Gogol, Rus insanını aşağılamakla onun kötü yönlerini göstermekle, halkına ihanetle suçlanır. Aslında yapmak istediği halkını aşağılamak değil onu bu hale sokan yozlaşmış düzeni tüm gerçekliği ile ortaya koymaktır.
Nikolay Vasilyeviç Gogol (1809-1852) için modern Rus edebiyatının en önemli yazarlarından biri hatta gerçekçi romanların ve oyunların ilk yazarıdır diyebiliriz. Yazdığı romanlara ve oyunlara geniş çaplı bakarsak o güne kadar kaleme alınan soylu gruba dair metinler yerine çalışanların, işçi sınıfının hikâyelerini yazmış, köylünün ve halkın yoksulluklarını kaleme almıştır. Çarlık yönetimini kıyasıya eleştirmiştir.
Aleksandr Puşkin’den (1799-1837) epey etkilenmiştir. Büyük komedisi Müfettiş’te Rus bürokrasisini alaylı bir hicivle kaleme alan Gogol, eserinin sahnelenmesi ile tüm şimşekleri üzerine çekmiştir. Tepkiler yüzünden Rusya’dan ayrılıp Roma’ya gitmek zorunda kalacaktır. Orada Puşkin’in tavsiyesi ile en önemli eseri olan Ölü Canlar’ı yazarken Puşkin’in öldüğü haberini alır. Bu haber Gogol için bir yıkım olur. Kendini yazmaya vererek bu yıkımı atlatmaya çalışır. İşte bu ruh halinde iki önemli eseri olan Ölü Canlar’ın 1. cildi ve uzun hikâyesi "Palto"yu bitirir ve yayınlar (1842). Ölü Canlar dönemin Rusya’sının çürümüşlüğünü gerçekçi bir biçimde anlatılırken, Palto’da sıradan insanların yaşadıkları acılar, maruz kaldıkları haksızlıklar ve yoksulluk tüm gerçeklikleriyle, okuyucuyu sarsacak bir ustalıkla gözler önüne serilmektedir.
"Palto", Rus edebiyatına artık sıradan insanların girişidir. Ancak öykü yayınlanır yayınlanmaz soylu kesimin tepkisini, tekrar Gogol üzerine çeker. Dönem aydınlar üzerinde büyük baskıların uygulandığı karanlık I. Nikola dönemidir. Gogol, Rus insanını aşağılamakla onun kötü yönlerini göstermekle, halkına ihanetle suçlanır. Aslında yapmak istediği halkını aşağılamak değil onu bu hale sokan yozlaşmış düzeni tüm gerçekliği ile ortaya koymaktır.

Gogol, eserinde çürümeyi öyle güzel anlatmıştır ki Dostoyevski bir metaforla "Palto" hikâyesini anne karnına benzeterek “Hepimiz Gogol’ün Palto'sundan çıktık,” diyecektir.
"Palto"da, yazar veya anlatıcı zaman zaman metnin içine dalıp düşüncelerini metne yerleştirir. Hikâyenin karakteri Akakiy Akakiyeviç aslında bir anti-kahramandır. Hayata dair talihsizliği doğumundan itibaren başlar. Kendisine isim bulunamayınca Akakiy olan baba ismini alır. Bu durum (baba isminin verilmesi), hikâyede anlatılmak istenen tekrar ve tek düze yaşama çok yerinde bir göndermedir aslında. Hayatta alışkanlıklarımıza olan (konfor düşkünlüğümüz) mahkûmiyetimize pek uygun bir vurgudur. Palto’nun kurgusu zaten yaşamın yinelenmesi üzerine çatılmıştır. Akakiy ismi, kiliselerin tavan ve duvarlarına aynı resimlerin tekrar tekrar yapılması anlamına gelmektedir. Yazar büyük bir ustalıkla isimlerle vermek istediğini pekiştirmiştir.
Akakiy Akakiyeviç düşük dereceli bir devlet memurudur. Her günü bir diğerinin aynısıdır. Yaşamı tamamen tek düze ve renksizdir. İşini çok seven Akakiy, ek ücret almadan evine iş getirmekten hiç gocunmaz. Hayatında işi dışında varoluş nedeni yoktur. Ezik bir karakterdir. İş arkadaşlarının kendine eziyet etmesinden bile şikâyetçi değildir. Burada Sabahattin Ali’nin, Kürk Mantolu Madonna’sından söz etmeden geçmek olmaz. Raif Efendi’de Akakiy Akakiyeviç’i bulacaksınız kanımca.
Akakiy, anlatıcı tarafından bir sineğe benzetilir kitapta. Karakterin (insanın) böceğe benzetilmesi ilk önce Gogol’la başlar. Dostoyevski’nin Yer Altından Notlar’ın da adı belirsiz bir böcektir protagonist. Kafka’nın Dönüşüm’ün de ise Gregor Samsa adında bir şaheser çıkar "Palto"dan.
Geniş açıyla bakarsak Akakiy Akakiyeviç aslında tam bir Sisifos’tur. Gogol, mitolojiyi kendi kurmacasıyla öyle ustalıklı harmanlamış ki, okurken hayran olmamak elde değil. Kitabında vasıfsız işçinin (Sisifos) nafile çabasının ilmek ilmek işlenmesi, “Dostoyevski çok haklı dedirtiyor,” doğrusu.
Akakiy, eskimiş ve defalarca tamir edilmiş paltosunun artık tamir edilemeyeceğini öğrenince yıllarca biriktirdiği parayı da harcayarak yeni bir palto diktirmeye karar verir. Vermek zorunda kalır demek daha doğru aslında. Sonunda zorunlu ihtiyaçlarından bile kısarak yeni paltosunu diktirir. Yeni paltosuyla işe gittiği ilk gün, o zamana kadar hiç dikkate alınmazken, iş arkadaşları onunla konuşmaya muhabbet etmeye başlarlar. Nasrettin Hoca’nın “Ye kürküm ye” öyküsü gibi itibarı artar ve o güne kadar hiç olmayan bir olay gerçekleşir. Çaya davet edilir. Davetten eve dönerken de iki kişinin saldırısına uğrayıp hem dövülür hem de yeni paltosu çalınır.
Tüm yaşam amacını yeni paltoya bağlayan Akakiy, adeta derin bir uçuruma yuvarlanır. Uzun bir süre sonra hırsızların bulunması için dilekçe vermek, şikâyet etmek aklına gelir. Önemli şahıs dediği, liyakatsiz, iş bilmez, kibirli bir bürokratın aşağılaması sonucu da hastalanıp yatağa düşer. Önemli şahsın tasviri öyle bilindik yapılmıştır ki, okuyucu şimdiki zamana ait önemli şahıslardan hiçbir fark bulamaz.
Gogol’un "Palto"yu gerçek bir hikâyeden yola çıkarak yazmış olduğu bilgisini de ekleyelim yazımıza. Asıl öyküde av tüfeği almak için canını dişine takan bir adam, tüfeği yanlışlıkla göle düşürür. Bu duruma üzülerek yataklara düşer. Arkadaşları kendi aralarında para toplayarak yeni bir tüfek alırlar. Ancak o zaman sağlığına kavuşur adamcağız.
Gogol incelediğimiz kitabının sonunda, tüm çıplaklığı ile kitap boyunca aktardığı gerçekçi kurguya Rus edebiyatı için yenilikçi sayılabilecek fantastik ögeler de ekler. Kitaptaki yenilikçi sonu okurken, ironik bakışı da işin içine katarak “Gogol’un "Palto"su bir melamet hırkası mıydı aslında?” demekten kendimi alamadım.
Kitabın okuyucudaki izlenimi ise bunca zamandır yaşama dair hiçbir şeyin değişmediğidir. Bu düşünce beni kasıp kavurdu. Canımı yaktı. Hep aynı tekdüzelik, yozlaşma, aynı bürokrasi, liyakatsizlerin yönetimde yükselmesi, yoksulluk ve alışkanlıklarımıza mahkûmiyet!






