Perestiş
16 Temmuz 2019 Öykü

Perestiş


Twitter'da Paylaş
0

Tarihler 12 Ocak 1959'u gösteriyordu. Yeşil gözlü, hatları ince, hafiften kalkık burunlu, uzun dalgalı saçları ve kıvrık kirpikleri olan yirmi üç yaşında, güzel bir genç kızdı Suzan. Üniversite hayatı çok başarılı olmuştu, iyi dereceyle mezun olmuştu. Şimdilerde nerede öğretmenlik yapacağının merakı ve heyecanıyla yanıp tutuşması gerekirken hastane köşelerinde bedeninin hastalığa karşı olumlu cevap verip vermeyeceğinin telaşı içinde günlerini geçiriyordu.

Öyle güzel yetiştirilmişti ki Suzan, ağzından dökülen kelimeleri tane tane seçebiliyor, onun okumuş, kültürlü birisi olduğunu hemen anlıyordunuz. Amansız hastalık gelip bulmasaydı onu, kim bilir neler başaracaktı Suzan. Her şey güzeldi de tek bir şeyin eksikliğini duyuyordu: birisine duyulan sevginin. Birini sevince insanın güç bulduğunu, derdinin yok olup gittiğini anlatırdı okuduğu romanlar  ona. O da başındaki bu derdin sevgiyle geçip gideceğine inanmak istiyordu, sevince hangi dert çözüm bulmazdı ki? Her şeyden önce birini insan olduğu için severdi Suzan, ona değer verip düşüncelerini sıkılmadan dikkatle dinlerdi.

Ertesi gün şiddetli bir yağış olacağının habercisi olan kızıl bulutlar, gecenin karanlığıyla bütünleşiyordu. Nedense Suzan böyle gecelerde içindeki huzursuzluğun biteceğini ve mucizelerle dolu bir güne uyanacağını düşünürdü hep. Bu sefer beklediği mucizenin onu bulacağını en derinden hissetti ve içini tarifsiz bir sıcaklık kaplarken gökyüzünün kızıllığı gözlerinde uykusuzluktan oluşmuş kırmızı damarlara karışıp gitti.

Tan yavaş yavaş ağarıyor, hafif bir esinti acıların şahidi hastane bahçesini tatlı bir heyecanla yalayıp geçiyordu. Hemşireler kendi aralarında Peyami Safa'nın öğrencilere söyleşi niteliğinde bir konferans düzenlediğini konuşuyorlardı. Suzan bunu duyunca öyle mutlu oldu ki en sevdiği kitaplar aklına geldi: Matmazel Noraliya'nın Koltuğu, Yalnızız, Biz İnsanlar.

Söyleşiye katılmaya karar verdi. Salona doğru girdiğinde, üniversite öğrencileri büyük bir heyecanla Peyami Safa’yı bekliyor, onun hayatından ve eserlerinden konuşuyorlardı. Söyleşi başladı, yazar dokuz yaşında yakalandığı kemik veremi yüzünden iyi bir eğitim alamadığından bahsediyordu. Suzan bunu duyunca üzüldü, yazarın böyle bir hastalığı olduğunu biliyordu ama onun ağzından dinlemek onu oldukça kederlendirmişti. Dinlediği hayat hikâyesinden sonra güçlü durmaktan asla vazgeçmemesi gerektiğini kendine bir kere daha hatırlattı. Bunları düşünürken ağlamış olduğunu fark etti, yanakları ıslaktı.

Yanında oturan genç adamın ismi Çetin’di, onunla birlikte ağladığını fark etti. Söyleşi çıkışı Çetin’le tanıştılar ve o gün anladı ki, o heyecan dolu bekleyiş Peyami Safa’yı görmesiyle birlikte mutlulukla taçlanmış, yerini huzura bırakmıştı. Saçları dökülmüştü belki Suzan’ın ama yine de güzelliğinden hiçbir şey kaybetmemişti. Çetin onun güleryüzüne, bitmek bilmeyen enerjisine ve ümit veren sözlerine âşık olmuştu. Onun da mucizesi gerçekleşmişti Suzan’a kavuştuğunda. İki kanser hastası genç âşık birbirinde hayat bulmuştu, aralarındaki sonsuz sevgi bu hastalığı yenmişti ve bizlere bir kez daha sevginin her zaman kazanan olduğunu hatırlatıyordu. Şimdi semaverdeki sıcak çayın buharı, taze ekmek ve poğaça kokusu mutfağı mis gibi bir kokuyla sararken Suzan ve Çetin evlendikleri hafta çekilen siyah beyaz fotoğraflarının asılı olduğu duvarın altında kahvaltılarını yapıyorlardı.

Çetin, Suzan’a, ''Senin saçların mı kısaldı hayatım?'' diye sordu.

Suzan hastalığından sonra, saçlarını uzatmış, bir daha kestirmemişti. Sıcak bir gülümsemeyle eşine döndü ve Peyami Safa'nın şu sözleri döküldü ağzından:
''Büyük bir hastalık geçirmeyenler, her şeyi anladıklarını iddia edemezler,’’ der Peyami Safa, ben ilk başlarda tek başıma bu büyük hastalığı yenmeye çalıştım ve bu hayattaki belki de yaşanabilecek en zor şeyi deneyimledim, sonra sen geldin Çetin, ben seninle sanki yeniden doğdum, sen bana umut oldun, ben de başka insanlara umut olmak için saçlarımı bağışlayacağım, onlar da kırmızıya bulanmış katran siyahı gecelerden mucizelerle dolu bir güne uyansınlar, saf sevgiyi ve dertlerinin ilacını bulsunlar…’’


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR