Ayrılıktan sonra yol nereye götürürse oraya gidiyor gezgin. Gittiği, vardığı yer önemli ama “yolda olma” hâli asıl onu değiştiren, dönüştüren.
İthaka'ya doğru yola çıktığın zaman,
dile ki uzun sürsün yolculuğun,
serüven dolu, bilgi dolu olsun.
Kadir Işık’ın son kitabı Yolda Olmak, Konstantinos Kavafis’in “İthaka” şiirinin bir dizesiyle başlıyor. Alıntıladığım, bu şiirin ilk dizesi. Kavafis, Homeros’un yazdığı İlyada’dan esinlenerek birkaç şiir yazmış fakat İthaka, Odysseia’dan ilhamla kaleme aldığı tek şiir. Belki de bu yüzden bu kadar vurucu, etkileyici. Kavafis, bu şiirinde, Odysseia’nın savaştan sonra memleketine, İthaka’ya dönüşünü, yolculuğunu konu ediniyor. Daha doğrusu, eve yolculuk üzerinden Odysseia’ya ve “yolda olanlar”a öğüt veriyor.
Odysseius, İthaka’ya olan yolculuğunda zorluklarla, engellerle karşılaşır. Evine döndüğünde ise karısı kendisini tanımaz, böylece başka güçlüklerle mücadele etmeye başlar. Odysseius’un bu değişimi, kendi içine bir yolculuğun, kendini, yaşamı tanımanın bir yansımasıdır. Kavafis, şiirinde bunu destekler:
Ne Lestrigonlara rastlarsın,
ne Kikloplara, ne azgın Poseidon'a,
onları sen kendi ruhunda taşımadıkça,
kendi ruhun onları dikmedikçe karşına.

Kadir Işık’ın “yolda olan” kahramanıyla Tiflis’te, bir otel odasında tanışıyoruz. Sadece onunla değil, bir sonraki şehre geçmeden yollarını ayıracakları sevgilisiyle de. Birkaç satır sonra okuyacağımız yola tek başına çıkma isteği, belki de bu ayrılığın habercisi. Gezgin, ayrılıktan sonra Tiflis’ten Bakü’ye, Tebriz’den Kirmanşah’a, Süleymaniye’den Midyat’a Doğu’nun “altın şehirleri”ni dolaşıyor. Onunla birlikte biz de pek çok şey öğreniyor, keşfediyoruz. Birbirine yakın medeniyetlerin, halkların kültürel benzerliklerini, farklılıklarını, sorunlarının aynı kökten beslendiğini okuyoruz. Ülke sınırlarının aynı coğrafyada, aynı topraklarda yaşayan insanları böldüğünü, toplumları birbirinden ayırdığını, düşmanlaştırdığını, yabancılaştırdığını... Ve her şeyin ne kadar tanıdık olduğunu. “...Birçok yerde ezilen, dışlanan halkların basit, en temel istekleri hep aynı, değişmiyor. İran’da yaklaşık otuz beş milyon Türk yaşıyor. Ermeniler dışında İran’da yaşayan hiçbir halkın anadilde eğitim hakkı yok. Türkler de Kürtler de bu temel haklarını her gösteride talep ediyorlarmış ama nafile.” Birbirine yakın toplumların aynılığı ya da benzerliği elbette sadece sorunlar üzerinden okunmuyor. Tebriz’de çayı açık ve kıtlama şekerle içen gezgine bırakıyorum yine sözü: “...Çayın böyle içildiğini ilk kez Van ve çevre illerde görmüştüm. Birbirine yakın bölgeler, dünyada hiçbir ülkede sınırların iki yakası arasında bariz farklılıklar olmuyor, iklim bile Van’la benzerlikler taşıyor.” Yolda Olmak, bize, toplumların tarihlerinin edebiyata, sanata nasıl yansıdığını, günümüze nasıl taşındığını öğretiyor. Kadir Işık’la ya da onun kahramanıyla beraber Ortadoğu insanının evine, sofrasına konuk oluyor, çarşılarında geziyoruz. Alıntıladığım dizedeki öğüt, gezginin yolculuğuyla birlikte hem ona hem bize ulaşıyor. “Dile ki uzun sürsün yolculuğun/Serüven dolu, bilgi dolu olsun.”
Örnekleri çoğaltabilir, kitap sayfalarında gezinmeye devam edebiliriz fakat ben Kavafis’in şiirinden, insanın kendini tanıma yolculuğu bağlamında yazıyı sürdürmeye ve felsefeyle, felsefenin anlamıyla ilişkilendirmeye çalışacağım. Tiflis’te tanıştığımız gezgin, kitabın hemen ilk paragrafında yola tek başına çıkmak istediğini söylüyor. Sevgilisiyle arasındaki uçurum, farklılıkları mı onun bu isteğinin sebebi yoksa kendini tanımasına mı ihtiyacı var? Belki ve muhtemelen ikisi de. Tam burada, Şiraz’da, bir otel odasında dinlenen gezgine kulak verelim: “İnsan her yerde aynı, çok küçük farklılıklar var, beni cezbeden de sanırım o küçük farklılıklar. Şimdi tek derdim yer değiştirmek, farklı insanlar görmek, değişik kültürlerin içinde bulunmak ve kendimle, kimsenin bilmediği, tanımadığı kendimle yolculuk yapmak, kendimi tanımak.”
Ayrılıktan sonra yol nereye götürürse oraya gidiyor gezgin. Gittiği, vardığı yer önemli ama “yolda olma” hâli asıl onu değiştiren, dönüştüren. Sınırlarda tedirginliği, sıcağın bunaltması, ülkelerin kuralları, insanların değişik alışkanlıkları gibi pek çok etkileyen şey de var onu. Yolda öğrendikleriyle, keşfettikleriyle birlikte... Tüm bunlar belleğimde Odysseius’un eve dönüş yolunda karşılaştığı zorlukları, engelleri ve bunların onu nasıl değiştirdiğini hatırlatıyor. Odysseius’ın on yıl süren eve dönüş yolculuğundaki güçlükler onu yıldıramayacak, memleketine varma çabası hep sürecektir. Kavafis, Odysseius’a İthaka’nın aklından çıkmamasını öğütlerken yolculuğunun uzun sürmesini, bu süreçte kazandığı zenginliklerin farkında olmasını da hatırlatır. İthaka, “yolda olan” için kendini ve yaşamı tanımanın, bilginin çekirdeğinin var olduğu yerdir. Ama asıl öğretici olan yoldur, yolculuktur:
Hiç aklından çıkarma İthaka'yı.
Oraya varmak senin başlıca yazgın.
ama yolculuğu tez bitirmeye de kalkma sakın.
Varsın yıllarca sürsün, daha iyi;
sonunda kocamış biri olarak demir at adana,
yol boyunca kazandığın bunca şeylerle zengin,
İthaka'nın sana zenginlik vermesini ummadan.
“Yolda olmak” ya da “yola çıkmak”, aynı zamanda felsefede hakikatin, bilginin peşinde koşmak anlamı taşır. Felsefe, sözcük anlamıyla bilgiyi sevmek, sizde olmayan, size ait olmayan bir şeyi aramak, onun peşinde koşmaktır. İlk filozofların Miletos’tan Doğu Akdeniz sahillerine, Mısır ve Mezopotamya uygarlıklarında yaratılmış, keşfedilmiş olan geometri, astronomi gibi bilgi alanlarını öğrenmek üzere yola çıkmaları, öğrenme amacıyla yola çıkmaktır. Öğrenme amacıyla yola çıkmak ise, genel anlamda, yaşadığınız kültürün size artık doyurucu gelmemesi, yaşadığınız kültürde aradığınızı bulamamanızdan kaynaklanır. Yolculuk, sorgulama ve eleştirme ile sürer. Bu bağlamda Yolda Olmak kitabının öykü kişisi, bir filozof düşünüşüyle, bakışıyla yoldadır. Yazının başlarında gezginle birlikte öğrendiğimiz şeylerden kitaptan alıntılarla söz etmiş, Kavafis’in, şiirinde bilgi, bilgelik üzerinde ne kadar çok durduğunu anlatmaya çalışmıştım. Öyleyse şiirin ve Odysseius’un yolculuğunun (ve dönüşümünün) felsefi yanının olduğunu söylemek yanlış olmaz kanımca. Gezgin, Persepolis’te tam da bu kesişim noktasında duruyor. Sözü ona bırakalım: “Persepolis yaşayan antik bir kent, orada, o ânâ kadar öğrendiğim birçok şey beni dönüştürdü, farklı bir noktaya taşıdı. İnsanlığın, yaşamın, ritüellerin başladığı yerdeyim. Çok gezen mi çok okuyan mı bilir sorusu tam da orada, taşların arasında gizli kalmış tarihin izlerini takip ederek ortaya çıktığında gezmenin ve okumanın birbirini tamamlayan, ayrılmaz bir ikili olduğuna yeniden inandım.”
Eksiklik duygusuyla yola çıkan filozof, hakikate, bilgiye ulaşmak için araştırma, öğrenme, kendini bulma arayışı içindedir. Felsefede bu yolun sonu yoktur, filozof hakikate, bilgiye ulaşmış değildir. Önemli olan, değerli olan, arayış ve bu arayışı sürdürmektir. Prof. Cengiz Çakmak, bununla ilgili şöyle der: “Ksenophanes’in kavrayışında filozof, hakikat yolunda uzun ve zahmetli yolculuklara katlanan bir Odysseius’tur; ama varacağı bir İthaka’sı yoktur.” Ksenophanes’in bu kavrayışı, Kadir Işık’ın öykü kişisinin “yolda olma” anlayışıyla paralel. Öykü kişisinin karakteri, eski sevgilisi gibi turist olmak üzerine kurulu değil. Kentlerin bilinen, tanınan yerlerinden ziyade toplumu ve halkları anlayabileceği, öğrenebileceği yaşam alanlarının izinde. Kendini “gezgin” olarak tanıtmasının sebebi bu. “Meraklı” sıfatı ise Ksenophanes’in kavrayışına paralel olduğunun göstergelerinden biri. “Sadece meraklı bir gezginim, yeni yerlerde bana uzak kültürlerde, farklı insanlarda yaşamı, kendimi, dünyayı anlamaya çalışıyorum.” Kitabın son durağı Midyat, gezgin oradan Mardin’e geçme gayesinde ama işler umduğu gitmiyor. Ön camında Gaziantep yazan otobüse atlıyor. Bize son söylediği, “Yol nereye götürürse...” Felsefe ile gezginin yolculuğu birlikte sürüyor, kitaba başlarken okuduğumuz Kavafis’in şiirinin o dizesi de anlam kazanıyor.
Sana bu güzel yolculuğu verdi İthaka.
O olmasa, yola hiç çıkmayacaktın.
Ama sana verecek bir şeyi yok bundan başka.






