Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

15 Eylül 2023

Edebiyat

Samanta Schweblin ile Yazmak Üzerine: "Yazmadan önce beliren ilk şey bir his, duygusal bir durum."

Jared Jackson

Paylaş

0

0


Okuyun. Ama gerçekten dikkatli bir biçimde okuyun. Okurken bedeninizde ve zihninizde olup bitenleri kelimesi kelimesine anlamaya çalışın.

Jared Jackson: Yazdıklarınız gerçeği ne şekilde ele alıyor? Gerçek ve kurmaca arasında sizce nasıl bir ilişki var?

Samanta Schweblin: “Bizler ancak usulüne uygun bir biçimde icat edilen gerçeklere inanırız.” George Santayana’nın bu sözlerini hep anımsarım. Belki de inandıklarımız aynı zamanda seçtiklerimizdir ve ne zaman inançların sebep olabileceği zararları düşünsem neredeyse bütün “doğrularımdan” kurtulmaya çalışırım. Ama yazmak söz konusu olduğunda kendimden eminim. Herhangi bir anlatı mekanizmasını yazar ve okurun birlikte adım adım ilerlediği, birlikte seyahat ettiği duygusal bir devre olarak düşünmeyi seviyorum. Mesela bir yazar, “Annenin ayakkabıları yastığın üzerinde,” diye yazıyorsa, orada bir yerlerde kendi annesinin ayakkabılarını düşünen bir okur mutlaka vardır. Ve bu okur büyük bir olasılıkla o bir çift ayakkabının ağırlığını, hangi malzemeden yapıldığını, nasıl koktuğunu ve hatta onları yastığın üzerinde görmenin ne denli acı verdiğini biliyordur. Yazarken aradıklarım bu tarz, gayri maddi gerçekler – soyutturlar, ancak okurun kendi yalnızlığında, dolaylı olarak gerçekleşirler.

samanta schweblin

JJ: Yaratma süreciniz nasıl ilerliyor? Heyecanı ve ivmeyi nasıl koruyorsunuz?

SS: Yazmadan önce beliren ilk şey bir his, duygusal bir durum. Spesifik bir şey: kurtulamadığım bir tedirginlik ya da özlem. Yazarlığımın ilk yıllarında bir fikrin aslında bu şekilde belirdiğini fark etmezdim. O zamanlar yazmak için bir fikre sahip olmanın karaktere, olay örgüsüne ya da her şeyi başlatan bir imgeye tekabül ettiğini düşünürdüm. Ama zaman içerisinde bir hissin aslında kendisinden sonra gelecek olan fikrin öncülü olduğunu daha net algılamaya başladım. Peşine düştüğüm zaman dikkat dağıtan her şeyi ortadan kaldırdığını ve tam olarak aradığım şeye odaklanmamı sağladığını gördüm. Nihayetinde yazma eylemini başlatan ve devam ettiren bütün malzeme adım adım ortaya çıkıyor: olay örgüsü, imgeler, karakterler. Ardından hepsi bir araya gelip ilk anda sahip olduğum ve okura aktarmak istediğim duyguyla yazmakta olduğum metnin nihai duygusunu birbirine bağlayan bir köprü vazifesi görüyor. Benim için en önemli unsur bahsettiğim bu nihai duygu, onun yanında her şey önemini yitirip vazgeçilebilir hale geliyor: her şeyi bir kenara kaldırabilir, her şeyi ne kadar istersem o kadar değiştirebilirim, çünkü beni bağlayan tek şey bu duygu.

JJ: Sizin hoşunuza giden fakat okurlarca pek bilinmeyen bir kitap var mı?

SS: Bu yıl Yunan asıllı İsveçli bir yazar olan Theodor Kallifatides’in Another Life isimli kısa bir kitabını okudum. O kadar güzel, ufak, doğru ve açıklayıcıydı ki, bitirir bitirmez en başa dönüp tekrar okudum. Özellikle benim durumumda olduğu gibi kendi kültür ve dillerinden uzak yaşayan yazarların ya da göçmenlerin ilgisini çekebilir. Kallifatides kitabında arkadaşlık, anadil, otorite, aşk ve nostalji üzerine derinlemesine bir düşünce sunuyor. Gerçekten güzel bir kitap ve en azından İspanyolca konuşulan ülkelerde fark edilmediği düşüncesindeyim.

samanta schweblin

JJ: Direniş hareketleri söz konusu olduğunda yazarların etkisi ne olabilir? 

SS: Nihayetinde yazarlar da birer vatandaş ama şöyle bir avantajları var: bazı yazarlar sıradan bir vatandaşa göre çok daha fazla görünürlüğe sahip. Kurmacalar her zaman yazarının sahip olduğu politik görüşü desteklemeyebilir ki, bu bence iyi bir şey. Fakat hepimiz katıldığımız söyleşi ve etkinlikleri ya da okuma toplantılarını bu tarz politik meseleleri dile getirmek için birer fırsat olarak görebiliriz. Metinlerimde şahsi olarak ilgilendiğim bazı meselelerin izlerini sürebilirsiniz; örneğin Arjantin’de binlerce insanın ölümüne yol açan, tarım ilaçlarına yönelik düzenlemeler ya da kendi bedenleri üzerinde tam bir hâkimiyet kazanamayan Arjantinli kadınların kürtajın yasallaşması için verdiği mücadeleler. Metinlerimin bu çıkarımları desteklemenin ötesine geçemediğini düşündüğüm için söyleşilerde ve etkinliklerde politik meselelerden daha fazla bahsetmeye çalışıyorum.

JJ: Sizce günümüzde ifade özgürlüğünün karşısındaki en büyük tehdit ne? İfade özgürlüğünüzün kısıtlandığı zamanlar oldu mu?

SS: Resmi anlamda sansüre maruz kalmadım. Ama belki de ifade özgürlüğüne aynı ölçüde, hatta daha fazla zarar veren şey,  “iyi niyetli”  vatandaşların sebep olduğu gayri resmi sansürdür. Birkaç kez başıma geldi. Mesela bir okulda katıldığım okuma etkinliğinde kürtajı konu alan öykümden bahsetmeye çalıştım ama öğretmenler, nazik bir tavırla başka bir metin seçmemi rica ettiler. İsrail’deki festivallerden birinde verdiğim bir röportajdaysa kadınların anne olmama özgürlüğüne değindiğim kısımları kesmeyi önerdiler.

samantdaschweblin

JJ: Genç yazarlara ne tavsiye edersiniz?

SS: Okuyun. Ama gerçekten dikkatli bir biçimde okuyun. Okurken bedeninizde ve zihninizde olup bitenleri kelimesi kelimesine anlamaya çalışın. Clarice Lispector’ın “Buffalo” öyküsünü bu şekilde okuyun. Ardından Shirley Jackson’ın “Piyango” isimli öyküsünü. Ardından Antonio di Benedetto’nun “Horse in the Saltflat” öyküsünü. Ardından başa dönün ve tekrar okuyun.

JJ: Sizce insanlar neden hikâyelere ihtiyaç duyar?

SS: Çünkü hikâyeler aracılığıyla kim olduğumuza ve neye inandığımıza karar veririz. Kendimizi sınamak, en kötü korkularımızla yüzleşmek, tepkilerimizi ve hayatta kalma yöntemlerimizi deneyimlemek için henüz edebiyattan daha ileri bir teknoloji yok. Canavarların karşısına dikilmemizi, onlarla yüz yüze gelip zarar almadan dünyaya dönmemizi başka hiçbir teknoloji sağlayamaz. Üstelik kazanımlarımız yara almamakla sınırlı değil; hayati bilgilerle dönüyoruz – kendimiz ve insanlık hakkında, zaman içerisinde dünya görüşümüzü ve dünyayla ilişki kurma biçimimizi değiştirecek bilgiler.

JJ: Little Eyes isimli romanınızda her bir kentuki –her bir aygıt– tek bir yaşama sahip. Bağlantı sonlandığında kentukiyi kontrol eden kişiye toplam bağlantı süresini gün ve dakika bazında gösteren bir mesaj geliyor. Neden kentukileri şarj edilmek ya da tamir görmek yerine  “ölüm” olarak niteleyebileceğimiz bir özellikle tasarladınız?

SS: Sanırım bir şeyleri kaybetme fikrini işlemek istedim. İki insan arasında kurulan bağlantıların tümü eşsizdir ve tekrar edilemez. Dolayısıyla bir bağlantı, bu ister teknolojik sebeplerle olsun ister ahlaki ya da başka sebeplerle, zarar gördüğünde bir daha dönüşü yoktur. Teknoloji dünyasında bağlantılar birbirine benzer görünebilir ama gerçek hayatta “öteki” ile kurduğumuz bağlantıların (ilişkilerin) ne kadar benzersiz ve tekrarlanamaz olduğu açık.

Çeviren: Fulya Kılınçarslan

PEN Amerika’nın haftalık söyleşi dizisi “PEN Ten” tarafından yayımlanan söyleşi, İngilizce çevirisinden (Megan McDowell) kısaltılarak Türkçeye çevrilmiştir.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Bir Dilim Kitap Lütfen!Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Henry Roberts

29 Nisan 2026

Wim Wenders Değil, Arundhati Roy Haklı..

Wim Wenders Berlin Film Festivali’nde ne söylerse söylesin, nükleer savaş tehdidinden namus cinayetlerine kadar bazı filmler doğrudan yasal düzenlemeler yapılmasına yol açtı. Sinemanın yalnızca kırmızı halıdan ve film gösterimlerinden ibaret olduğunu düşünene..

Devamı..

Edebiyat tarihinin miladı hangi romand..

Erdinç Akkoyunlu

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024