Zaman geçtikçe kitabı okuyanların sayısı arttı ve Moby Dick kendine bambaşka toplumsal katmanlardan gelen farklı okurlar buldu.
Moby Dick’in okunması zor bir roman olduğu pek doğru olmasa gerek çünkü bu deniz romantizmi ilk yayımlandığı dönemlerde ofis çalışanlarından denizcilere ve çocuklara kadar epey geniş bir okur kitlesi tarafından gayet severek okundu.
Şu sıralar Herman Melville’in 1851 yılında yayımlanan ünlü romanının biyografisini yazıyorum. Öğrendiğim en önemli şeylerden biri, Moby Dick’in öyle sanıldığı gibi zor bir kitap olmadığı. İddiamda ısrarcıyım çünkü çok sayıda okurla konuştum, niçin Melville’in bu romanını seçtiklerini ve okuduktan sonra yaşamlarında nasıl değişikler olduğunu sordum.
Moby Dick’in her zaman aşırı yoğun, zaman alıcı, sıkıcı ve tuhaf olduğu söylenir. Oysa kitabın böyle tanınmasının tek sebebi, 1920’li yıllarda akademiden bir avuç “elit” Anglo-Amerikan okurun, belli bir okur grubunu daha alt kademede gördükleri öteki okurlardan ayırt etmek için böyle uydurmalara başvurmuş olmaları.
Edebiyat profesörü Paul Lauter, 1994 yılında uzun bir makale kaleme aldı ve Amerika’ya özgü bir edebiyat geleneği oluşturmak isteyen milliyetçi akademisyenlerin Moby Dick’i kasıtlı olarak nasıl klasik statüsüne yükselttiklerini anlattı. Halbuki önceden kitabı okuyanlar nasıl bir anlatıyla karşı karşıya olduklarının farkındaydı: Deniz romansı olarak bilinen kurmaca türünün biraz yoğun ve iddialı bir biçimi.

Kitabın yayımlandığı 1851 yılında romans kelimesinin anlamı şimdikinden farklıydı. Noah Webster’s Dictionary’ye göre romans, “yaşamın gerçeklerinin ve sınırlarının, sıklıkla da olasılıkların ötesine geçen hayal ürünü ilişki ya da hikâyelerdi.”
Melville’in ismi Moby Dick yazılmadan dahi biliniyordu çünkü kurgusal olmayan ilk romanı Typee (1846) Güney Pasifik’teki esarete dair egzotik betimlemeleriyle Atlantik’in de ötesine geçmiş ve çok satanlar listesine girmişti. Yayıncısına gönderdiği mektupta Moby Dick’ten şu sözlerle bahsetti: “İspermeçet balinası avcılığı hakkındaki vahşi efsaneler üzerine kurulu bir macera romanı.”
Melville’in alaycı davrandığı kanısına kapılabilirsiniz ama bence ciddiydi. Sadece kitabı satabilmek için göründüğünden çok daha fazla ticari potansiyeli varmış gibi davrandı.
Romanın Amerika’daki ilk okurları genellikle bu kurmaca türünden hoşlanan ve masalarına zincirlenmişken uzak diyarları hayal etmekten haz duyan orta sınıf profesyonelleriydi. Bunu nereden mi biliyorum? Biliyorum çünkü ilk yüz elli baskının izini sürdüm ve soyağacı sitelerinin, imzaların, tarihlerin, mekânların yardımıyla sahiplerinin kim olduğunu ya da ne işle meşgul olduklarını buldum.
İşin tuhafı Moby Dick’in 1860’lı yıllarda tarihsel kayıtlardan hani neredeyse silinmiş olması. Üstelik bunun tek sebebi yayıncının depolarında çıkan yangın değildi. Fakat sessizlik ve yokluk birbirinden farklı şeylerdir. Satış rakamlarından yapılan üstünkörü bir çıkarım hâlâ Moby Dick’ten hoşlanan okurlar olduğunu gösteriyordu.

Moby Dick’in ilk okurları
Araştırmalarıma göre Moby Dick’in ilk okurları arasında yetişkinler kadar çocuklar da var. Roman anılarda, kurgularda ve çocuk edebiyatında karşımıza çıkıyor. Kitaptan türetilen oyunlarla meşgul oldular, kütüphaneden aldıkları ciltleri haşat ettiler, sayfa boşluklarını garip ve ürkütücü çizimlerle doldurdular, yetişkinlerle birlikte yüksek sesle okudular. Hatta Moby Dick’in kendisi, Clara Florida Guernsey’in The Merman and the Figure-Head (1871) ismini taşıyan deniz kızlarıyla ilgili Noel masalında bir rol kaptı.
Yani hedef kitle olarak akademik okurları değil de çocukları ele aldığımızda karşımıza bambaşka bir Moby Dick çıkıyor: Romanın oldukça basit ve bir o kadar da heyecan verici bir konusu var, anlatım gayet neşeli, dolayısıyla da kolay okunabilir, temel işleviyse öğretmek ve eğlendirmek.
Üstelik kitabın işçi sınıfından da hatırı sayılır bir okur kitlesi olmalı ki, kitabın ana fikrine Robert Starbuck’ın The Mad Skipper’ı (1866) ya da Captain Barnacle’ın Péhe Nu-é’si (1877) gibi akademik olmayan okurların severek okuduğu bir dizi seri üretim gerilim romanında da rastlıyoruz. Üstelik belli aralıklarla güvertede de görülür. Bir denizci, geleceğin denizde geçen macera romanları yazarı Louis Becke, romandan Samoa Adalarındaki Apia’da, kitabı beraberinde getiren ve kaptanla birlikte yüksek sesle okuyan “tatlı huylu, ufak tefek bir İngiliz Hanmefendisi” aracılığıyla haberdar olur. Ve bu olayı kitabın 1901 tarihli yeni basımının önsözünde anlatır.
Zaman geçtikçe kitabı okuyanların sayısı arttı ve Moby Dick kendine bambaşka toplumsal katmanlardan gelen farklı okurlar buldu. Edebiyat profesörü Hershel Parker’ın Northwestern-Newberry baskısına yazdığı “tarihsel not” işte bu okurlardan bazılarının izini sürüyor.
20. yüzyıla gelindiğindeyse roman hemen hemen bütün Avrupa’da yükselişe geçti. Okyanusun öteki yakasındaki okur kitlesi daha ziyade burjuva sınıfından oluşuyordu ama romanın genel itibarı bir klasik değil, farklı bir deniz romansı biçiminin ustalıklı bir örneği olduğuydu. 1920’li yıllardaysa The Sea Beast isminde bir sessiz film uyarlaması çekildi ve kitap bu sayede inanılmaz bir bilinirliğe ulaştı. Okurlar nezdinde kitap akademik olarak incelenip analiz edilecek karmaşık bir metin değil, adeta nasıl yaşanması gerektiğini anlatan bir rehberdi. Bu dönem yazılmış olan seyahat anlatılarında, mektuplarda, roman, şiir ve anekdotlarda Moby Dick’e ilişkin yüzlerce referans buldum.
Moby Dick’i bir klasik olarak değil de, herkesin severek okuyabileceği bir macera romanı olarak gören bu okurların varlığını görünür kılmak, farklı bir Moby Dick imgesine olanak veriyor. Öyle ki, artık Everest gibi ulaşılması güç zirvelerde değil, günlük hayatın coşkuları ve tutkuları içinde dolanabilir, akademik elitlerin kütüphanelerinden çıkıp halk arasına karışabilir.






