalışanlara rağmen bunu başardıklarını görebiliyorum.

 

Murad Uçaner, Hafızasını Kaybeden Kent Anteb, Dipnot Yayınları, 296 sayfa

 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Bunlar 3,5 yıl boyunca günde 10 saat ç..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Ayzer Bilgiç

20 Şubat 2026

Bir Ölümsüzlük Meselesi

Yazarların özel hayatlarıyla pek ilgilenmem. Onları yazdıklarıyla tanımak, bilmek, yazım tekniklerini anlamaya çalışmak daha fazla ilgimi çekiyor.Georgi Gospodinov’u başucu yazarım ilan ettim. Şu aralar onun yazdıkları bana çok iyi geliyor. İlk olarak yaklaşık üç yıl önce Zama..

Devamı..

Minimal Takı Sevenlere Özel Hediye Fik..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024