Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

6 Ağustos 2025

Edebiyat

Trajik Gerçekçilik ve Meksika Narko-Edebiyatının Yükselişi

Benjamin Smith

Paylaş

0

0


Meksikalı yazarlar polisiyenin gerçekçi geleneğiyle dalga geçseler de mesele devlet olduğunda çok daha gerçekçi, hatta acımasız bir portre çizerler.

 

Polisiye artık gerçekten küresel bir edebiyat türü. Reykjavik, Oslo ya da Barselona’yı kendine mekân olarak seçen olay örgüleri artık Manchester ya da Northampton gibi daha tanınmış ama bir o kadar pejmürde yerlerde geçen eserlerle yarış halinde. Henning Mankel ve Stieg Larsson gibi Avrupalı yazarlar herkesçe bilinir hale gelirken Jo Nesbo gibi yazarlar İngilizce konuşulan dünyada kendi okur topluluklarını yaratıyor. Peki giderek güçlenen bu uluslararası pazarda narko-edebiyat olarak adlandırılan Meksika polisiyesi bize neler anlatıyor?

Meksikalı romancılar arasında polisiye kurgu geleneğini benimseyerek mevcut imkânlarla kendine yeni bir yol çizenlerin sayısı azımsanacak gibi değil ve bu durum artık yabancı okurların da ilgisini çekmeye başladı. Paco Ignacio Taibo’nun  Héctor Belascoarán Shayne serisi popülerliğini korurken Martin Solares’in Los Minutes Negros’u ve Juan Pablo Villalobos’un su aygırlarına düşkün bir uyuşturucu baronunun oğlunu konu alan Tavşan Deliğinde Fiesta’sı eleştirmenlerin büyük beğenisini kazandı. 

Bu da elbette farklı disiplinlerde akademisyenlerin dikkatini çekmekte gecikmedi. Devletin ve narko çetelerin toplum üzerinde yarattığı baskı uyuşturucuyla olan mücadelenin doğrudan incelenmesini neredeyse imkânsız hale getirirken antropologlar ve tarihçilerle birlikte edebiyat akademisyenleri de uyuşturucu kaynaklı şiddetin geniş kitlelere yayılan kültürel sonuçlarını ele almaya başladı.

Mesela Paul Eiss,  narko çetelerin karıştığı cinayetlerle geleneksel basının düşüşü ve sosyal medya mecralarının oluşturduğu etki grupları arasındaki bağlantıları inceliyor. Pablo Piccato ise suçun kurgusal temsilleriyle gazetecilik ve hükümet yolsuzlukları arasındaki ilişkinin izini sürüyor. Ben ve Wil Panster ise Latin Amerika’daki devlet yapılanması, şiddet ve kültürel manipülasyon arasındaki uzun vadeli bağları ele alıyoruz. 

Avrupa gelenekselliği

Avrupa polisiyesi, bütün o alaycı görünümüne rağmen aslında özünde konforlu, burjuva ve Taibo’nun deyişiyle ancak huysuz ve yaşlı adamların tahammül edebildiği “evcil” bir tür. Mekânlar her zaman tanıdık: Minimalist tarzda döşenmiş lüks daireler, sigara içilmeyen restoranlar ve aristokrat ailelerin çürümeye yüz tutan eski mülkleri. Kahramanlar ya kırklı yaşlarına gelmiş çekici beyaz kadınlar ya da kendini yarı yarıya alkole vermiş beyaz adamlar. Kurumlar kusurlu ama yine de kurtarılabilir bir durumda, yürürlükteki yasalarsa mağduru gözetirken faili adaletli bir biçimde yargılayan eşitlikçi birer araç. Bu metinler tümdengelim yöntemini esas alır ve şüpheyle başlayıp rasyonel bir sorgulama sürecine sıçrayan, oradan da çözüme ulaşan mantıksal bir model izler. Anlatı biçimiyse can sıkacak denli gerçekçidir. Avrupa’da dedektifler, bu hızla değişen  geç kapitalist dünyada bir tür ahlaki kesinliğin hâlâ var olduğuna dair inancımızı teyit etmek için tasarlanır. 

Meksika tarzı polisiyeyse yer yer Avrupa ve ortodoks ABD polisiyesiyle aynı geleneği paylaşır. Köhne mekânlarda takılan saplantılı dedektifler, karanlık gölgelerden dış dünyayı idare eden yeraltı suç örgütleri ve yozlaşmış devlet kurumları. 

 

Meksika’nın getirdiği yenilik

Fakat bütün bu ortak noktalara rağmen Taibo ve Solares’in eserleri geleneğin dışına çıkarak beklentileri alt üst eder. Okurun rasyonalitesini sarsar,  standart polisiyenin dayanıklı gerçekçiliğini fantastik ya da tuhaf olanla kirletir. Mesela Solares’in Los Minutos Negros’unda eskiden müzisyen olan genç bir polis memuru, kurgusal bir limanda vahşice katledilen genç kızların ölümünü araştırır. Öte yandan ünlü Meksikalı dedektif Alfonso Quiroz Cuaron, yalnızca vakaları çözmek için uygun bir denklem sunmakla kalmaz, olan biten ne varsa hepsini mezardan aktarır. 

Villalobos ve Herrera’nın eserlerinde ağırlıklı olarak uyuşturucu baronları ve şiddet yer alsa da, her iki yazarın da kullandığı anlatı çok daha yoğun ve deneyseldir. Mesela Villalobos’un ana karakteri olan, paranoyak bir Meksikalı kaptanın erken gelişmiş oğlu Tochtli, etrafındaki şiddet dolu dünyayı naif bir tarzda anlatır. Böylece o korkutucu uyuşturucu baronunun zihinde çizdiği imge, kültürel maço ikonografisi tuz buz olur ve en vahşi cinayetler bile çocuksu, gülünç, hatta komik görünür. Tochtli’nin bize anımsattığı gibi: “Aslında ceset yapmanın birden fazla yöntemi vardır ama bu yöntemlerden en yaygın olanı delikli bir şeyler ortaya koymaktır.”

Meksikalı yazarlar polisiyenin gerçekçi geleneğiyle dalga geçseler de mesele devlet olduğunda çok daha gerçekçi, hatta acımasız bir portre çizerler. Avrupa polisiyesinde kolluk kuvvetleri, yeraltı suç örgütleri ve devlet zaman zaman birbiriyle örtüşse de, kavramsal olarak her zaman birbirinden ayrıdır. Dedektifler yolsuzluğun kökünü kazır ve failleri hâlâ saygınlığını koruyan devlet kurumlarına teslim eder. Kusurlu olsa da hâlâ işlerliğini koruyan bir sistem söz konusudur. 

 

O kadar da siyah beyaz değil

Meksika’da ise bu tür kesinlikler bulunmaz. Polisler suçlu olabilir, suçlular da polis. Devlet suç örgütlerini destekler ama bunu tam aksi de geçerlidir. Üstelik Meksika’daki suç tanımı cinayetle, uyuşturucu kaçakçılığıyla ya da tecavüzle sınırlı değildir – iktidara muhalefet etmek başlı başına suçtur. Mesela Élmer Mendoza’nın El amante de Janis Joplin’inde devlet solcu gerillayı toplar, işkenceden geçirir ve medyaya uyuşturucu kaçakçısı olarak sunar. Bu arada gerçek kaçakçılarsa polis koruması altında dolaşır. Taibo’nun romanlarındaysa ele aldığı vakayı çözüme ulaştırmak isteyen bir dedektif eninde sonunda ya polis karakolunu ya da suçluların devlet koruması altında gününü gün ettiği evlerden birini havaya uçurmak zorunda kalır. 

Meksika’da devrimci rejimin her şeyi çepeçevre kuşatan iflasına ilişkin böylesi kararlı bir kötümserlik kültürel açıdan oldukça önemli çünkü demokratikleşme ve ekonomik liberalleşme beraberinde önce eşitsizliği ardından şiddeti getirdi. İktidarların her biri birbirinden boş söylemleri ve giderek daha da sansür altına alınan basın dış dünyadaki durmak nedir bilmeyen şiddeti izah etmekte zorlanırken narko-edebiyat, çoğu zaman anlamsız ve rastgele gibi görünen şiddet eylemlerini devletin de içinde olduğu bir suç ilişkileri ağının uygun noktalarına yerleştirir.   

Narko-edebiyatın bazı kurmacalarının gerçeklik payı, ötekilere nazaran daha yüksek. Fakat bu romanlar ister neler olup bittiğini aslına sadık kalarak anlatsın isterse bariz göndermeler yapmaktan özenle sakınsın, her halükârda okura devlet şiddetinin organize suçla buluştuğu gri bölgeyi görme ve anlama şansı sunar. 

Bu tarz uyanışlar aynı zamanda küresel olarak da önemli: Kapitalizm ve ortodoks parti siyaseti artık bütün dünyada geçerliliğini yitirdi. Avrupa suç edebiyatı refah devletinin çöküşünün edebiyatıysa muhtemelen Meksika narko-edebiyatı da neoliberal dünyanın siyasi iktidarsızlığının, devlet-suç işbirliğinin ve toplumdaki derin eşitsizliğin en iyi temsillerinden biri. 

Çeviren: Fulya Kılınçarslan

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Bunlar 3,5 yıl boyunca günde 10 saat ç..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Ayzer Bilgiç

20 Şubat 2026

Bir Ölümsüzlük Meselesi

Yazarların özel hayatlarıyla pek ilgilenmem. Onları yazdıklarıyla tanımak, bilmek, yazım tekniklerini anlamaya çalışmak daha fazla ilgimi çekiyor.Georgi Gospodinov’u başucu yazarım ilan ettim. Şu aralar onun yazdıkları bana çok iyi geliyor. İlk olarak yaklaşık üç yıl önce Zama..

Devamı..

Minimal Takı Sevenlere Özel Hediye Fik..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024