Dolayısıyla ‘modern’e bu serinkanlılıkla bakan günümüz sanatının modern sanat akımlarından sadece biri olan ‘modernizm’de ısrarı da çok sağlıklı bir durum değildir.
Bohemliği, romantik olandan modernist/avangard olana dek modern edebiyatçının bir ‘alameti farika’sı olarak izlemek mümkün.
Ama onu tarihsel bir olgu olarak algılamak-değerlendirmek yerine, bugünün sanatının ve sanatçısının da olmazsa olmaz bir özelliğiymiş gibi kabul etmekteki dikkatsizliğe değinmek, özellikle sanata yönelen genç insanlara, yararlı olabilecektir.
Modern tasavvurun sözünü tutmayarak bir sınıf egemenliğine bürünmesi, bilimin endüstri hizmetine girmesi, felsefenin abartılmış yararcılıkla kuramcılık arasında salınması gibi olgular karşısında modernist sanatçının varlık ve yaşam alanı olan sanatı, burjuva araçsallaştırmasına karşı kuvvetle savunması ve yüceltmesi, onun devrimci karakterini oluşturmuştur.
Fakat bu sırada sığındığı ve savunduğu sanata, modern öncesinin din anlayışında ve modern sonrasının seküler politikasında kendini kuvvetle gösteren tekçi (monistik) bir biliş-kavrayış niteliği kazandırmaktan da kendini alamamıştır.
İlerici-devrimci tarihselliği budanarak bir sosyal sınıf egemenliğine dönüştürülmüş olsa da bu durum, modernitenin özne, nesne ve gerçekliğin doğası hakkında kavrayışlarımızın -dolayısıyla karmaşık (kompleks) yaşam pratiklerimizin – herhangi bir tekçi (monistik) biliş ve kavrayışa hapsedilemeyeceğine ilişkin insanlığa sunduğu büyük aydınlanma ile ister istemez çelişki içindedir.
Modern sanat; orta çağ din anlayışı ya da modern sonrası seküler politik iktidar kavrayışının tek ve egemen koltuğunu ele geçirecek bir biliş-kavrayış olmak yerine, birbirine karşı özerk ve fakat etkileşim içinde olan -bilim, ideoloji, inanç, felsefi düşünce gibi- biliş ve seziş biçimlerimizden biri olmalıdır.
Ama ne yazık ki; Moby Dick’in Ahab’ındaki monistik saplantı, modernist sanatın, sanat ve yaşam örtüşmesi ve modernitenin ihanetinin bağışlanmazlığı anlayışlarıyla diktiği sütunlar üzerine kurulu (romantik olsun, modernist olsun) bohem hayat tarzında aynı ölçüde vardır.
Bu saplantının ilahi ya da ideolojik-politik özellikler taşımaması, aydınlanma mirasından yeterince ya da ideal bir şekilde yararlanıldığına kanıt oluşturmaz. Aksine, bu tekçi tutum, kendi tarihsel koşullarında devrimci olan modernist sanatın, bu tarihsel koşullar sonrasında yerine göre bir tekniğe indirgenerek ezoterikleşmesine, seküler ya da yeni Katolikçi biçemlerle ilahileşmesine ve fütüristik araçsallaşmasına yönelik bir aşil topuğu olmuştur.
Bohem, tarihsel olarak; sanatla insan ilişkisinin, kurulu düzen ve onun ideolojilerinden uzaklaşarak, ‘sanatça’ bir yaşam biçimi olarak modern hayatla bir buluşma deneyimidir. Ve onun en önemli özelliklerinden biri, kendi tarihselliği ve rastlantısallığı ya da olumsallığı içindeki sahiciliğidir.
Ancak, kendi tarihsel, mekânsal ve sosyo-politik koşullarında geçerli olan sahiciliğin, aynı şekliyle başka zaman ve koşullarda, adeta tarihsizleştirilerek mutlaklaştırılması, eğer taklitçiliğe azmetmemiş isek, bizim için doğru bir yol olmayacaktır.
Tarihsel-modern bohemden bugüne taşınacak olan şey; mekânlar, davranışlar, tarzlar, stiller gibi ayrıntılardan çok daha fazlasıyla yaşamla sanatın etkileşimini, mutlaklaştırmadan fakat güçlü bir şekilde savunarak bireysel ve toplumsal yaşamı güzelleştirmek, zenginleştirmek, anlamlandırmak olmalı ve bu sırada, modernist sanatın içine düştüğü tekçi (monistik) tutumdan uzak durulmalıdır.
*
Tarihsel avantajımız bize, ‘sanatça’ bir yaşamı savunmanın bir yerden sonra sanat sofuluğu anlamına gelmediğini kolayca kavrayabilme olanağı da vermektedir. Artık biliyoruz ki, sanat pekâlâ bilim, felsefe ve politika ile kendi özerkliğini koruyarak güçlü bir ilişkiye ve etkileşime girebilir. Bu da sanatın öteki bilme biçimlerinin yedekçisi olmasının önüne geçmenin en güvenilir yolu olabilir. Çünkü bir biliş, seziş ve deneyim biçimi olan sanat kendine kapandığı sürece, ötekileri tamamlayan bir aksesuar olmaya doğru evrilmek tehlikesi ile hep yüz yüze kalacaktır.
*
Modern çağ sıcaklığında bilimin dine, bir süre sonra da sanatın her ikisine galebe çalarken edindiği ‘her şeyi kendisi ile açıklama’ zaafı, günümüzde anlaşılır olsa da arka çıkılamaz bir sanat/sanatçı tutumudur. Modern çağın uygar/çağdaş düşünce için önemi; çoklu ve görece özerk bilme biçimlerinin, birbirine tahakküm etmeden, kendi evrenlerini genişletebilmelerinde ve bu sırada da birbirlerini zenginleştirebilmelerindedir.
Dolayısıyla ‘modern’e bu serinkanlılıkla bakan günümüz sanatının modern sanat akımlarından sadece biri olan ‘modernizm’de ısrarı da çok sağlıklı bir durum değildir. Bu, ancak bir geç-modernlik davranışı, gençlik hevesi ya da mesleki abartı olarak anlaşılabilir. Sanatı ve sanatçıyı kendi tarihselliği ve özgünlüğü içinde anlarken, artık büyük ölçüde bir özentiye dönüşen bohem yaşantı ve sanat tarzını sanatın ölçüsü, göstergesi olarak yorumlamamalıyız. Bu, kendi zamanımızın ve koşullarımızın sanatını yaratarak onu yarına taşımamızın çok önemli yol açıcılarından biridir.






