Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

27 Mayıs 2025

Edebiyat

“Hayranlık, gönül açıklığı, şükran, kıyamet”

Çağnam Erkmen

Paylaş

1

0


Aylak gezmek, salınarak yürümek, kaybolmak, belirsizliğe ilerlemek kadının işi değil. 

Doğa Yürüyüşleri’ne ikinci bölümün ikinci epigrafından bağlanıyorum. 

Epigraf şu: “İçimde hayranlık, gönül açıklığı, şükran, kıyamet kopuyordu.” 

Cümle, Halikarnas Balıkçısı’nın Mavi Sürgün’ünden. Dört birbirine benzemez kelimenin bütünlüğüne çakılıp kalıyorum. En çok da kıyamet sözcüğüne. Bir yıkım, bir son, bir çaresizlik çağıran o kelimeye eklenen hayranlık, gönül açıklığı ve şükran tasavvuruna dikkat kesiyorum aniden. Epigraf tüm kitabın özeti sanki. Oylum Yılmaz’ın düşünce akışının her aşamasında birbirine benzemez şeylerin bütünlüğüne ve çağrışımların zihnimi kavrayışına zincirlenip tertemiz bir aydınlıkla ışıdığımı hissediyorum. 

Epigraf kullanmakla ilgili önyargım var, sebebi uzun bir tirada konu olur. Ama bu kez epigraf bana yol göstericilik yapıyor. Her okurun metni yeniden yazdığı savından hareketle cümlede geçen kelimelerin tümünün bir paket olarak bana hissettirdiği kişisel tarihçemdeki tek an gözümün önünde canlanıyor. Hayranlık, gönül açıklığı, şükran ve kıyamet. Böyle bir zamana şükür ki rastlamışım. İki sene önce Mısır’da tüm yüzü kaplayan yeni nesil şnorkelle binlerce deniz canlısını izlediğim zamana hapsolduğumdaydı bu evreka. Şnorkelin muhafazasında hıçkırıklı kahkahalar attığım, apansız sevincin mucizevi gerçeküstü deneyimiydi. Neşeyi ve yası bir arada hissettiğim denizin içinden kulağıma yankılan kendi sesimle hüzne düştüğüm an. Fovistleri kıskandıracak denli arsız bir renk cümbüşüyle, fosforlu yansımalı, şaşırtıcı, hayret uyandırıcı, nefes kesici bir karşılaşmaydı. Bir şeyle. İnsandan uzak bir şeyle. Kendime benzemeyen, kendimden uzak, yabancı, capcanlı diğer dünyayla, tam da epigrafta belirttiği gibi bir kıyamet, gönül açıklığı, şükran ve hayranlık hissiyle karşılaşma.

Deniz de doğadan sayılır. Oylum Yılmaz’ın doğa yürüyüşlerinde kolayca yakaladığı o hayranlık, minnet ve aşkınlığı küçücük bir anda ancak kavrayabilmeme de razıyım. Lirik yazının ustalarındaki gönül açıklığına her zaman gıpta etmişimdir. 

Kitap bir doğa yürüyüşü kitabı değil. Birbirini soyan birkaç katmandan oluşuyor. Doğanın yol göstericiliğinde edebiyatın karanlık ormanlarına, kadınlık durumlarının takıldığı çakıllara, dikenlere, zehirli bitkilere, kadın yazarın debelenmelerine göz atıyor. Metin bir yandan doğanın alameti farikalarını örnekleyerek, Latife Tekin’in, Cevat Şakir’in Brontë’nin, Julio Cortazar’ın, Melville’in, Flaubert’in, Halit Ziya Uşaklıgil’in, Nurdan Gürbilek’in, Atwood’un Le Guin’in, Virgina Woolf’un, Halid Refik’in, Saik Faik’in doğanın esrik haliyle, gökle yerle suyla hemhal büyülü metinlerinde tekinsiz yolculuklara çıkartıyor. Doğanın kendiliğindenliğini insanın kendilik arayışıyla harmanlıyor. 

“Çünkü yazmaya başladığım ilk günden beri kendime sorup durduğum bir soru var: edebiyat, özellikle de roman, insanı aramaktan, insan ruhunu merkeze koymaktan vazgeçip doğanın dili olmayı başarabilir mi? Ya da soruyu başka türlü sormam gerekirse. Edebiyat doğanın dili olmak isteyebilir mi?”1 Metni okurken itiraz ettiğim olgulara hınçlanmadan şaşkınlıkla bakabilmenin zaferini hissediyorum. Oylum Yılmaz beni aksolotllara inandırıyor. 

Yürüyüş deyince aklıma her zaman önce Thoreau gelir. Yürümekle ilgili geniş metninden aklımda kalan; ancak aynı yoldan dönmeyen bir güzergâhın insanı bir yere götüreceğiyle ilgili bir nükteydi. Bunu uydurmuş da olabilirim şimdi. Alıp başını gitmek, biraz kaybolmak, varmak ve dönmek kavramından uzaklaşmak. Akışa bırakmak, salınmak, dalmak, düşüncelerde zıplarken oturmak, duraksamak, takılmak, kendini başkaya bakmaktan alıkoyamamak, büyülenmek.

Amaçsız ve tek başına yürümek kadına özgü bir durum değil. Aylak gezmek, salınarak yürümek, kaybolmak, belirsizliğe ilerlemek kadının işi değil. Flanör kelimesi Fransızca maskülen bir kelime. Sokaklarda ve özellikle şehirde başıboş gezen aylak adam anlamına gelen kelimenin Fransızcada dişisi yok. Kadın eskiden beri eve ait. Anaç kadınlığın açmazı bu. Sokaktaki kadın da soylu değil. Ya çamaşırcı ya fahişe eski zamanlarda. Soylu kadın bir kupa arabasında seyahat ediyor, bir bahçede ya da bir malikânenin devasa kırlığında gezintiye çıkıyor. Çoğunlukla tek başına değil. Lauren Alkin aylak gezen kadına Fransızcanın vermediği imtiyazı tanıyor ve kitabına kelimenin dişisini başlık olarak veriyor: Flanöz. 

Modern zamanda dahi aylak gezen kadın zor bulunur. Kadın tek başına geziyorsa ya bir hedefe kitlenmiştir ya da sağlık ve spor amaçlı bir etkinliğin içindedir. Kadın elini cebine sokup yürümez, kadının mutlaka çantası torbası vardır. Mutlaka bir şey alır, bir şey bırakır, bir şey toplar. Yalnız yürümek hele ki doğada yürümek özel bir bakış, bir deneyim açlığı, merak, cesaret ve hiçlik içerir. Alkin, şehirlerin kadın flanözleri örneklendirirken Woolf’tan bahsediyor. Oylum Yılmaz da Woolf’u tam tersi bir paradoksla gezintiden dönen ev haliyle irdeliyor. Kendi saatinde ve zamanında dallanıp budaklanan, genişleyen küçülen, sünen, başka formalara evrilen sıradışı mekânda, doğada, insan müdahale şansının olmadığı bilerek ondan çaldığı imgelerle tarif etme çabasını sürdürüyor. Çünkü anlaşılmak için anlama çabası içinde. Amaçlı veya amaçsız yürümek, amaçlı veya amaçsız yazmanın eşdeğeri mi bilmiyorum ama Oylum Yılmaz düşünürken okuru da düşündürecek evrenine davet ediyor. İlla aynı fikirde olmaya da gerek yok, tatlı tatlı açtığı parantezlerin içi kolay dolmayacak bin yılların ikirciğini barındırıyor. Türkiye’deki sayılı lirik nesir yazardan biri Oylum Yılmaz. Büyülü, ılık bir dili var. Samimiyetle açtığı yerden alıp sözü Byung Chul Han’ın bir cümlesiyle bitireyim. “Doğa kendini özgür ve egemen sanan öznenin gözlerini açar ve görmesini sağlar. Öznenin doğa karşısında egemenliğinden vazgeçtiği gözyaşlarına boğulduğu an gerçekten romantiktir. Doğa ona doğallığını fark ettirir.”2

1 Oylum Yılmaz, Doğa Yürüyüşleri, Doğan Kitap, Mart 2025, s. 30.

2 Byung Chul Han, Tefekkür Yaşamı, Ketebe Yayınları, Ocak 2025, çev: Barış Tut, s. 93.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

2021'in ‘En İyi Tarihi Fotoğraf Ödülle..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

İbrahim Sarıkaya

7 Haziran 2025

“Zamanı Geriye Doğru Akıtmak”

Yalın bir dili var Öndeş’in. Diyaloglar, araya dolgu malzemesi gerektirmeden birbirini tamamlıyor ve akıyor. Sömürgeci geçmişi, iç savaşları, katliamları, faili meçhulleri ile bu toprakların ‘geçmiş’i, ‘bugüne’ dair her anlatının iskeleti, hiç değilse bir alt akıntısı ol..

Devamı..

Sebastião Salgado: Görsel Antropolojid..

Nedim Dertli

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024