Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

1 Ocak 2017

Öykü

Özge Baykan • Sifon

Özge Baykan

Paylaş

22

0


Yanıma oturmak zorunda mıydı. Köfteci. Kokmuş. Koku geldi, ellerime kadar sindi. Oysa demir kol da yeter yapış yapış kokular için. Terli demir kokusu. “Buyrun, hoş geldiniz.” Ayakkabıları çıkarıyorum ya, çoraplar delik değildir inşallah. Hiç düşünmezsin böyle şeyleri. Niye çıktık ki evden. Ziyaret. Şık giyindi, çoraplara dikkat edilmemiş. Bir delik olmaya görsün. İki ay gider arkasından laf. Bir daha çoraplara dikkat edilecek. “Gece de buradasınız, değil mi? Hayatta bırakmayız.” Ölmek mi lazım. Karısına baktı. “Bilmem ki. Kalır mıyız?” Pijama yok. “Pijama yok,” der gibi nasıl bakılır? Karısıyla yıllardır geliştirdikleri işaretler vardı. Evet, hayır, beğenmedimkalkgidelim. Pijamayok’u atlamışlar ikisi de. “Kalın, kalın. Bu saatten sonra nasıl gidersiniz otobüsle?” Al işte. Nasıl da sokuştururlar. Olabilir, arabamız yok. Suç mu? Taksi geçmez sanki. Kendini zor tuttu. “Taksi de yoktur bu saatte burada.” Kıvırmaya çalışıyor. “Doğru canım. Nazlanmayın işte,” hadi. Hadi bakalım, hadi olsun. Başka çaremiz yok bu saatten sonra. Bir saattir çöreklendiği koltuktan kalkamıyor. Elleri demir kokuyor. Hemen anlamışlardır. Karısına da demişti, girmeden önce bir elimizi yıkayalım. Birden bir sıkıntı kapladı içini. Demirli ellerle deminki çikolatayı da yedi. Bütün mikrop midesinde geziniyordur şimdi. Böyle böyle çıkıyor bütün o koleralar. “Bilek güreşine ne dersin ağbi?” Hayatta olmaz. Bir punduna getirip banyoya kaçmalı. “Olur tabii. Ama izin verin bir lavaboya...” Lavabo. Tuvalet deyince ayıp olacak sanki. Kibarlığımız üstümüzde bu gece. Banyoyu yeni yaptırmışlar. Geçen yıl böyle değildi. Fayansları bile kırdırmışlar. Bembeyaz olmuş her yer. Tuvalet takımımız da pek peluş. “Kıskanma,” dedi kendi kendine. İshal olmuş. Nerden çıktı birdenbire? Gece gece yedirirlerse onca şeyi... ‘Üstünüze afiyet, midem biraz limoni.’ Ne limonisi? O mideye denmez. Mide ekşimesini daha edebi bir dille söyleyemezsin. Hem bu daha başka bir durum. Tuvalet kâğıdını yırtarken simetriyi sağlayabilmek için altı kez uğraştı. İnce kâğıt, kat kat elinde kalıyor. Neyse çıkıyoruz; bu azap da bitti. Havluya tekrar baktı. Leke. Yoktu o orada demin. Ben yapmışımdır kesin, eyvah. Lekeye yakından baktı. Bembeyaz havlunun ortasında kahverengi bir leke. Havluyu ters çevirdi; amblemi var. Çevirse anlaşılır. Bıraktı. Ne halin varsa gör. “Nerde kaldın azizim.” Şimdi biraz daha rahat etti. Elleri demirli filan da değil artık. Ama midesinden sesler geliyor. Numaradan yenildi. Numaradan yenildiğini kendine kabul ettirdi. Bundan da kurtulduk. Bir sene daha güreş yok. “Pastalar da geldi.” “Yardım etseydik biz de.” Şimdi kesin, “Etseydiniz ya,” diyorlardır. Ama misafirliğe gelinmiş, o kadarcık oturma hakkı da çok görülmesin artık. “Hem de çikolatalı.” Şimdi de ‘Siz seviyorsunuz diye’ kısmı gelecek. “Siz seversiniz diye özel yaptım.” Bir yılda fiilin kipi değişmiş. “Eline sağlık.” “Afiyet olsun.” Bu mideyle nasıl? Karısı: “Ne kıpırdanıyorsun öyle deminden beri?” diye sordu. “Midem bozulmuş.” İnleme halinde bir ‘eyvah’ çıktı. “Hapı yuttuk şimdi. Aman tut kendini biraz, belli etme.” “Ben ne yapıyorum sanki.” Sinirlendi. O sırada ayağının altında yapışkan bir şişkinlik hissetti. Yavaşça eğilip baktı. Pasta. “Oh, üstüne de basmışım.” Halıya yedirmiş. Bembeyaz halının üstünde kahverengi leke. Karısına eğildi. “Pasta lekesi çıkar mı, bir baksana.” Karısı lekeyi gördü. Önce konusuna giren bir soruyla karşılaştığına sevinir gibi oldu. Ama lekenin büyüklüğü karşısında kapıldığı telaşla bunu hemen unuttu. “Eyvah. Ne yapacağız şimdi? Kaldır çorabını.” Beyaz çorap olduğu gibi pasta. “Doğru düzgün yemesini bile bilmiyorsun.” “Sus artık. Ne yapalım olmuş olan.” ‘Olmuş olan’ olur mu hiç? Bir yandan da ev sahiplerinin salona gireceği ânı kolluyor. “Dökmen yetmiyor, bir de üstüne basıyorsun.” “Bilerek yapmadık ya.” “Orasını bilmem artık.” Sinirlendi. Koltuğun yanındaki sehpayı yavaş yavaş öne çekti. O sırada ikisi birden salona girdi. Birinde albümler, öbüründe çay tepsisi. “Bu kış İsviçre’de çektirdiğimiz fotoğrafları göstereyim dedim.” Göster bakalım. Biz nelerle uğraşıyoruz. Pasta, sehpa, çorap. Bir de azar işitti demin karısından. Yemesini bilmemek. On yıldır evliyiz, bir kere bir şey döktüm mü? Hiç. İnsafsızlar. Sehpayı, bir bacağı lekeyi kapatıncaya kadar öne çekti. Karısı fark etti. “Ne yapıyorsun?” “Sus, karışma.”   “Pijama mı? Derdiniz bu olsun. Ondan bol ne var?” Derdimiz bu, tam üstüne bastın. “Görüşmeyeli kilo almışsın,” demeyi unuttunuz demin. Ben anımsatıvereyim. Ya küçük gelirse. Göbeği çıkmış. “Ben kendi pantolonumla yatayım” mı diyecek. Sizinki küçük gelir şimdi bana. “Ne olacak canım, sonra nasılsa hepsi makinede yıkanıyor.” Yani bu kadar kolaydı aşağılamak. Düğmeyi çevirin, aşağılama derecesine getirin. Siz bir kere giydikten sonra nasılsa çöpe atılıyor, deseydi. Karım nasıl çekiyor ter kokumu yıllardır? Yorganları, çarşafları, yastık kılıflarını da yıkayın. Hatta yastığı da atın, yenisini alın. Midesinden gelen sesler kesilmiyor. “Nerden başıma geldi bu. Bir de sucuk yedik sabah. Bilmiyorsun sanki akşam olacakları.” “Ne mırıldanıyorsun gene?” “Yok bir şey. Midem diyorum.” “Sabah yemeseydin o sucuğu.” Bilmiş gibi. Şimdi nasıl anlatırsın. Ben de farkındayım. Tek akıllı sen misin bu dünyada. “Pişirmeseydin o zaman.” “Kendin istedin. ‘Pişir,’ dedin.” Karısına sinirli sinirli baktı. “İyi geceler, iyi uykular.” “Size de. Çok güzel bir geceydi. Tekrar teşekkürler.” Işıklar söndü ama uyuyamıyor. Dön dön. “Ne kıpırdanıyorsun gene?” “Midem, diyorum ya. Şimdi tuvalete gitsem bütün ev ayağa kalkacak.” “Aman kalkarsa kalksın. Kendileri ısrar etti.” Bu sefer şaşırdı. Beklenmeyen yanıtlar verdiğine göre karısı da bezmiş. Savın başınızdan bakalım. Yavaşça banyonun kapısını araladı. Kapı gıcırdadı. Al işte. Evi baştan aşağı onar, yağlamayı ihmal et. Bir misafir de gece yarısı tuvalete kalkamayacaksa bunca boya badananın ne anlamı var? Aklına çorabı geldi. Ya pastalı çorap çarşafa değdiyse? Çarşaf da pasta olmuştur şimdi. Ayağını kaldırıp baktı. “Leke kurumuş. İyi bari.” Çıkarken havluya baktı. Leke yok. Sonradan fark etti ki başka havlu. Kaşla göz arasında değiştirmişler. Bak bak. Demek izleniyoruz. Aklına sehpa geldi. Ne saçma şey yaptın oğlum? Sanki anlaşılmayacak. Küçük çocukları yok, bir şeyleri yok. Bu çikolatalı pastayı sevme huyu da bizim aileye özgü. Hay bir kere demez olaydık seviyoruz diye. Kibarlığından dersin, ciddiye alırlar. Lekeyi kimin yaptığı hemen anlaşılır şimdi. Unuttuğu sıkıntı tekrar baş gösterdi. Yatağa yattıktan hemen sonra da aklı sifona takıldı. Karısını dürttü. “Uyudun mu?” “Uyudum.” “Şakayı bırak, akıl ver. Sifonu çekeyim mi?” Karısı gözlerini ovuştururken kendisine söylenenleri idrak etmeye çalışıyor. “Ne sifonu?” “Demin çıktım ya canım. Tuvalet.” “Bana ne diye soruyorsun ki, anlamadım.” “Gürültü olur mu diye.” “Çekme o zaman.” “Ama biri çıkar da bakarsa...” “Ay, iğrenç şeylerden söz etme gece gece,” dedi; döndü ve uyudu. Kıpırdanmayı sürdürüyor. Bundan sonra alarmlı saatimi hep yanımda taşıyacağım. O olsa erken bir saate kurup kalkar, sifonu çekerdim. Kimse uyanmadan. Ama ya gece yarısı kalkan olursa? Uyumadan beklemeye karar verdi. Biri kalkarsa ne diyecek ki? Hemen atılması gerek. Ben bir sifonu çekeyim, bir dakika, mı diyecek. Açıklama yapmadan, önce davranmak da ayıp olmaz mı? Düşündü. Misafiriz, önceliğimiz var. Kesinkes, buyrun rica ederim, der; ben de hemen atlarım. Hiç nazlanmam. Bu işi de ayarladık. Sevindi. Ama uykusunun da gelmemesi lazım. Ağır yedim, gözlerim kapanıyor. Kahve içsem? Gecenin bir yarısı kahveyi nasıl yapacak? “Dur,” dedi. “Kendini tut azıcık. Evin mi sandın?” “Kendi eviniz gibi kullanın,” demişlerdi ama. Yalan. Vallahi yalan. Bir su içmeye git, ortalığı birbirine katarlar. Çaresiz, yatmaya devam etti. “Saat kaç olmuş?” “Ne?” “Sana demedim. Uyumana bak sen.” “Uyku mu bıraktın? Bütün gece mırıl mırıl mırıl.” “Üf, yeter, sus.” Karısı yine sırtını döndü. Saate baktı. Beş. Bunlar da geç kalkar şimdi. Neyse ki iş günü. Yedide kalkılsa, âlâ. İki saat var demektir. Hatta altı buçuk gibi kalkar sifonu çekerim. İlk ihtar. Şöyle bir sarsılsınlar. Nasılsa kalkılacak. Uzatmanın ne âlemi var? Bir süre horoz ötüşlerini dinledi. “Sessizlik ne güzel şeymiş. Değerini hiç bilmiyoruz.” “Ne dedin?” Karısına döndü. “Ne hafif uykun var senin de. Kendi kendimize bile konuşamıyoruz.” “Zehir ettin geceyi. Seninle bir yere gidende kabahat.” Oh, suçu üstüne de aldı. Bundan da sıyrıldık. Sabah olsun artık. Saate baktı. Altı. Birden kuşkulandı. Arada ya uyuyakaldıysa. O zaman sifon da... Eyvah, düşünmesi bile korkunç. Dayanamadı. Kalktı, banyoya gitti. Ayaklarının ucuna bile basmadı bu sefer. Hışımla kapıyı açtı. Işığı yaktı. Sifonu çekti. Sifon çekilmiyor. Eyvah ki ne eyvah. Baktı, sifon çekilmiş, daha da dolmamış. “Bittik biz, mahvolduk.” Hızla banyodan çıktı. Yatak odasına girdi. “Sana diyorum, kalk hadi gidiyoruz. Daha fazla durulmaz bu evde.” Karısı, “Ne oluyor,” demeye kalmadan kendini giyinmiş buldu. “Hadi çabuk, gidiyoruz.” Karısının ısrarlarına rağmen yatağı düzeltmedi. Pijamaları katlamadan öylece yatağın üzerine attı. Kimseye haber vermeden koridordan geçtiler, dış kapıyı açtılar ve çıktılar. İçeriden gelen ayak seslerini dinlemediler. Kendilerini apartmandan dışarı atıp durağa yürüdüler. Gelen ilk otobüse bindiler.
YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Ezgi Polat: "Susarak anlaşabilmek ilet..Semih Gümüş
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

A. Arvanitis

29 Ağustos 2025

Çalışma Ortamında Yaşanan Tükenmişlik ..

Bireylerin zihinsel olarak aşırı yorgun olduğu durumlarda toplumsal planda yaşanan adaletsizlikler kişileri aşırı uçlara sürükleyebiliyor.26 Yaşındaki Ivy League mezunu Luigi Mangione, United Healthcare CEO’su Brian Thompson’ı öldürmek..

Devamı..

Sipariş Yazı

Mehveş Bingöllü

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024