Tunç Kurt • Kusursuz Çember
19 Kasım 2017 Öykü

Tunç Kurt • Kusursuz Çember


Twitter'da Paylaş
0

Nereye gidersem gideyim, kendimle baş başa kalacağımı biliyordum ama yine de hayal etmekten kendimi alamadım. Arkamda eski “ben”i bırakmak ve tatilde yepyeni bir “ben” keşfetmek gibi saçma sapan bir düşünceye kapıldım. Ben’den kurtulmak için benlikten, her şeyden önce bilinçten kurtulmak gerekiyordu. Bedenin ötesindeki tüm bu ıvır zıvırlar, mutual yaşayan parazitler gibi birbirinden besleniyordu. Bu yüzden ne yok oluyorlardı ne de gerçek anlamda var olabiliyorlardı. Tüm parazitlerimi yanıma alıp otelin küçük plajına indim. Kendime gölgeli bir şezlong bulup yerleştim. Çok fazla insan yoktu. Biraz ileride birbirinden sıkılmış görünen bir çift, yaşlı bir turist, kumdan kale yapmaya çalışan bir çocuk ve az ilerisinde çocuğun anne babası olduğunu tahmin ettiğim bir başka çift daha. İsteksiz adımlarla gelen garsonu da dahil edersek bu kadroya, bir avuç insandık plajda. Okumayacağımı bile bile çok satan polisiye bir roman getirmiştim yanımda. Denize girmeyi de istemiyordum. Odada duvarlardaki öldürülmüş sivrisinek cesetlerine bakarak kendi sıkıcı iç sesimi dinlemeye tahammül edemediğimden insan içine çıkmaya ihtiyaç duymuş olmalıyım. Seçtiğim konum her ne kadar yabani olduğumu gösterse de hiç yoktan iyidir diye düşündüm. Bir şekilde hayat devam ediyordu ve ben ne şekilde buna dahildim bilmiyordum. İç sesimi duymamanın en iyi yolu yüksek sesle müzik dinlemekti. Böylece dış dünya görünümlerden kurtulup izlenimlere dönüşüyordu, her şeyden önemlisi iç sesim beni aşağılayamıyordu. Yaşlı turist kadın yerinden kalktı ve kumsalın ortasına doğru yürüdü. Bir süre etrafına bakındıktan sonra bir sopa alıp yere diz çöktü. İsmini yazıyor olmalıydı, Bodrum check in’li bir hatıra fotoğrafı için belki. Neden sonra kendi ekseni etrafında dönerek sopayla bir çember çizdiğini fark ettim. Kalktı ve çemberden çıkıp çizimine baktı. Etrafında döndü ve inceledi. Yüzünde memnuniyetsiz bir ifade vardı. Ayağıyla çemberi bozup tekrar denedi. Yine tam istediği gibi bir çember çizemedi. Biraz uzaklaşıp yeni bir çember daha çizdi, bu kez daha özenli görünüyordu fakat bu mesafeden bile belli oluyordu çemberin simetrik olmadığı. Ravel’in1 atmosferinde masalsı bir karaktere büründü benim için. Neden bu kadar ciddiydi, neden durduk yere kusursuz bir çember çizmeye ihtiyaç duymuştu? Vazgeçmedi kadın, defalarca denedi, hepsini tek tek inceledi ama bir türlü istediği o kusursuz çemberi çizemedi. Sopayı atıp şezlonguna gitti, havlusunu ve çantasını alıp plajdan uzaklaştı. Kulaklığımı çıkarıp gerçeğe döndüm. Dalgaların olağan sesleri doldu kulaklarıma. Biraz olsun sağaldığımı hissediyordum ki bu dinginliği garsonun, “Deli amuna goduğum garısı!” küfrü bozdu. Göz göze geldik, belli ki tepkisine katıldığımı gösteren bir şey, en azından müstehzi bir gülümseme bekliyordu. Cevap vermedim, bakışlarımı çevirdim ondan. Neden deli olsundu ki? Hayatın çirkinliğine inat bir şeyin kusursuz görünmesine ihtiyaç duyuyor olabilirdi. Tam da benim ihtiyaç duyduğum şey. Kusursuzluk değil belki ama en azından bakmaya ya da görmeye değer herhangi bir şey. Yerimden kalkıp çemberlere doğru yürüdüm. Yakından inceledim hepsini, kusursuz olmasalar da oldukça güzel görünüyorlardı. Sonra yanıma kale yapan çocuk geldi, beraber bakmaya devam ettik. Ardından çocuğun anne ve babası da geldi. Ne güzel çizmiş dedi kadın. Adam başıyla hatta tüm bedeniyle onayladı onu. Genç çift de bize katıldı, birbirlerine daha da yaklaşmışlardı, genç kadının işaret ettiği çemberleri izliyordu adam. İlgimiz uzun sürmedi ama ilk defa bu tanımadığım insanlarla göz teması kurdum ve hatta çemberler hakkında birkaç laf da ettim. Herkes, sözbirliği etmişçesine yavaşça dağıldı. Havlumu ve okumayacağım kitabımı alıp odama gittim. Yemeğe kadar odada yatağa uzanıp gözlerimle tavana çemberler çizdim. Göz ve muhayyile bir araya gelince kusursuzluk yaratılabiliyordu ama biliyordum ki bu ekibe ellerimi de dahil etseydim çizemezdim onları. Kadına hak vermiştim, sadece kusursuzluğa olan bu düşkünlüğünü merak ediyordum. Yemek salonuna indiğimde herkes yerini almıştı. Yabancı kadın, tek başına oturmuş, çorbasını karıştırıyordu. Karıştırma işlemi bitmek bilmiyordu, aslında amacının çorbayı karıştırmak olmadığını, kaşığıyla mercimekten çemberler çizdiğini fark ettim. Yüzünden memnuniyetsizlik ifadesi okunuyordu. Yanına gidip masasına oturmayı düşündüm. Yarım yamalak İngilizcemle ona çemberlere ya da kusursuzluğa olan ilgisini sorabilirdim. Buna kendim bile inanmadım, gerçekten merak mı ediyordum, yoksa kendimden bu kadar çok mu sıkılmıştım? Bunların ikisi de doğru olabilirdi ama yine de yalnızlığı seçeceğimi biliyordum. Kendime boş bir masa buldum, kadına sırtımı dönüp oturdum. Yemeği boğulurcasına yedim, burada durmaya, etrafıma bakmaya ve kendimi sorularla yormaya niyetim yoktu. Odaya gidip, sivrisineklerin vızıltısını dinleyerek uyudum. Sabah ter içinde uyandım. Saat 10.00’a yaklaşıyordu. Onu yeniden çember çizerken görme isteğime yenildim. Şortumu giyip, havluyu aldığım gibi plaja indim. Plajda yabancı kadın hariç herkes vardı. Hepsi bir araya gelmiş ve insandan bir çember oluşturmuşlardı, yanlarına gittim ve baktıkları yere baktım. Kocaman, kusursuz bir çember duruyordu ayaklarının ucunda. Çizgide ne bir tereddüt hissi ne de en küçük bir sapma belirtisi vardı. Bir merkez noktası belirleyip gözümde bir pergel canlandırdım, izlenimsel çemberim kadının çemberine bire bir uyuyordu. Heyecanla, “Kusursuz bir çember!” demiş bulundum. Herkes onayladı kırık sözcüklerle. Garson da yanımıza gelince dayanamayıp sordum kadını. Buna daha fazla kayıtsız kalamazdım. Neden kusursuz bir çember çizmeye çalıştınız, dahası bu kusursuz çemberi nasıl çizdiniz diye sormak istiyordum ona. Garson, kadının bu sabah otelden ayrıldığını söyledi. İçimden taşan heves, çemberin içine hapsolup kaldı. Bir süre daha çembere baktıktan sonra herkes bir bir dağılıp şezlonguna gitti. Ben de yerime döndüm. Yüz üstü uzandım. Kuma baktım, gözlerimde bir pergel canlandırdım, parmağım o çemberi takip ederek kumda gezinmeye başladı, dikkat kesildim parmağıma, en ufak bir tereddüt etmeden çemberi tamamladım. Dikkatle baktım. Bir yerden sonra küçük bir dalgalanma olduğunu fark ettim. Parmağım işin içine girmeseydi, izlenimlerime güvenseydim eğer, kusursuz bir çemberim olacaktı. Hayatımda kusursuzluğa yer yoktu. 1 Pavane pour une infante défunte

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR