M.C. Escher fizik yasalarına meydan okur, bizi Borges'in olası tüm kitapların toplamını içeren galerilerden oluşan sonsuz paradoksal evrenine taşır.
Escher’in sanatını yakından görünce şaşırdığımı gizlemeyeceğim. Bunun bir sebebi eserlerinin on sekizinci yüzyılda inşa edilmiş Lange Voorhout Sarayı’nda sergilenmesi herhalde. Muhteşem salonlar sade çizimlerine ev sahipliği yapıyor. Tam bir tezat değil mi?
Sıklıkla tabloları, fotoğrafları, illüstrasyonları, heykelleri incelerken buluyorum kendimi. Hani çiçeği burnunda yazarlara veya yazmaya başlamak isteyenlere kısa cümleler, imgeler, fotoğraflar verilir. İşte ben de her seferinde yazmaya dün başlamış gibi ayrıntılara aynı heyecanla bakıyorum. İnsanların gözlerinde, yüz ifadelerinde, eserlerin kıvrımlarında, elipslerin derinliğinde, doğanın saflığında gizlenmiş hikâyelere kaptırıyorum zihnimi. Bu bakış açısı alışkanlığa dönüştü sanırım.
Öykülerle fotoğraflar anlık duyguları yakalayan paralel sanat formları aslında. Hikâye anlatıcısı olayları kelimelerle çerçevelerken, fotoğrafçı ışığa, perspektife, gölgeye sığınır.
“Bir kitap, içimizdeki donmuş denize inen balta gibi olmalı" der Kafka. Fotoğraf anı dondurur, öyküyse anları kelimelerle yakalar, duyguları, çatışmaları sayfalarda yoğunlaştırır. Fotoğrafta göremediklerimizin varlığını sezeriz. Benzer şekilde kelimelerin ötesindekileri hayal ederiz. M.C. Escher gibi sanatçılar farklı sanat formlarına ilham verir, gerçekliğin nasıl yeniden şekillenebileceğini gösterirler. Escher'in sanatı bana hikâyelerin de doğrusal yollara meydan okuyabileceğini, ters yüz olabileceğini, eğilip bükülebileceğini, dönüşebileceğini ve hatta daha derin bir şeyi ortaya çıkarmak için kendileriyle çelişebileceğini anımsatır. Kalem hayat gibi bir illüzyonist olabilir.
"İnsanların birbirleriyle fikir alışverişinde bulunma isteği doğalarında vardır. Ve ben, temelde her sanatçının aklındaki düşünceleri diğer insanlara iletmekten başka bir şey istemediğine inanıyorum” der yine Escher. Sanatsal tüm ifade biçimlerinde esas meselenin mesajı öncelikle dış dünyaya iletmek ve kişisel bir düşünceyi, çarpıcı bir fikri ya da içsel bir duyguyu algılatmak olduğunu söyler. Ziyaret ettiği şehirler, kasabalar ve coğrafya eserlerine yansır. Mekânlar bakış açımızı değiştirebilir elbette. Bir yere gidip döndüğümüzde farkında olmadan başka birine evriliriz.

Escher Endülüs yolculuğunda Elhamra’nın nefes kesen mozaiklerinden etkilenir, gördüğü simetrinin ardındaki mantığı keşfetmeye uğraşır. Sanki sarayın zanaatkârları illüzyonun kodunu çoktan çözmüşler gibi izleyenin nerede durduğuna bağlı değişen şekiller yaratmışlardır. Bu, bildiğimiz türde klasik çizimlerin ötesine geçen sonsuzluk örüntüleridir. İç içe geçmiş balıklar, sürüngenler, sonu gelmez şekiller zihnimizi açan anahtarlar gibi bizi başka boyutlara taşırlar. Escher’in bakışıyla Cordoba (Kurtuba) Camisi sonsuzluk, simetri ve paradoksları bir araya getirir. Escher için en dikkat çekici yönlerinden biri sütun dizileriyle kemerlerin yarattığı görsel ritimdir. Caminin iç mekânındaki motifler geçitlerin sonsuzluğa açılıyormuş gibi görünmelerini sağlar. İslam sanatında kullanılan desenlerin mistik boyutunu keşfetmiştir.
Belki başka yerde örneğin Tibet'te bir mandala sanatçısı girdaba çekiyormuş gibi görünen, derinlikle katmanlanmış sembollerden oluşan labirent benzeri tasarımlar yaratabilir. Sanatçı da kendi labirentinde kaybolur. Escher'in karmaşık mekânsal illüzyonları gibi mandalalar da algımızı tek merkeze doğru çeker.
Escher’in sanatını sonbaharın kehribar yaprakları arasında keşfettim. Rüzgârın ritmiyle elipsler çizerek uçuştular. Bir epifani anı. Zihnimde savrulan düşünceleri, imgeleri kuru yapraklara not ettim.
M.C. Escher fizik yasalarına meydan okur, bizi Borges'in olası tüm kitapların toplamını içeren galerilerden oluşan sonsuz paradoksal evrenine taşır. Hikâyelerin de alışılmışın dışına çıkabileceğini kanıtlar. Anlatıların doğrusal olmayan yollar izleyebileceğini, beklenmedik dönüşler yapabileceğini ve hatta daha derin anlamlara ulaştırmak adına kendi içinde çelişkiler barındırabileceğini anımsatır.
Escher’in geometriyi, bilimi sanatına entegre etme becerisi, ilhamı çoklu disiplinlerde arayan yazarı cesaretlendirebilir. Çizimlerinde balıklar kuşlara dönüşür. Yazar da hayal gücünün ve gerçekliğin karıştığı anları kurgulayabilir. Mekânın sürekli değişimi ya da zamanın doğrusal olmayan akışı üzerine postmodern metinler oluşturabilir. Sanatındaki perspektiflerden biri de kurbağa bakış açısı. Yer seviyesinden yukarı yükselen bir yapıyı algılama biçimi. Gözden kaçan ayrıntıları öne çıkaran, fark edilmeyeni yeniden şekillendiren kuş bakışından farklı bir açı. Yazıda da gözden kaçan katmanları araştırmaya davet eden, beklenmedik gerçekleri veya bağlantıları ortaya çıkaran, sıradanı sıra dışı hale dönüştürebilen bir teknik olabilir bu.
Escher mürekkebiyle, Borges ise kelimeleriyle sonsuzluğun kendi içine kıvrıldığı ve tekinsize dönüştüğü beklenmedik dünyalar yaratır. Escher'in doğa yasalarına meydan okuyan eserleri yazıda da kalıpları kırma gücüne örnek olabilir.
İyi ve kötü, sevgi ve nefret gibi ikilikler yan yana geldiğinde yazıya Escher’in siyah-beyaz eserlerindeki gibi güçlü bir derinlik katar.
Yazar okurun beklediği bilindik doğrusal satırları yazmayı seçebilir. Seçer de çoğu zaman. Klasik anlatı yapısında karakter gelişimi ve olay örgüsü açısından tahmin edilebilir eserler üretir. Sonuca en kolay ulaşabildiği, daha önce test edilmiş güvenli alan budur çünkü.






