Ne kadar da uğraşsam çok şeyi yitirdiğimi anlıyorum. Onunla birlikte belleğimden bazı bilgiler de uçuyor. Dedemin anlattığı masallar, dağarcığımdaki geçmişe ait fotoğraflar. Şiir belki de onları kurtarma çabam.
Yazdığı şiir kitapları, köşe yazıları ve farklı konularda yazılarıyla tanıdığımız Özgün Enver Bulut’un son kitabı Kedinin Şairi üzerine söyleştik.
Kadir Işık: Bazı şairler kendilerini şiirleriyle anlatır, siz Özgün Enver Bulut’u kendi cümlelerinizle okurlarınıza anlatabilir misiniz?
Özgün Enver Bulut: Kendimle ilgili cümle kuracak olursam şöyle bir cümle mümkün görünüyor. Kendi iç dünyasına yolculuk eden bir şairin, samimiyet ve vicdanın rehberliğinde iyiye, doğruya, güzele ve en çok da özgürlüğe doğru adım atması, benzerleriyle omuz omuza sokağa çıkıp, düşlerinin ardından gitme telaşında olan biri derim. Özgün Enver Bulut’u kendi dizeleri nasıl anlatır diye sorarsan ortaya şu dizeler çıkar.
bir arşiv artık kalbim, aklım yorgun
konuşacak kimsem yok
suskun gönderdim sevinçlerimi
“bu şiirde de sona geldin işte özgün enver,
ruhunun derinliklerinde ne değişti” dedin
“gezgin yürek düştüğü yolda yalnızdır” dedim
kırılan dilimin tortusu düşerken kalbime.
Şair olarak hep kırılan dilimden kalbime düşen tortuyu iyileştirmeye çalışıyorum. Çünkü yavaş yavaş unuttuğum bir dilim var. Ne kadar da uğraşsam çok şeyi yitirdiğimi anlıyorum. Onunla birlikte belleğimden bazı bilgiler de uçuyor. Dedemin anlattığı masallar, dağarcığımdaki geçmişe ait fotoğraflar. Şiir belki de onları kurtarma çabam. Ya da daha dirençli bir cümleyle söylersem, onları kaybetmemeye çalışıyorum şiirle.
KI: Şiirin ilk dizesini yazdıran ışık nereden, nasıl, ne zaman parlar? Herkesin yazmak için beklediği ilhamın bir şairde etkili olduğuna inanıyor musunuz?
ÖB: Ben sürekli şiir düşündüğüm için o ilk dize her zaman, her yerden çıkabilir. Yürürken, bir yolculuktayken, bir sohbet ortamında, rüyada bile o dize gelir bulur beni demem abartı olmasın. Bazı dönemler insanın ruhu canlıdır ve yazma isteği yoğundur. Bu ilhamsa evet. Ancak bazen insan her zaman aynı havada olmayabiliyor. İşte ben bu dönemlerde okumalara ağırlık verir, geziyi öne alırım. Uzun yürüyüşlere çıkarım. Aklımda ve kalbimde biriken çok şey olur. Zamanı gelince o ilk dize gelip ilgili yere düşer.
KI: Sizce yazı türleri arasında şiirin yeri neresidir? Gücünü nereden alır? Mesela bir savaşı durdurabilir mi? İnsanın insanla, doğayla ve sanatla ilişkilerinde şiirin etkisine inanıyor musunuz?
ÖB: Şiir bilişim çağının en çok paylaşılan yazın türü. Ancak onun çok paylaşılması çok izlendiği ve okunduğu anlamına gelmiyor. Bu, şiire yapılan bir haksızlık bana göre ve şiiri tüketim nesnesine dönüştürüyor. Şiirin gücü, kaybolan insanı geriye getirme ısrarından ve tüketim nesnesi olma durumuna itiraz etmesinden geliyor. Diğer sanat disiplinlerine haksızlık etmek istemem. İnsanda ısrar eden tüm disiplinler güçlüdür. Biraz da dönemle ilgilidir bu güç. Şiirin bir savaşı durdurması belki imkânsızdır. Ancak savaşın diline karşı koyar. Faşizmin katlettiği, faşizme karşı direnen çok şair var. Ancak faşizm ve savaş övgüsü yapan da. Bunu da unutmamak gerek. İnsanın olduğu her yerde şiirin etkisi elbette vardır. Zaten doğanın kendisi şiirdir. Ne yazık ki bu şiiri katleden de yine insandır. Buna rağmen ben şiir okuyan insanın bütün kötülüklerden arınacağını düşünenlerdenim. Yeter ki onu yazan kötülük taşımasın.
KI: Okurlarınızdan şiirlerinizle ilgili bir beklentiniz var mı? Siz kendi okurunuz olsaydınız en çok hangi dizelerin altını çizerdiniz?
ÖB: Yıllar önce benimle yapılan bir söyleşide şöyle bir cümle kurmuştum. “Şayet bir dizem bir okurun hafızasında kalmışsa, kendimi şair sayarım.” Hâlâ bu sözümün arkasındayım. En azından okurların belleğinde yer eden birkaç dizemin olmasını isterim. Şair aynı zamanda kendi okurudur. Bu durumda birçok dizemin altını çizmem gerekir. Tadımlık iki dize bırakayım buraya. “benden kalan son iz, yangından kalan son kül bu/ yangından kalan son iz, benden kalan son kül bu.” veya “söylesem, dalından koparılmış bir gül gibi boynunu bükersin/ söylemesem dalına uzandığım gülü küstürürüm.”
Kİ: Günümüzde yazılan ya da rağbet gören bir şiir anlayışı var mı? Varsa nerede duruyor? İç mekanizması ne üzerine kurulu?
ÖB: Ülkemizde şiirin çok güçlü olduğu dönemler oldu. Özellikle politik mücadelenin en yüksek olduğu dönemlerde şiir hep ilgi gördü. Bir de o politik mücadelenin bastırıldığı, ezildiği dönemler sonrasında ortaya çıkmış, insanlara umut olmaya çalışmıştır. Bütün darbe dönemleri öncesi ve sonrasında şiir vardır. Bizde de zaman zaman belirli şiir anlayışları olmuştur. O zamanlar dergiler daha çok, kentler daha küçük ve şairlerin birbirleriyle iletişimi daha çoktu. Yüz yüze görüşme ve bir araya gelme anlamında söylüyorum. İdeolojik olarak da güçlü bir damar vardı. Ancak 12 Eylül darbesinin solu yenilgiye uğratması sonucu, sol bir daha toparlanamadı ve eski gücüne ulaşamadı. Dolayısıyla şiir de bundan nasibini aldı ve çok sevilmesine rağmen eski ritmini bulamadı. Genç şairler kendi dillerini kurmaya çalışıyor. Gördüğüm kadarıyla farklı bir şiir anlayışı yok.
Kİ: Hem kendi şiirinizde hem de başka şiirlerde aradığınız nedir? Şiiri bir varlık olarak kabul ettiğimizde, ondan beklentiniz nedir?
ÖB: Şiirde insanı ararım ve insanı bulduğum her şiire sarılırım. Bir de vicdanın dilini, doğanın ruhunu ararım. Şiirimin olmazsa olmazları bunlar. Şiir eğer kendini medyanın kirli dilinden korursa, politik sığlığa düşmezse, günlük kullanılan sözcüklere teslim olmazsa ondan ne istediğimiz de anlaşılmış olur. Şiirden beklentim budur. Yaşamın içerisinde, insandan kopmayan bir şiir. Aslında şiirde çığır açmıyorum, yeni bir şey de söylemiyorum. Şiirime dair net söyleyeceğim cümlem, ruhumu kaybetmeden yazıyorum.

Kİ: Eskiden büyük haz alarak okuduğum şiir kitaplarını son yıllarda yazı dilimi sadeleştirmek için okuyorum, siz şiir yazarken neler okursunuz?
ÖB: Benim yazı dilimi zenginleştiren kitaplar çok çeşitlidir. Tarih okumaları severim. Sanatı irdeleyen, anlatan kitaplar yine ilgi alanımdadır. Roman ve son yıllarda öykü kitapları. Etnik sorunları çalışmış kitapları. Mutlaka şiir kitapları masamda, çantamda bulunur. Tüm disiplinlerin yazı dilimi etkilediğini ve büyüttüğüne inanırım. O nedenle farklı okumalar yapmaya özen gösteririm. Antropolojiden ekonomiye kadar uzanan bir listem var. Zamanım el verdikçe okumaya özen gösteren bir şairim.
Kİ: Kedinin Şairi uzun süre masamın üzerinde, bir şiirde takıldığım yerde ters durdu, sanırım kedinizi ve sizi nerede görsem, işte bu ikiliyi tanıyorum diyeceğim, niçin kedileri en çok şairler seviyor, sanki onların yazı ediminin bir parçasıymış gibi geliyor bana?
ÖB: Kedileri sadece şairler sevmez. Kediler zaten kendilerini sevdirirler. Benim bildiğim çok romancının, çok öykücünün, çok müzisyenin, çok ressamın kedisi var. Kedinin Şairi’ne gelince, kedimle birbirimize sevgi dolu baktığımız bir anda ortaya çıkan bir şiirdi. Sonra da kitabımın adının “kedinin şairi” olacağı o günden belli oldu. Kapağına kedimin resmini koydum. Miyo baba ile olan muhabbetimi daha anlamlı kılmak istedim sanırım. Ben kedinin başkaldıran ve teslim olmayan yanını seviyorum. Onu sevdiğiniz anın bile sınırı vardır. Patisini bir yerinize takar. Mır sesini seviyorum. Sonra yalnız takılmasını. Her ne kadar asi gibi görünse de yalnızlığı bilen bir canlı. O halini seviyorum kedinin. Şiir tek başına savaşı önleyemeyeceği gibi, şair de kediyle ve yazım diliyle yek vücut değil sevgili Kadir. Ayrıca masanda öyle ters durması da bence çok anlamlı olmuş.
Kİ: Başak Canda’nın Youtube kanalında “Kitabın Ortası” adında bir programı yapıyorsunuz, orada neler konuşuyorsunuz?
ÖB: Tam da ismi gibi. Kitabın ortasından konuşuyorum. Şaka bir yana Başak’la farklı bir kitap programı çıkarabilir miyiz durumunu konuştuğumuzda o format çıktı. Bende iz bırakan bir kitapla başlıyorum, kitaplığımdaki sahafla devam ediyorum. Burada da özellikle eskimiş, baskısı tükenmiş kitapları seçiyorum. Sonra yeni çıkan kitaplardan konuşuyorum ve finali bir şiirle bitiriyorum. Daha çok bir kitap gazetesi, kitap dergisi gibi olsun istedik. Konuşmalarım biraz o yönde. Zaman neler gösterecek bakacağız. Kanalda Başak’ın yaptığı Konu Konuk da var. Sanatın her alanındaki insanlarla görüşüyor Başak Canda. Şairden Şiiri vardı ve çok ilgi görmüştü. Şairler kendi sesleriyle şiirlerini okudular orada ve Başak onlara çok güzel videolar yaptı. Bir de Anlatılan Onların Şiiridir başlığıyla dünyada ve ülkemizde devrimci liderlerin şiirlerini anlattığım bir dizi yapmıştım. Tümü kanalımızda duruyor. Bu yazıyı okuyanlardan kanalımızı incelemelerini ve abone olmalarını rica ediyorum.
Kİ: Hangi şairleri kendinize yakın buluyor, en çok hangi şairler sizi etkiliyor ve başucu kitabım dediğiniz kitap ya da kitaplardan söz eder misiniz?
ÖB: Şiirle tanıştığımda bende yeri ayrı olan bir şair vardır, Enver Gökçe. Belki haksızlığa uğramasından, belki gördüğü işkenceler buna neden olmuştur. Çileli bir yaşamı olmuş Gökçe’nin. Sonrasında ise gürül gürül akan şiiriyle tanıştım ve çok sayıda beni etkileyen şiirleri var. Çok erken yaşlarda ikinci yeni şairlerini tanıdım ve okudum. Çünkü taşradaydım ve dergilere abone oluyordum. Oralarda isimlerini gördüğüm şairlerin kitaplarını alırdım. Gülten Akın’ı severek okudum, okurum. Onun şiiriyle de erken tanıştım. Cemal Süreya’yı Dersimliliğinden dolayı ayrı tutarım. Aslında uzun bir listem var. Şiirde başucu kitabım çoktur. Döne döne okuduğum kitaplar gerçekten de fazla. Enver Gökçe ve Ahmed Arif şiirlerini hep okurum.
Kİ: Son olarak, şiir kalpten mi akıldan mı yanadır?
ÖB: Bana göre şiir hep kalpten yanadır. Bütün şiir kitaplarında da kalp en çok olandır. Çünkü kalbimizden başka neyimiz var ki...
Teşekkür ediyorum Özgün Enver Bulut.






