Tenhada Islık
25 Kasım 2019 Öykü

Tenhada Islık


Twitter'da Paylaş
0

Uzunca bir zamandır tek başına ve çaresiz, annemin ölümünü izliyorum. Pencere açık, sokakta babam denen zifiri karanlık gölge, yamuk yumuk kahkahalarıyla havayı yırtarak yürüyor. Onun sararmış pis ağzından çıkan ve beni dehşete düşüren iğrenç ses yumakları pencereden aşağı sarkıtılmış sapsarı bir intihara tutunarak yukarı çıkıyor. Bir yılan gibi kıvrılarak pencereye kadar geliyor, içeri girip etrafı şöyle bir kolaçan ettikten sonra önce boynuma dolanıyor ve ardından beni öğürte öğürte boğazımdan aşağı iniyor. Tabii annem, tertemiz geceliğiyle usulüne uygun, aynı pencereye doğru ilahi bir kayıtsızlıkla yürüyor o sırada. Güzelce kenarlarından tutunuyor ve olanca gücüyle ileri, boşluğa atılıyor. Aynı anda kapı zili çalınıyor. Sonra yumruklarla dövülüyor kapı. Ben artık dehşetle öğürüyorum tabii. Bir ölümü prova ediyormuşum gibi ellerim boğazımda, içimde gezinen o kaygan kahkahayı, ölümsüz bir anne olarak kusmaya çalışıyormuşum gibi. Bir inilti. Kapının önünde darmadağın bir adam. Gözleri yaşlı, güçsüz, fersiz bir mahluk. Ölüme pekâlâ daha uygun gibi görünüyor gözüme. Tabii kapı açılınca birdenbire öfkeyle doğruluyor, ensemden tuttuğu gibi odanın ortasına fırlatıyor.

Bir yığın farazi söz, rezil, işe yaramaz cümle, hüzün demeye bin şahit bir hüzün... "Gidiyoruz!" Ben intikam yüklü bir sessizliği kusuyorum halının üstüne. Yüzümde üç tokatlık yer açılıyor. "Çabuk!" Üzerime bol gelen bir paltoyu suratıma atıp, "Giy!" diyor, giyiyorum, "yürü!" diyor, yürüyorum. Başım emme basma tulumba gibi ne dese heybeme ucu sivri bir sövgüyü yükleyerekten kabul ediyorum. Omuzlarım, ellerim ve takırdayan dişlerim beni yürütmüyor. Kolumdan çekiştiriyor. Apartmandan çıkıyoruz ve annemin devasa ölüsünü örten meraklı kalabalık beni buz gibi üşütüyor. Bambaşka sokaklara dalıyoruz birlikte. Yeri ve göğü öfkelendiren bir yürüyüş bizimkisi. Tam bir fiyasko. Tahammül edilemez bir yaranın acısına dönüşüyoruz durduk yere. Bu kaçış canıma tak ediyor. Kolumu hızla kurtarıp gerisin geri koşmaya başlıyorum. "Piç!" diyor ardımdan duyuyorum. Dişlerinin arasından sızan o leş kokulu salyaları görüyorum arkama baka baka koşarken. Bir hamle yapıyor ama vazgeçip kendi irin dolu yolculuğuna dönüyor. Nefes almak epey zor.

Bilmem kaçıncı defa terk ediliyorum. Israrla bir gün daha yaşıyorum. Annemin ölüsü siren ışıklarıyla örtülmüş, etrafında incelik yoksunu, çağ artığı babam kılıklı bir araba ucube. Hey! Ucube olan benim! Ve intiharın göverdiği yere doğru koşuyorum. Kan gölünün etrafı sapsarı çizgilerle çevrili. Kollarımdan tutup kaldırıyor biri, diğeri yamulmuş ağzıyla abuk sabuk konuşuyor ve nihayet, gökyüzünde mosmor bir aydınlık peydahlanıyor. İçine tüm dünyanın sığabileceği kadar geniş olan kan gölünün önüne kadar gelip diz çöküyorum. Ve birdenbire, bir serçe kuşu ölüsü, o gölün içine düşüyor. Sıçrayan kanı maharetle üzerime giyiniyorum ve kana bulanmış yüzümü göğe vakarla kaldırıyorum. Bir serçe ölüsü daha düşüyor ve bir tane daha, bir tane daha. Annemin devasa ölüsü serçe kuşlarının minicik cesetleriyle örtülüyor. Ben de içimde gezinen o kaygan, buz gibi kahkahayı patlatıveriyorum o anda. Beni çekiştirenlerin yüzlerine tükürerek ve "Piç" diyorlar dişlerinin arasından, duyuyorum.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR