Masadayız. İrem, Edibe, Ekin, ben. Yemek yiyoruz. Kare masa. Ekin karşımda, İrem yanımda, Edibe çaprazımda. Konuşmuyoruz. Biliyorum, herkesin aklı sessizliği bozacak giriş cümlesini arıyor. Oysaki kaç yıllık arkadaşlarız. Eskiden birlikte sessiz de kalabilirdik. Artık çok yalnızım.
Bir an bir çıtırtı. Ekin’in kafatası çatladı. Göz gözeyiz. Çatlaklardan dokunaçlar çıkıyor. Üç tane. Ahtapotlarınkine benziyor. Benek benek, yapış yapış. Ekin uzaylı mıymış? Dokunaçları bana yöneliyor. Her birimize bir dokunaç diye düşünmüştüm. Oysaki hepsi bana yöneliyor. Sürüden kopup yalnız kalanı kurt kapar.
İrem de Edibe de olanların farkında değil. Ekin sakince yemeğini yiyor. Onunla göz göze gelmeyi bekliyorum. Aslında seslenip bu dokunaçların işlevini ve niye bana yöneldiklerini sorabilirim. Bir yandan sessizliği bölmek istemiyorum. Neler olacak merak ediyorum.
Dokunaçlar alnımda. Kafatasımı delip geçmek ister gibi bir tavırları var. Aklımda ne yapacaklarsa artık. İzin vermiyorum, kafatasım sağlam, kararlıyım. Zihnimde yabancı istemiyorum. Yalnızlığımdan bıktım ama çözümü bu değil.
Dokunaçlar eninde sonunda aklıma giriyor. Acaba kafatasım zarar gördü ve ölecek miyim? Üç dokunacın düşüncelerimi karıştırdığını hissediyorum. Ekin başını kaldırmış bana bakıyor. Dokunaçlarının benekleri beynimi öpüyor gibi. Yapış yapış kollar zihnime sarılıyor. İçim ferahlıyor. Dokunaçlar serin. Aklımı sıkmıyor, boğmuyor, sadece sarıyor. Dokunaçlar zihnime sevgi gösteriyor.
Yüzüm gülmüş olmalı ki Ekin de gülümsedi. Dokunaçlar zihnimden çekildi. Kafatasım sağlam. Onları havada görebiliyorum, Ekin’e dönüyorlar. Ferahlık içime yayılıyor. Ekin’in gülüşü derinleşiyor. Sakinleşiyorum. Aklıma düşünceler akıyor. Mücver yanık. Salata çok soğanlı. Sandalye çok rahat. Başım ağrıyor. Hava kararmış. Keşke bugün cuma olsa.