Neden Olmasın!
21 Şubat 2019 Edebiyat

Neden Olmasın!


Twitter'da Paylaş
0

Saramago bunu okumayacağı için şanslıyım, onu taklit ettiğimi söyleyip aslında becerememiş olduğumu görmediği için.

Evdeydim. Yapacak bir sürü şey vardı, ben kitap okumayı seçmiştim. Bu seçimime eşlik eden kitap, Saramago’nun, Ressamın Günlüğü.

Saramago’nun kitabını birkaç gün yanımda her tarafa götürdüm. Hatta bir gün Karaköy’de bir kafede unuttum. Eve gittiğimde çantamda olmadığını gördüm. O gün almak için tekrar dışarı çıkmadım. Karaköy evime uzak olduğu için değil. Kaybolmasını istedim. Okurken çok sıkılmıştım. Kaybolursa devam etmezdim. Ama biliyordum, öbür gün kafeye gidip kitabı soracaktım. Görmedik, burada değil, demelerini isterdim. Böylece ondan hem kurtulmuş hem de suçsuz olacaktım. Her zaman bir yerlerde bir şeyleri unuturuz. Arkamızda kalanları, yani unuttuklarımızı tekrar soruyorsak, dönüp aynı yere bakıyorsak, gerekli özeni göstermiş olduğumuzu düşünüp rahatlarız. Hadi bakmayın öyle, yaparız bunu ve rahatlarız da.

Kitap kafedeydi. Hem onun kadar sıkıcı bir kitabı kim okumak isteyebilir ki? Yani benden başka. Ben de sıkılmaktan keyif alan biriyim. Doğru okudunuz, sıkılmaktan keyif alıyorum. Bazı şeyleri sırf sıkılmak için yaparım, sıkıcı kitaplar dışında başka şeyler de yaparım. Mesela aldatılan eşleri, yemek tarifi ve makyajın püf noktalarını uzata uzata anlatan fönlü kadınları, maç yorumu yapan çoğunlukla göbekli erkekleri, şiir okuyarak konuşmaya başlayan altmış sekiz kuşağı delikanlılarını da sıkılmak için dinlerim. Alıngan olan bazı okurlar bana kızabilir. Bazen de kızmanızı istediğim için yazarım. Daha başka sıkıcı olan şeyler de yaparım. Bir şarkıyı defalarca dinlerim. Şu an bu yazıyı yazarken telefonumdan bir şarkı açtım. Sesini de açtım hem de dikkatimi dağıtacak, yan taraftaki dairede oturan komşularımı rahatsız edecek kadar. Bütün gece bağıra bağıra konuştular, bir de bir kumru var, penceremin önündeki mermere konuyor ve sürekli oralara pisliyor, ona da git diyemiyorum, bilmiyorum, bazen aşırı duygusal oluyorum.

Sanırım yaşlanıyorum, yaşlıların daha duygusal olduğunu da nerden çıkardım, kesin böyle olduğunu okumuşumdur çünkü şu aralar karşılaştığım yaşlılar agresif, bazen onlardan bazılarını izliyorum, ekranda bağırıyorlar, bazen de bazılarını şehiriçi araçlarda görüyorum, genelde amaçsızca tıklım tıklım olan araçlarda seyahat ediyorlar ve eğer yerimi vermezsem bağırabiliyorlar, daha sevecen ve saygılı bir kız olmam gerekiyor, sanki bütün oğlanlar öyleymiş gibi, toplumun ille de kızlardan bunu bekliyor olmasından rahatsızım, ama bunun şimdi sırası mıydı, ben aslında Saramago’nun kitabını anlatacaktım ve eleştirecektim de. Sonunda bir noktaya ulaştım. Yani nokta koymaya uygun olduğuna karar verdiğim bir durağa, Saramago’nun noktasız anlatımını eleştirmek istiyorum, bunu çok beğeniyorum ve kuralsız görülen bu seçimi taklit etmek istiyorum, taklidin ille de aynısı olması gerektiğini düşünmüyorsunuzdur, sanmam, siz de daha çok benim gibi arayışı umursuyorsunuzdur, sizin yerinize de karar verdiğim için kızmıyorsunuzdur, bazen çekiniyorum ama yazmaya başladım ya, artık kelimeleri tutamıyorum, o yüzden siz benim bu kontrolsüz halimi seversiniz , umuyorum, çünkü bir yerde yazmak kurallarla cebelleşmektir, eğer şu an kendime müdahale edersem hem kitabı da pek anlamamış olurum.

saramagoPaula Marques

Bir noktaya daha ulaştım. Aslında Saramago’nun tek bir kitabını anlatmıyorum, sadece birinin adını verip aslında öbürlerini taklit etmeye çalışıyorum, birebir aynı olmayabilir, her yiğidin yoğurt yiyişi farklıdır, ondan, bu çok alakasız bir cümle oldu. Çünkü yiğitlik umrumda olan bir şey değil. Saramago’nun yazdıklarının aynısı olmayacak, benzemeyecek yazdıklarım, çünkü o yiğitlikleri umursuyor, solcu biri, bunu her yazdığı şeye de yansıtıyor, galiba ben hiçbir şey değilim. Birkaç evrensel değeri umursuyorum, onlara da uyabildiğim konusunda endişelerim var. Neden? Çünkü bir şeyleri yaparken özgür değilim ya da yeterince değilim, etrafta olanlar ve özellikle insanlar engel oluyorlar, bazen bile bile bazen de bilmeyerek ama eğer bir yazar olsaydım, Saramago’yu taklit ederdim. Başka yazarları da taklit ederdim. Öyle başlardım yazmaya, Orhan Pamuk'u, onu da taklit ederdim. Dünyanın eski duygularını yeni bir anlatımla dile getiren başka yazarları da. Geriye dönüp yazdıklarımı okursam bunu yapmayacağım çünkü muhtemelen daldan dala atlamış olduğumu görüp panikleyeceğim ve sonra da düzeltmeye çalışabilirim, bu olsun istemiyorum. Tıpkı Saramago gibi daldan dala atlamak istiyorum. Cinsellik, sanat, siyaset, aşk ve yoksulluk... O bunların hepsini işlemişti. Kitap bir ressamın gündeliğiyle başlıyordu, sonrasında da bütün aralıklara yazmayı isteyen birinin yaşadığı tedirginlikler serpilmişti. O kitap bir ilk kitaptı. Çoğu zaman aradaki bağlantıları zayıf buldum. Ama bu belki de benim zayıflığımdır deyip okumaya devam ettim. Hatırlarsınız daha önce de söyledim, eğer onu kaybetmiş olsaydım, bütün bu detayları anlatmam gerekmeyecekti. Her neyse. Uzatmak için uğraşıyor gibiyim, yeni hatırladım, aşkı anlattığı sayfaları çok beğenmiştim, alıntı yapmak istiyorum, ama kitap biraz önce sehpanın üstünden yere düştü, ben de ayaklarımı sehpanın üstüne uzatmışım, bir koltukta oturuyorum, rahatsız olacak kimse de yok, kitabı yerden alarak kendi rahatımı da bozmak istemiyorum. Aşk daima güzeldir, benzetmelere ve süslemeye girişmeden sadece o üç harfi bir araya getirip yazdığımızda da insanı etkiler, buna inanıyorum ya da inanmak istiyorum, ne fark eder ki?

Kitap bittiği için mutluydum. Daha önce de demiştim, evdeydim yapacak çok şey vardı ama ben kitap okudum, yetmezmiş gibi sonra da yani şimdi de hakkında yazıyorum. Eleştireceğimi söyledim, umarım bunu yapmışımdır ve Saramago bunu okumayacağı için şanslıyım, onu taklit ettiğimi söyleyip aslında becerememiş olduğumu görmediği için.

Aslında başka şeyler de söylemek istiyorum. Kısa yazılarda tam olarak ne demek istediğimi iyi ifade edemediğimi düşünüyorum, daha uzunlarını da yazsam okur musunuz, bunu da merak ediyorum. Okumanız için yazıyorum, başkaları gibi bu umrumda değil demeyeceğim. Ama bir küçük detay var, kendi okumak istediklerimi yazıyorum ve bunun için başkalarının yazmış olduklarını önüme alıyorum, yani kitapları okuyorum, bu çok zaman alan bir uğraş, neredeyse başka her şeyi ihmal etmeyi göze alacak kadar yoldan çıkmış olmak gerekiyor. Öğreniyorum yoldan çıkmayı. Şöyle demek istedim. Okur olmanın çok ciddi bir şey olduğunu keşfediyorum. Okuduklarıma dair yazmayı da onların tıpkısını yazacağımı söyleyip söyleyip, uzata uzata, kendimde olanları yazarak yapıyorum.

Bakıyorum, şimdi ve sonra da bir şeye benzemiyor oluşları ve belki de “yanlış” olan durumlarından, bir şey çıkar diye. Bilmiyorum. Saramago’nun yazdıklarını okudum ve okuduğum başka şeylere göre yanlış yazmıştı. Yazım şekli, akışı, tekrarlar... Sonra dedim ki neden olmasın belki bir gün ben de kendimi kendim gibi kabul ettiririm.

Bence kitaplar insanı değiştirmeli. Çünkü okumak için zaman ayırmaktan daha önemli olanın okuduğuna inanmak olduğunu hissediyorum. Okuduklarıma inanıyorum. Bu arada “biliyorum”, yazdığım her şeyi “hissediyorum” olarak okuyabilirsiniz. Aynı şekilde “bilmiyorum”, yazdığım şeyleri de “hissetmiyorum” diye okuyabilirsiniz. Hisli bir yazar olmak istiyorum, tıpkı eski yazarlar gibi.

Yukarıdaki desen: Rui Zilhão


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR