Irk, siyahi karakterlerin baskın olmadığı Hamlet, Macbeth ya da Romeo ve Juliet gibi oyunlarda bile dramatik yapıda yer alır.
William Shakespeare yaşadığı süre boyunca pek çok eser kaleme almış ve bu eserlerinde toplumsal cinsiyet, bağımlılık, cinsellik, akıl sağlığı, sosyal psikoloji, cinsel şiddet, antisemitizm ve elbette ırk da dahil olmak üzere günümüzde hâlâ geçerliliğini koruyan önemli konulara temas etmiştir. Fakat Shakespeare ve ırk dendiğinde akla ilk gelen muhtemelen Othello’dur – Othello değilse de Venedik Taciri, Antonius ve Kleopatra, Fırtına ya da yazdığı ilk kanlı trajedi Titus Andronicus.
Saydığımız bu beş eser, Shakespeare üzerine araştırma yapan akademisyenler arasında onun ırkla ilgili oyunları olarak bilinir ve hepsine karşımıza Othello gibi siyahi, Shylock gibi Yahudi, Caliban gibi yerli ya da Kleopatra gibi Afrikalı siyahi karakterler çıkar. Peki Shakespeare, Hamlet ve Macbeth gibi siyahi karakterlerin baskın bir role sahip olmadığı oyunlarında ırkla ilgili neler söyler? Çünkü bu konu üzerine çalışan her akademisyenin bildiği üzere Shakespeare, oyunlarının tamamında bir şekilde ırk konusunu ele alır.
Ne de olsa her insan illa bir ırka mensuptur ve Hamlet’ten Hippolyta’ya kadar Shakespeare’in hayat verdiği bütün karakterlerin de illa ırksal bir kimliği vardır.
Shakespeare’s White Others adlı kitabımda sadece bu beş oyundaki değil bütün Shakespeare oyunlarındaki ırksal bölünmeleri ele aldım ve işte, Shakespeare ve ırk dendiğinde bilinmesi gerekenler:
Shakespeare’den hiç kimse korkmamalı
Uzun süre Shakespeare’den korktum ve bu konuda yalnız değildim.
James Baldwin, 1964 yılında yayımladığı Shakespeare’den Nefret Etmeyi Neden Bıraktım? başlıklı denemesinde Shakespeare oyunlarına karşı geliştirilen bu içsel direnişi detaylandırır. Baldwin, çoğu insan gibi kendisinin de, okul çağındayken Shakespeare’den nefret edilmesine sebep olan eğitim anlayışının bir kurbanı olduğunu yazar. Fakat Baldwin’in Shakespeare yazınına olan hoşnutsuzluğu aslında yazarın kendisinden değil, daha ziyade eserlerinin ve edebiyatının etrafındaki elitist duruştan kaynaklanır. Ama nihayetinde Baldwin’in de farkına vardığı gibi Shakespeare hiçbir zaman “ona yapılan zulmü” temsil eden bir yazar olmamıştır. Oyunlarında ne kadın düşmanlığı vardır, ne cinsiyetçilik, ne de ırkçılık. Aksine, etrafında olup bitenleri dikkatle gözlemler ve oyunları vasıtasıyla daha iyi bir dünya umudunu dile getirir.

Shakespeare’in eserleri sosyal adaletsizliği gözler önüne serer
Yazarın ilk siyahi karakteri olan Aaron, Titus Andronicus’ta karşımıza çıkar. 16. yüzyıl sonlarına doğru yazılan bu oyunda Roma’nın beyaz imparatoriçesi Tamora, kocası imparator Saturninus’u Aaron ile aldatır ve bu durum ancak Tamora’nın doğum yapmasıyla ortaya çıkar. Bebeğin gerçek babasının kim olduğunu bilenler Aaron’u kendi oğlunu öldürmeye teşvik ederler ancak Aaron bunu reddederek oğlunu korumayı tercih eder.
Çocuk ekseninde gelişen bütün bu dramın ortasında Shakespeare dördüncü perdede siyahi olmakla ilgili çok güzel bir savunmada bulunur. Bütün kültürel normlara meydan okumadan önce, “Siyah aşağılık bir renk mi,” diye sorar Aaron ve daha sonra devam eder: “Bütün renklerden daha güzeldir kömür karası / Çünkü başka renk barınamaz içinde.”
Shakespeare’in başka hiçbir oyununda, Othello’da bile, siyahi olmanın güzellikle ama aynı zamanda güçle eş değer oluşu karakterler tarafından bu denli ustalıklı bir biçimde ifade edilmez.
Beyaz olmanın gücü
Irk, siyahi karakterlerin baskın olmadığı Hamlet, Macbeth ya da Romeo ve Juliet gibi oyunlarda bile dramatik yapıda yer alır. Shakespeare bunu, beyaz ırka mensupluğun bir kimlik olarak oluşmasını ve sürdürülmesini tasavvur ederek yapar. Bir anlamda karakterlerine bazı ırksal benzerlikler atfederek ırkın nüanslarını detaylandırır ve ırksal farklılıkları görünür hale getirir.
Tıpkı günümüzde olduğu gibi Shakespeare’in yaşadığı dönemlerde de beyaz ırka mensup olmanın varsayılan üstünlüğü, sosyal statünün ancak egemen kültür normlarına göre müzakere edilebileceği anlamına geliyordu. Mesela çoğu oyununda “beyaz elleri” saflığın ve ırksal üstünlüğün simgesi olarak kullanırken karakterlerini de “beyaz” ya da “adil” olarak tanımlar ve bu şekilde ırka dikkat çeker. Siyahıysa, kendi dönemini yansıtacak şekilde, lekelenmiş olmanın simgesi olarak kullanır.
Genç bir beyaz kadın olan Hero, nişanlısını aldatmakla suçlanır ve hem Claudio hem de babası Leonato tarafından iffetsiz olduğu gerekçesiyle ayıplanır, hatta babası, mürekkep çukuruna düştüğünü söyleyerek cinsel saflığının lekelendiğini ima eder. Dolayısıyla bu oyunda Hero, sanki üstüne mürekkep dökülmüş de lekelenmiş bir eşya muamelesi görür ki, bu durum yasal anlamda önce babalarının ardından kocalarının malı sayılan 16. yüzyıl kadını için olağandır.
Shakespeare ve ırk üzerine yapılan araştırmaların geleceği
Profesyonel yaşamlarının büyük bir kısmını Shakespeare’in yaşadığı dönemde ve dolayısıyla Shakespeare eserlerinde ırkçılığı araştırmaya adayan pek çok akademisyen ve dramaturg var. Mesela California Üniversitesi’nde (UCLA) İngilizce profesörü olan Arthur L. Little Jr., 2000 yılında yayımlanan Shakespeare Jungle Fever: National-Imperial Re-Visions of Race, Rape, and Sacrifice isimli kitabında İngiliz emperyalizmini, ırk ayrımcılığını önceleyen beyaz kimliğini ve siyahi erkeklerle ilgili cinsel mitleri araştırır.
Oyun yazarı Anchuli Felicia King ise Othello üzerine hiciv niteliği taşıyan 2020 tarihli Keene’de, beyaz olmakla ilgili modern bir eleştiri sunar. Oyunda Japon müzikolog Kai ile siyahi doktora öğrencisi Tyler, beyaz elitlerle dolu bir Shakespeare konferansında tanışırlar. Tyler tezini yazmaya, Kai ise Tyler’a odaklanmıştır. Aşık olurlar ancak Tyler – tıpkı kendisinden önceki bütün Othellolar gibi beyaz sırdaşı Ian’ın ihanetine uğrar.
Bir başka örnekse 2019 yılında siyahi kadınlar tarafından sahneye konan, kadrosunda tek bir beyazın bile yer almadığı, İngiliz tiyatro sanatçısı Adjoa Andoh tarafından yönetilen ve bizzat Andoh tarafından “insanoğlunun evrenselliği üzerine bir düşünce deneyi” olarak nitelenen II. Richard versiyonu.
Çeviren: Fulya Kılınçarslan






