Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

24 Mayıs 2025

Edebiyat

Goethe Evi’nin Üçüncü Katında

Sezen Ergen Breitegger

Paylaş

1

0


Goethe’yi ilk okuyuşum değil, tanışıklığımız eskiye dayanıyor. Hatta bence, ünlü şair tarihteki en güzel kitap adını bulmuştur.

İnsan yalnız mıdır? Yalnızlık ne anlama gelir, yanımızda olmayan biri de yalnızlığımıza çare olabilir mi? Cevaplaması güç sorular. Benim ilgimi daha çok çeken insanın ruh birliktelikleri sayesinde yalnızlığından sıyrılabildiği anlar. İki büyük şairin birbiriyle karşılaştığı an örneğin, bu şairlerden birinin yaşamıyor olması konunun en önemsiz kısmı. “İşte böyle dünya çapında kuvvetli eserler yaratan bir şahsiyet, acaba aynı kudrette bir ikinci şahsiyete rastladığı zaman, onu nasıl kavrar? Nasıl anlar? İkincisi, birincisinin üzerine nasıl tesir eder?” diye soruyor Melahat Özgü, Goethe’nin Hâfız’la karşılaşmasından bahsederken. 

Goethe’yi ilk okuyuşum değil, tanışıklığımız eskiye dayanıyor. Hatta bence, ünlü şair tarihteki en güzel kitap adını bulmuştur. Seçilmiş Yakınlıklar. Yazar ilişkilerden bahseden bu güzelim romanın adını kimyadan seçmiş. Kimyasal bir maddenin bileşiminde başka özel bir maddeyi tercih eğilimini anlatan bilimsel bu terimi alıp insan ilişkilerine uyarlamış. Batı-Doğu Divanı’yla karşılaşmam, bu kitabın beni çarpması ise çok yeni. 

Ülkemizde edebiyatla uğraşanların, kitap okuyanların bildiği hoş bir sır vardır. Sizin yeni vardığınız yere Enis Batur çoktan gitmiş, o çarpılmayı yaşamış, sonra da sizi çarpacak yeni şeyler yazıp bırakmıştır. Mallarmé mi dediniz, evet Önkudöde, Calvino’nun yaptıklarına mı şaşırdınız, Basit Bir Es orada duruyor, Şavkar Altınel’in şiirlerini mi keşfettiniz, Enis Batur çoktan kendisine şiir yazıp, Elgin Taşlar’ı ona ithaf etmiş bile. Bilgisinden korkmadığınız sürece, yazı okyanuslarında boğulmamaya çabalarken Enis Batur’un bıraktığı çıpalara tutunur, nefes alırsınız. 

İnsan yalnızdır yalnız olmasına, hatta edebiyat gibi bir uğraş için oldukça gereklidir yalnızlık ama yine de insan kendine bir yankı, bir ikiz aramaktan geri duramaz. “Beyaz Siyah” şiirinde şu dizelere rastladığında:

“Aklımda, tam uykuya dalarken, akşam 

yüksek sesle okuduğum Andronikos’un kor 

sözleri: ‘Ama yalnızlıktan hoşlandığı, yalnızlığı aradığı halde, asıl sevdiği, 

asıl aradığı… tırnağı kapatamıyorum.” 

Kapanmamış tırnakların içine sızar bazı okurlar. Şairin kitabın ismini açıkça vermemesine rağmen, Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı’ndan satırları yüksek sesle okuduğunu fark eden okur, aniden tek başınalıktan kurtulduğu sanrısına kapılıverir.

Bu aralar Enis Batur’la birlikte aynı seraba bakıyoruz, yine yalnız değilim. Almanya’da Goethe’yle Hâfız anısına bir anıt dikmişler. Büyük şairler karşılıklı otursun diye granitten iki dev sandalye. Enis Batur, Goethe’den etkilenmekle kalmamış, bu etkiyle koskoca bir Divan yazmış. Goethe Evi’ne henüz gitmiş sayılmam, fiziken gitmesem de “Goethe Evi” şiiriyle gidiyorum, gidiyoruz. Bütün bunlara bakıyorum, divanları okuyorum, okuduklarıma vereceğim anlamları düşünüyorum. Sonra böyle yazıyor Enis Batur şiirinde: 

“Güpegündüz yüzdüğüm oluyordu, 

sonuncu bir boyutun ötesinde.” 

Sonuncu boyutların ötesinde yüzmek başka şeyleri de mümkün kılıyor, tanışmadığı şairlerle konuşabiliyor insan, peşlerine takılıp birlikte Goethe’nin evini gezebiliyor ve onlara okuduklarıyla ilgili akıl danışabiliyor. Evin merdivenlerinden döne döne çıkarken Enis Batur’un aklında fırdönenleri dinliyorum, hoşuma gidiyor, güzel masallar söylüyor kulağıma, hem şiirde doğrudan bana da sesleniyor. 

“pek az okur 

kelimenin arka sokaklarına gitmeye kalkışır, 

insanın aslı imgeden ayırmak için 

öylesine yaklaşması gerekir ki 

alev çeker ve kavurabilir ya sokulanı, 

geri çekiliriz.” Ne de olsa Flaubert’in yetiştirmesiyiz sevgili Enis Batur, sen jozeflerde öyle öğrettiler bize. Ateşten bahsetme hakkını kazanabilmemiz için ellerimizin yanması gerekir önce, bunu iyi biliriz. 

Alevlerden korkmuyorum, geri çekilmiyorum, şiirde ilerlemeye devam ediyorum, şiir de zaten kıvılcım toplayan ellerden bahsedecek. 

“Böyledir işte: İçimizde yaşayan kem 

cini sevmeyince onu başkasında ateşe 

vermek için kıvılcım toplar ellerimiz.” 

Yanık eller, ateşle dolu piyâleler. Hem şiiri yazıyor, hem de şiiri nasıl yazdığını söylüyor bize alt dizelerinde şiirin, boşuna dememiş je fe sö kö je pü, daha ne yapacak, şiirlerinin loşlaşmasından bahsediyor. 

“Kimi şeyler ondan loşlaş-

tı. Sevdim o loşluğu; korudum, pekiştirdim.” 

En basit bilgidir bu, loş ışıklar altında dünya hep daha güzeldir. 

Şiirde Goethe’nin evinde üçüncü kata çıkıyoruz, o sırada Enis Batur, Freud’un Viyana’daki çalışma odasının duvarına astığı resmi düşünüyor. Bir koşu gidip bakmak istiyorum, anımsayamıyorum resmi, oysa Freud’un çalışma odası benim yanı başımda, komşu sayılırız Lou-Salomé’nin sevgilisiyle, her gün önünden geçtiğim müzenin kafesi insanları çekmek için, “Id’in pasta istiyor, egon biliyor! Bir dilimi 4,5 Euro. Kahvenle küçük bir analiz?” gibi komik şeyler yazıyor tabelasına, ben bunu anımsıyorum şiiri okurken. Devam. Söz Küçük Hans’ın at fobisine geldi şiirde, şair yine adını vermiyor okuruna ama anladım işte ne dediğinizi, “at korkusu sahiden de bütün korkuları yeğinleştirmiş bir hiyeroglif harfi sayılabilir mi” diye sorduğunuzda, Freud’un Küçük Hans’ının korktuğu at bu bahsettiğiniz.

Bir şiiri anlamak için bazen, Hüthüt kuşunun kanadında Almanya’ya uçmak gerekir. “Zaten pek çok şair için dil öğreniliyor bildiğim kadarı ile. Ben çok gördüm Eliot okumak için İngilizce ya da Hölderlin'i okumak için Almanca öğrenenler olduğunu. Bir işe yarıyor galiba ara sıra şiir,” diyordu şairimiz Önkudöde kitabında. Ben de Fransızcayı Mallarmé için öğrendiğimi düşünürüm hep, Almancayı da galiba Goethe ve Marianne’nin birinden diğerine Hüthüt kuşu uçan mektuplarını okuyabilmek için öğrenmişim. “Goethe’nin eşyası özenle yerleştirilmiş camlı vitrinlerin içine: kalemleri, mühürlü yüzüğü, aldığı ve saldığı mektuplardan bir demet”, şiirde de karşıma çıkıyor işte mektuplar, Marianne’nin yazdığı mektuplar da var mı Goethe Evi’nde? Şiirler yazıyorum bir zamandır, el yordamıyla. Goethe Evi’nde italikle yazılmış notlar var, “Bir şiirin yükünü, sığasını, genleşme eğilimini belirleyen etmenler onu doğuran atmosfere sıkısıkıya bağlıdır,” diyor, şiir azaltmalı mı yoksa istiflemeli mi onu tartışıyor notlar. Şiir yazanlar ustalara ihtiyaç duyarlar. İşte Enis Batur da Gülten Akın sonesinde, “karanlığıma rehber çıktıydınız,” diyordu Gülten Akın’a. Ben de şiirlerime bu italiklerden ışık arıyorum. 

Batı-Doğu, Doğu-Batı Divanı, yönler karışıyor, zaten kolay kaybolurum ben sokaklarda ve yönle tarif edilen yerleri de bulamam hiçbir zaman, yine kayboluyorum, neremiz batıda ve nereden doğuyor güneş, Ronsard’lardan çıkıp biz ne ara Hâfız’a vardık. Adımı söylüyorum, Fransa’da hep yanlış anlıyorlar, ah en sevdiğim ressam gibi Cézanne yani diyor çoğu, işte şiirdeki Merleau-Ponty dizelerini görünce aklıma bu geliyor.

“Garp sürgünü, şark sürgünü,” Lâle Müldür geliyor aklıma. Doğudan batıdan, her yönden gelip en sonunda hepimiz Aşık Veysel’e dönüyoruz çünkü aslında oyuz, özümüz o. “Nereden nereye gittiğimi bilmeksizin yoldayım gece gündüz,” diye yazmış Enis Batur şiirinde, okumaya devam ediyorum. Veysel anlamış bu iki kapılı handa olanları, biliyoruz, şiirlerimize, yazılarımıza alıyoruz. Ben Enis Batur’un şiirindeyim, Enis Batur, Ahmet Haşim’in anılarında geziyor Goethe’nin evini. Goethe’nin evinde kuyu varmış, benim aklımda bu kalmış Haşim’in anılarından, halk çeşmeden su içermiş de Goethe’nin evinde kuyu varmış. 

Divanları okuyarak asıl soruya geldik, “Kimim öyleyse ben?” diye soruyor şiir. Kurmacayla uğraşanların en büyük sorusudur bu, ”kimim ben?”, en büyük hasretleri de başka başka kimliklere bürünebilmeyedir her zaman. Enis Batur’un bir söyleşisini okudum geçen gün, Marguerite Yourcenar’ın Zenon’unu kendine ikiz bellemiş, ben de kendimi kurmaca ikizlerle büyüttüm. Jo, Feride, Catherine, Nuran, Franny, çok var ikizlerim. Zenon’un yaşını geçmiş artık Enis Batur, ondan bahsediyor. Durup düşünüyorum. Kendime kurmaca yoldaşlar seçtim ben de, yalnızlıktandı bu. İnsanın yaşı kurmaca ikizlerinden ileriyse mi yaşlanmış sayılır yoksa artık kurmaca ikizlere ihtiyaç duymadığını anladığında mı? Söyleşide, Aslında bir roman kahramanını kendine kılavuz seçmek de enteresan / Evet, ama roman kahramanı çok iyi ete kemiğe büründürülmüşse, yaşayan birinden farkı şu anlamda kalmıyor: ‘Yaşayan birini ne kadar tanıyabiliyoruz?’ En yakın arkadaşımızı bile ne kadar tanıyabiliyoruz? Halbuki kurmaca kişiyi yazan eğer çok ustaysa, onu bize tanıdığımız insanlardan daha fazla tanıma olanağı tanıyor,” diye konuşmuşlar. Doğru bu, sevdiği yazarlarla aynı tuhaf huyları paylaştığını anlayınca da yalnızlığı azalır insanın, bu satırları okuyunca çoğalıyorum sanki. 

Şiir bitiyor artık, son düzlüğe geldik. “Enis’tim oysa ben: İçindeki ufuktan, ufuktan gökkubbeye tırmanan alkımdan, 

en çok da kendinden ne yazsa korkmamayı 

öğrenemeyen câni”. Adlar takıyoruz kendimize, mahlaslar seçiyoruz, kurmaca karakterlerden ödünç kırkyamalarla süslüyoruz kendimizi, ama nedense dönüp dolaşıp hep kendimize varıyoruz. Goethe de Doğu yolculuğuna odasında oturarak ve Hâfız şiirlerini okuyarak çıkmıştı, Peyami Safa, Haşim’in Frankfurt seyahatnamesi için, “Bizi o şehirden ziyade bu büyük şairin ruhunda gezdiriyor,” demişti.

İtalik son notla bitiyor şiir. “Kimim ben kimlerle yan yana bunca kimsesiz.” Ben de Goethe Evi’ni geziyorum odamdan hiç çıkmadan, Ahmet Haşim ve Enis Batur’la yan yana, imgelerimden ayırıyorum kendimi, Suleika değilim, Sezen’im ben üstelik. 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Sanat: Tutku, Söylem ve MücadeleGökçe Oruç
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

6 Aralık 2025

Lezzet Rotası: Ankara'nın Meşhur Yemek..

Başkentte Lezzet ArayışıAnkara denince çoğu zaman akla ilk olarak siyaset, resmi yapılar veya şehir düzeni geliyor. Oysa başkent, kendine özgü bir mutfağa ve oldukça güçlü bir gastronomi kültürüne sahip. Şehre kısa süreli bir ziyaret yapıyorsan, yemek keşfi ..

Devamı..

Telefonunuzun Kölesi misiniz?

Nicolas Duffau

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024