Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

21 Şubat 2020

Öykü

Sinekleri Bağışlardın

Mehmet Cebe

Paylaş

20

1


Dışarıda nasıl da rüzgâr var! Pencerelerin kapalı mı? Bu bahar balkonumuza yine serildi kuru yapraklar, bir görsen. Sen de duyuyor musun abla, sabahları, rüzgârın hafif adımları altında ezilen kuru yaprakları... Az sonra yağmur başlar. Önce kof bir gök gürültüsü yoklar semayı: Ses, sesi dürter. Ses, benim gibi korkakların korkularını dürter. Kuşlar gök gürültüsüne pabuç dilleriyle karşılık verir; mahallenin sorumluluk sahibi köpekleri havlar belki, ilham perileri evlere dağılır, ağaçlar hışırdar kendi aralarında, sokağın rengi soluverir hemen: Ne naif bir ayaklanma!

Hani eskiden yağmur her yağdığında buğulu pencereden sokağı izlerdim ya donuk donuk. Sen de pencere pervazlarını şair yuvası beller, “Şair mi olacaksın kız bakim başımıza,” derdin. Soruyla beraber sesin çatlardı, bir ayna olmamı istemediğinden dolayı değil mi abla?

Bazen her şey, hiç değişmemiş gibi aynı geliyor: Duvarlar hâlâ sarı mesela. Mahallenin kuru sesleri, komşular, özellikle Nuran Teyze ve müritleri, hatta karışan yemek kokuları ve karışan tabaklar... Değişmek istemiş de başaramamış gibi değil, değişmekten hep korkmuş gibi bir ürkeklik var bu aynılıkta. Rüzgâr, senin gittiğin günkü çürük nefesiyle soluklanıyor sanki her sabah. Rüzgâr dindi az önce, mutfak penceresi ıslık çalmıyor artık. Tık, tık, tık seslerini duydun mu? Yağmur başlayalı neredeyse on dakika oldu. Nasıl da deli yağıyor. Bulutlar aynı sen gibi kendi saçlarını yoluyor.

Özellikle babam evde olmadığı geceler, tahta kapının arkasına dayadığımız, hani bizi koruduğuna inanıp en küçük tıkırtısına uyandığımız o eski beşiği çöpün kenarına bıraktım geçen hafta. Ertesi gün baktığımda yerinde yoktu: Anılar, kaybolmaya ne kadar da müsait biz serbest bıraktığımızda. Neyse. Eski ne var ne yoksa attım işte. Annemin uzun eteklerine, yazmalarına, kokulu tespihlerine kıyamadım yalnız. Acının tüm tarihi işlemeli o al eteği mahallede en çok anneme yakıştırırdım ya...

Tüm bu yakıştırmaların dibi tutsa, şairler aç kalır mı abla? Senin yokluğunda, annem, üflediği sigara dumanlarının içine, ta yüreğine, senin adını da fısıldardı her nefeste. Yürekten yüreğe o dumanlı yolun dağılmaya pek meyilli olduğunu söylerdi. Annemin söylediği hiçbir şeye inanmazdım. Yine de bizden uzaktayken tüttürdüğünü bildiğim o marka sigaranın dumanında, her defasında, annemi duyduğunu zannederdim o zamanlar. Sensiz yaptığımız ilk pazar kahvaltısında kriz geçirmişti annem. Babamın seni görüp de dövdüğü günkü gibi titriyordu. Sürmeli gözlerinden renksiz renksiz süzülen iplikçikler, üzerindeki o çok sevdiği mor bluzu patlıcan moru etmişti. Elinde olsa o ipliklerden bana bir kazak örerdi oturduğu yerde: Yine nerelerde sürttün, kazağı. Senin adına döktüğü yaşları üzerime şöyle geçirir,süzer, onu zor duruma düşürecek olma ihtimalimi, soğumuş çay bardaklarının şahitliğinde mühürlerdi.

Yıllar sonra, yarısı yenmiş bir temmuz gününde, aynı bu şekilde, kapının dar eşiğine oturup, yönsüz sorular sormuştum sana. Sorular soruların kuyusunu kazıyor, sorular, cevapları daha dinlemeden azarlıyordu. Sorular sana ulaşıyor muydu? Hiç bilmiyorum. Bu bilinmezlik, o bilinmezliği örter mi abla? Babam ve annem, dıdımızın dıdısının düğününe gitmişlerdi. Hatırladın değil mi? Evden çıkmadan evvel yine bu eşikte tokat atmıştı babam anneme. Ses eşikte kuş olup kanat çırpmıştı. Soluğumuz, oturduğumuz yerde çırpınmıştı. Kal gelmişti duvarlara, biz yine o duvarların ardında bırakılmıştık. Sen on dördündeydin, ben dokuz. Hatırlıyorsun değil mi ayrıntıları da? Balkonda oturuyoruz... Dudaklarında ilk sigaralarından biri; hem öksürüyor, hem de yaşlı gözlerle gülümsüyorsun. İlk aşkını bana ilk defa açıveriyorsun. Annem ve babam o sırada dıdımızın dıdısının düğününde somurtuyor olmalılar. Özellikle o gece, buğusu tam da şuan silinmişçesine, çok net. Sen anlatıyorsun, benim kalbim küt küt atıyor. Sen ağlıyorsun, ağlıyoruz. Kahkahalarımız ikiz doğuyor o gece. Hiç soru sormuyor, bölmüyor, yalnızca dinliyorum. Yıldızlar kadar uzağım belki anlattıklarına ama yıldızlar kadar sessiz ve ışıl ışıl dinliyorum anlattıklarını. Ben seni, gece ikimizi dinliyor sanki. Salonun ışıkları açık, televizyon içeride inatla çalışmaya devam ediyor bir yandan. Karanlık balkon duman tütüyor, balkon, ikimizi de tüttürüyor diğer yandan. İlkyazın sonlarına doğru yer döşeklerini taşırdık ya seninle balkona. Nasıl da ağır gelirdi o zamanlar; akşam ser, sabah topla. Üşenirdik. Uykumuzun ağırlığı yataklara geçer, yastıklardan yere düş damlardı sanki. Uyandığımızda ise yalnızca seni ısırmış olurdu yakarcalar. Uykudan uyanıncaya kadar kaşımaktan kanatırdın kolunu bacağını. Yine de her sabah, kolunda, bacağında, bazen boynunda açan yaralara rağmen sinekleri bağışlardın. “Affettim onları,” derdin. “Yeter ki izi kalmasın.” Annemi de affettin mi abla?

YORUMLAR

Deniz Muzaffer

Merhaba. Ben Özbekistan'lı bir çevirmenim. Bu öyküyü çok beğendim ve biz de okuyalım diye Özbek türkçesiye çevirdim. Ama yazarı bulamıyorum. Eğer yazar bunu okursa twitter'de @Josephİvory7 accountuna bir mesaj atsa iyi olurdu. Teşekkürler 😊

3 Mart 2020

Öne Çıkanlar

Pınar Civan: Neden Feministim?Haden Öz
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

James Folta

10 Temmuz 2025

Yaz Mevsimi Kalın Bir Kitap Okumak İçi..

Görünüşe bakılırsa bu yaz kimileri için eziyet, hedeflere ağır basıyor ve çoğu insan yaz aylarının sözde özgürlüğünü kendine –kendi şartlarıyla–  eziyet etmek için kullanıyor.Görünüşe bakılırsa bu yaz herkes tercihini hacimli kitaplardan yana ku..

Devamı..

Samandağ Kitap Fuarı ve Yıkıntıların İ..

Semih Gümüş

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024