Orkalar
Katil balinalar olarak da bilinen orkaların öteki balinalardan en belirgin farkı birlikte hareket etmeleri. Gruplara dişiler önderlik yapıyor. Kültürleri olduğu, bunu nesilden nesile aktardıklarıysa artık bilinen bir gerçek. Aile ve sevgi bağları var. Öyle ki yavrusunu kaybeden bir anne orka haftalarca, bazen aylarca yavrusunu beraberinde taşıyor, ondan ayrılmıyor. Yas olarak nitelenen bu durumda ailenin geri kalanı sessizce anneye eşlik ediyor. Sanmıyorum ki bizim ki gibi doğulu toplumlarda olduğu gibi ölenle ölünmez, başka yavruların da olacak, kendine bakmalısın diye dert ortaklığı yapan, annenin yasını engellemeye çalışan bir orka olsun.
Acı acıdır, bir gün dineceği doğrudur. Hiçbir zaman yok olmayacağı da. Yeryüzünde bizden başka yaşayan canlıların yaşamını anladıkça kendi ahmaklığımızdan utanacağımız günlerin hasretini çekiyorum.
Bu arada izlediğim belgeselde dünyada ilk kez kaydedildiği söylenen bir şey izledim. Orkalar, başka bir balina türüne ait kaybolmuş bir genç erkek balinayı evlatlık edinip avlanmayı da öğrettiler ki onlarla yaşamak istedim.
Replik
Sebastian Borensztein’in yönettiği 2019 yapımı Kahramanca Kaybedenler (Heroic Losers) filminden bir repliği not etmişim:
“Hepimiz çalışkan insanların, dürüst insanların, kurallara uygun yaşayan insanların nihayetinde ahmaklaştığını biliyoruz.
Biz ahmakların alışkın olduğu suistimal, bir gün bizi ezip geçmeye başlar. Yeter diyene kadar.”
Aile olmak ya da olmamak
Evlat edinmenin bin bir yolu var. Nedeni de. Hirokazu Kore-Eda’nın Arakçılar filmindeki Yuri’nin evlat edinilme süreci gibi çarpıcı tesadüflere bağlı olanlar da.
Yoksulluk nedeniyle hırsızlık yaparak ayakta kalmaya çalışan bir ailenin öyküsü bu. Aile nedir, ne kadar uygun bir yapıdır, neye benzerin alttan alta sorgulaması gündelik hayatın akışının işlenmesiyle sade bir biçimde verilmiş. Yuri, orkaların arasında ve hırsızlığa ek olarak sevilmeyi, benimsenmeyi, ait olmayı ve hayatta kalmayı öğreniyor.
Son derece sıradanmış gibi akıp giden aile hayatının sürprizlerle dolu olduğunu sonlara doğru anlıyoruz. Aile olmak zorunluluk olduğu kadar seçim de olabilir mi? Bizden farklı olandan korkmadan, ürkmeden yaşamak mümkün olacak mı? Diller, inançlar, kültürler, tercihler paylaşmalı, isteyene aktarılmalı. Herkesin birbirine benzemesi şart olmamalı.
Sahil yolu
Balkonlardaki çamaşırlar bayrak gibi sallanıyor. Duvardaki kendi gölgeleriyle birleşip dans ediyor. Duvar boyunca gölgeleri takip ediyorum, bu ince dar sokak beni sahile götürüyor.
Egenin neredeyse tüm kasabalarında yollar denize açılır. Eskiden nasıl olduğunu düşünüyorum. Yolların hâlâ Arnavut kaldırımı olduğu, asfaltlanmadığı, plansız giderlerin su taşkınlarına neden olmadığı eskiyi. Birden fazla dilin konuşulduğu, pembe yanaklı kızların çamaşır astığı, yanık delikanlıların sevda türküleri çağırdığı eskiyi. Karpuzun kovayla kuyuya indirildiği, gün batarken sofraların kurulduğu eskiyi. Burnuma rakı kokusu geliyor. Sabah sabah şaşırıyorum, düşlerin kokusu olur mu.
Çöpün içinden siyah bir kedi fırladı. Aradığını bulmuş olmalı ki yere iner inmez gerinmeye başladı. Kedicik dedim, yeşil gözlerini dikip bakmaya başladı. Gözlerinin yeşilliği karaya dönmeden bakışımı yere indirdim. Kalın bir miyav sesiyle bakıştık yine. Arkasını döndü ve gitti.
Sahile yürümeye devam ettim.
Stalker
Stalker unutulmaz bir film. Tarkovski herkesin mutlu olmak istediğini söyletirken aslında dünyada mutlu insan olmadığının da altını çiziyor. Dante’den alıntı yapmış. Nasıl ki cehennem ve araftan sonra Beatrice ile cennette karşılaşmıştı Dante, Tarkovski’nin karakterleri de her dileğin gerçekleştiği odaya doğru giderken cehennemden sonra arafta yol alıyorlar. Onlar tutkularını yüceltip sıradanlaştırmadıkları için Beatrice’lerini cennet yerine kendi içlerinde bulmak zorundalar. Yani her şeyin başladığı yerde.
Sıradan insanları değiştirmek ister Tarkovski. Ama onların kendisini değiştirip onlara benzemekten korkar. Bilir ki ötekiler hiçbir şey bilmez istemez, tek istedikleri tüketmektir.
Gerçekte hayal edilen şey başkadır, elde edilen şeyse bambaşka. Yönetmenin hayatı gözden geçirip kendimize inanmaktan başka bir önerisi olmamış bu filmde.

Bachmann
Dermanı Ingeborg Bachmann’da buldum. “Acımı seviyorum. Beni farklı kılıyor,” demiş. Olasılıklı olanla olmayanın etkileşimiyle seçeneklerin genişleyeceğine inanmış. Ona göre de yaşamış.
Bachmann’ın düşündükleri, yazdıkları, yaşadıkları hem kendisiyle hem yaşamıyla uyumlu. Bir kadın olarak az seçeneğe sahip, ev hayatının cenderesine ve bir erkeğin gölgesine mahkûm iken kanatlanıp yolunu bulabiliyor. Koşullar, insanlar ve ortam bunu bir şekilde olanaklı kılmış.
Gelelim 2024 yılındaki biz kadınlara. Başkalarına bağımlı olmadan yaşayabileceğimiz hayatımızı sürdürebilmek için evlerimizde olmasa da işlerimizde kurallara uygunluk zorunluluğundan kaçamayacak kadar hapisiz. Coğrafya kaderdir sözünden hiç hoşlanmasam da bu bağlamda kabul etmekten başka bir seçenek yok gibi.
Anlamak
Önemli olan yargılamak değil anlamaktır. Bunu Spinoza dememiş olsaydı da söyleyebilirdim. Anlama çabasının ise erdemin ilk ve tek ilkesi olduğunu söyleyebilmek içinse Spinoza olmalıydım.
Ağıt
Bir yıldız kaydı
Ayın solgun ışığı
Yapıncak mıydı






