Yanlış mı belledim, insan sorumluluktur.
Bulunduğumuz coğrafyanın her bir kilometre karesine insan olarak nitelendirmediğimiz ne kadar çok kimlik düşüyor. Dünyayı saran şiddet ve kör savaş sarmalında, insanın bir kimlik olarak anlamını giderek yitirdiği, insana ait alt kimliklerin (din, dil, ırk, cinsiyete dayalı) ön planda olduğu günümüz dünyasında insana sadece ama sadece insan olarak bakmanın namümkün olduğu zamanlarda yaşamıyor muyuz? İnsan özellikle içinde bulunduğumuz kapitalist sistemde öyle bir hale bürünmüş durumdadır ki, onun insanlığı ancak kendini tanımladığı bir başka kimliğe sıfat olmak durumunda, ne yazık ki!
Durum böyle olunca, dünyanın hemen her yerinde kendi türünden/ulusundan/kabilesinden/inancından/görüşünden/sınıfından/partisinden/ailesinden olmayan her insana/varlığa karşı şiddetin hemen her türlüsü sıradanlaşıyor. Bu şiddetin haddini şahsen benim havsalam almıyor. Maalesef ki "O kadarını da yapamazlar!" diyebileceğimiz bir nokta yok yaşadığımız bu lanet yüzyılda. İnsanlığımızdan utanır hale geldiğimiz, kötülüğün, şiddetin, akıl almaz işkence türlerinin sıradan hale geldiği bir toplumun bireyleri olarak kendimizi bu bulaşıcı kötülüklerden korumak için dahi çaba sarf etmek durumunda olduğumuz aşikâr.
Sadece insana değil, herhangi bir canlıya uygulanan şiddete sessiz kalırsak, kötülük bize de bulaşır. Zira eylemsiz bir insanın iyi’liğinden bahsedemeyiz, insan eyleyen bir varlıktır, onun iyi veya kötü olduğunu eylemleri belirler. Kabul edelim ya da etmeyelim ne yazık ki kötülüğü yapan, şiddeti uygulayan “biz”den biriyse çoğunlukla sessiz kalıyoruz. Buradaki biz’den biri(leri), bazen ailemizin bir üyesi, bazen yoldaşımız, bazen dostumuz, bazen arkadaşımız, bazen soydaşımız, bazen dindaşımız, bazen kendi cinsimiz oluyor. Şu sorulara verdiğimiz yanıtlar şiddetle aramızdaki mesafeyi ölçer sanırım: Kahraman olarak gördüğünüz bir kimse bir kediyi, köpeği, atı, katırı hedef tahtasına koyup kurşun yağmuruna tutsa ona karşı gelir misiniz? Oğlunuz arkadaşlarıyla bir olup bir hayvana tecavüz etse şikâyetçi olup ceza alması için bir eylemde bulunur musunuz? Sevgiliniz kedinize kızıp pencereden aşağı atsa, onun bu yaptığı karşısında ilişkinizi bitirir misiniz?
Bakın buradaki sorular sadece hayvanlara yönelik şiddete dair. Eğer “biz”im için hayvana yönelik şiddetle insana yönelik şiddet arasında bir derece farkı var ise, ki bence yok, birincisine “Aman ne olacak altı üstü bir hayvan, insandan mı kıymetli?” diyorsak, kabul edelim ya da etmeyelim ikincisine kapıyı açmış oluruz. Unutmayalım ki kötülük bir anda bütün ruhumuzu sarıp bizi kötü yapmaz. Zehrini en umulmadık yerden, açık bıraktığımız bir aralıktan akıtır.
Şiddeti, her türlü şiddete karşı durarak, bunu öğrenip öğreterek hayatımızdan çıkarabiliriz. Ruhen ve bedenen sağlıklı bireyler olabilmek için öncelikle bütün canlıların yaşam hakkının olduğunu, insan olarak bizim hiçbir şeyin efendisi olmadığımızı, sadece diğer canlılar gibi doğanın bir parçası olduğumuzu kavrayıp çocukları, gençleri ve de hangi yaşta olursak olalım kendimizi doğanın yararına değiştirebilirsek şiddeti hayatımızdan çıkarmanın ilk adımını atmış oluruz sanırım. Böylece yaşadığımız dünyaya karşı sorumluluğumuzu miskali zerre de olsa yerine getirmiş oluruz.
Canımız şairimiz Gülten Akın’ın bir dizesiyle başladım, o dizenin olduğu Savaşı Beklerken şiiriyle bitireyim:
Nergisten sorumlu değilmişim bunu öğrendim
Kar umarsız yağabilir, ayaz çıkabilir
Uzun sürebilir, kötü şeyler olabilir
Nergis uyanmayabilir
Ne ışgını ne dalı sor ne de tomurcuğu
Aklım kırık, şaşırdı eski beklentilerim
Kimyasal korkular, kanlı gecelikler, dalgalı sirenler
Çocukları koyver, nereye gitseler ne yapsalar
Nasılsa füzeler bombalar onları buluyor
Nergisten ben sorumluydum, ışgından ve çocuklardan
Yanlış mı belledim, insan sorumluluktur.






