Turan Erden • Yarım Saat
3 Ekim 2017 Öykü

Turan Erden • Yarım Saat


Twitter'da Paylaş
0

“Yarım saat sonra bu adamla sorun yaşayacaksın.” Etrafıma bakındım. Fısıldayan kimse yok. Nereden geldi ki bu ses? Şu koltukta oturan adam pek sıkıntı verecek birisine benzemiyor. Kendi halinde bir yabancı. “Yarım saat sonra bu adamla sorun yaşayacaksın.” Anons desem değil. Bekleme salonlarında izleme olayını abarttıklarını düşünüyorum gerçi. Her yer kamera, onlarca ekran. Görünmez bir el istediği yere yönlendiriyor onları, sabitliyor sonra. Birinin görüş alanı içindeyim. Yüzüme bakıyor dimdik. Objektifin parlaklığını görüyorum. İyice gözlerime yaklaştığını hissediyorum. İçindeki aynalar titreşiyor. Ekranlarda yüzümü görür gibiyim. Daha çok gözlerimi. Görünüp kayboluyorum. Birisi bana bir işaret veriyor. Ekranların kapladığı karanlık bir odada yüzümün aldığın son hâl donmuş duruyor olmalı. Yüzünü seçemediğim, yüksek koltuğuna oturmuş, sigara içen birisi tarafından aynı odada izleniyorum. Aynı anda başka bir kamera az önce karşımda oturan yabancıyı göz hapsine alıyor. O kadar çok kamera var ki. Bekleme salonu için sayısı çok fazla. Niçin bu kadar çok? Sayamıyorum ama, burada oturan, konuşan insanların sayısı kadar sanki, her birine bir kamera düşüyor olmalı. Salon kalabalık değil. Birbiriyle sohbet eden ikili, üçlü gruplar, dağınık. Adamla karşılıklı oturuyor gibiyiz, sadece biraz çaprazımda duruyor. “Yirmi dakika sonra bu adamla sorun yaşayacaksın.” Sesi gene duydum. Gerçek zamanlı izleniyorum sanırım. Saat tutuyor konuşan. Organize bir kafa bulmayla karşı karşıyayım. Adamın suratına baktım bir an, hiç oralı değil. Karnından konuşan tiplerden mi yoksa? Ağız hareketini görmedim. Kafa mı buluyor benimle? Ses kulağımda durmadan yankılanıyor. Adamın yabancı olduğu her halinden belli. Türk değil. Alman veya İspanyol olduğunu sanmıyorum. Entel bir havası var, Fransız olmalı. İyi de o cümleyi bu adam kurmuş olamaz ki. Böylesine düzgün bir Türkçeyle söyleyemez herhalde, aksanlı olur. Yabancı birisi, Fransız olduğuna eminim, karşımda durmuş, tam bir İstanbul Türkçesiyle, saatine bakarak ve karnından konuşarak benimle sorun yaşayacağını kendini sanki bir başkasıymış gibi sunarak fısıldıyor. Adamın yüzüne dik dik bakmamalıyım. Onu gözlediğimi anlamasın. Gel de derdini anlat sonra. Arada bir tam da gözlerimin içine sabitliyor gözlerini. Bir şeyden işkillendi. Ayağa kalkıp camın yanına gidiyor. Camı ayna gibi kullanacak. Dışarıdan vuran ışığı öyle bir açıyla yakalıyor ki salondaki herkesi görebiliyor. Buraya oturmadan önce dikildiğim yerde duruyor şimdi. İzlemiş olmalı beni. Bilmeyen birisi doğru açıyı bulmak için çaba sarf ederdi. Kulağına bakıyorum, kulaklığa benzeyen bir şey yok. Mikro olanlarından kullanıyor olabilir gerçi. Gidip sorsam sağır taklidi yapıp atlatabilir beni. Karanlık odadaki o adam yönlendirmiş olmalı. Ama nasıl? Adım adım mı? Yabancının öyle karo sayar gibi bir hali yok. Salonu kaplayan bilmediğim bir koordinat sistemi mi var yoksa? Bana bir başlangıç noktası lazım. Salonun dört köşesinden biri ama hangisi? Karanlık odadaki adamın yönlendirdiğini duyar gibiyim. “Şimdi beni iyice dinle. O koltukta oturan adama seninle sorun yaşayacağını bir şekilde söyledim. Göz teması kurmanız için cama doğru yaklaşıp doğru açıyı bir kerede yakalaman lazım. Senin ve bütün kameraların kendisini izlediğini sanıyor zavallıcık. Kafayı yemesi an meselesi. Ama gene de dikkatli ol. Saldırganlaşabilir. Bir şey yapmayacağız, adamın sabrının sınırını ölçeceğiz sadece. Az önce durduğu yere gitmelisin ama biraz farklı bir yere. Ne de olsa güneşin yeri bu süre içinde biraz değişti. Konumun yaklaşık aynı, açın farklı olacak. Unutma. Cama yüzünü ver ve kolonları say. Dördüncü kolonun önüne gel, bir metre açıkta dur ve saat iki yönünde başını cama doğru eğ. Cam tam o anda ayna etkisi yapacak. O paranoyak dışarıya mı, kendisine mi baktığı hususunda kararsız kalacak, afallayacak. Hadi şaşırtalım şunu.” “On dakika sonra bu adamla sorun yaşayacaksın.” Adam beynimin içinde konuştukça konuşuyor. Kim bu adam, niçin benimle uğraşıyor? Az önce ayakta durduğum yere çok yakın bir yerde durup saatine baktı. Oynadı durdu. Saati kendisine göre ayarlayacağına kendini saate göre konumlandırdı. Dışarıya bakıyor şimdi. Göz temasını kaçırdım. Şimdi tamamen onun ellerindeyim. Camı güç nesnesi gibi kullanacak. Salonda yapayalnız gibiyim. Beni istediği gibi gözleyecek. Yeni oyunlar oynayacak. İstemiyorum bunu. Birisi hakkımda konuşuyor gene, ensemde o tuhaf karıncalanma. Uyuşma başlayıp tüm bedenime yayılıyor. Kafam bedenimden ayrılıyor sanki. Kendi başına hareket ediyor. Titreme geldi gene. Uzun sürüyor, bitecek gibi değil. “Beş dakika sonra bu adamla sorun yaşayacaksın.” Yeter artık, ne olacaksa olsun. Hepsi bana bakıyor, hissediyorum. Bakmadan bakıyorlar, çok daha kötü. Dosdoğru baksalar bu kadar dengesiz hissetmeyeceğim kendimi, biliyorum. Buradakiler, o, karanlık odadaki adam, kameralar. Hepsi bir olmuş yarım saattir eziyet ediyorlar bana. Yeter artık. Bir şey yapmalıyım. Kaç dakikam var ha? Kaç dakika kaldı şu adamla sorun yaşamam için? Söylesene, konuşsana. Niçin suspus oldun. Saniyeleri mi saymalıyım. Neden ben sayayım. Benim yerime sayıyordun ya. Neredesin şimdi? Da-ya-na-mı-yo-rum. “Bir dakika sonra bu adamla sorun yaşayacaksın.” Sesi duyduğum anda altmıştan geriye doğru saniyeleri saymaya başlıyorum. Elli dokuz, elli sekiz, elli yedi. Şaşırmamalıyım. Kafam ağırlaştı iyice. Elli üç, elli iki. Karıncalanma arttıkça artıyor. Uzuvlarım benden değil. Zihnim açık olmalı. Saymaya devam etmeliyim. Kırk beş, kırk dört, kırk üç. Ayağa kalkmak en iyisi. Başım döndü bir an. Yabancıyla aramda on metre vardır en az. Yürüyecek gücü bulabilecek miyim? Otuz beş, otuz dört, otuz üç. Camdan bana doğru döndü yüzünü. Şaşırmış numarası yapıyor hayvan herif. Gözlerini dört açmış beni bekliyor. Yirmi beş, yirmi dört, yirmi üç. Uyuşma bütün vücuduma yayılıyor. Adım atmak çok zor. Bekliyor öylece. Bana doğru hamle etse görecek gününü. Kaçıp gitmese bari. Ne olacaksa şimdi olacak. En azından ilk yumruğu atan ben olmalıyım. On, dokuz, sekiz. Adımım boşa düşerken yumruğumu savuruyorum havaya. Saymaya devam etmeliyim, durmadan. Dört, üç…

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR